ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
‘ORTA ASYA’NIN
GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR
SOĞD VE SOĞDCA
Süer EKER*
Özet: Tarihi Sogdiana ve başkenti Semerkand, Doğu
İran dillerinin ve
kültürünün merkeziydi. Orta Asya’nın usta tüccarları,
diplomatları ve din
adamları Soğdlular, yüzyıllar boyunca İpek Yolu’nu aşarak
İpek Yolu
boyunca kültürleri ve Budizm, Manihaizm, Zerdüştlük gibi
dinleri
taşımışlardır.
Bu çalışmada Orta Asya’nın tarihi halkı Soğdluların
tarihleri, kültürleri ve
dilleri üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Orta Asya, İpek Yolu, Sogdiana,
Soğdlular, Semerkand
‘Mysterious People Of Central Asia’: Sogdians
Sogdiana and Sogdian Language
Abstract: Historical Sogdiana and its capital Samarkand
were the centers of
Eastern Iranian languages and culture. Master merchants,
diplomats the
monks of Central Asia, and mysterious Sogdian people
traversed the Silk
Road along centuries and caried their cultures and
religions such as
Buddhism, Manihaizm, Zooroastrianism etc. In this paper I
will deal with the
history, culture and language of the historical Sogdian
people of Central
Asia.
Key Words: Central Asia, Silk Road, Sogdiana,
Sogdians, Samarkand.
Giriş
İslam öncesinde İpek Yolu’nun merkezindeki Orta Asya1
Zerdüştlükten2
Budizme, Manihaizmden3 Nesturi Hristiyanlığa4 değin
farklı dinlerin inananları ve
farklı dillerin5 konuşurlarıyla bir diller ve
kültürler kolajıydı.6 İpek Yolu7 boyunca
*
Doç. Dr., Başkent Üniversitesi.
1
Orta Asya, bugün beş Orta Asya Cumhuriyeti ile Çin’in en
büyük eyaleti ‘Sinkiang’ı
(Doğu Türkistan) ve Afganistan’ın kuzeyini içine alan
coğrafyanın adıdır. Kazakistan,
Orta Asya’nın en ‘yeni’ coğrafyasıdır. ‘İç Asya’ ise Orta
Asya ile birlikte Sibirya’nın
güneyi, Moğolistan, İç Moğolistan ve Tibeti de içine alan
daha geniş coğrafyadır.
2
‘Peygamber’ Zerdüşt tarafından MÖ 6. yüzyılda kurulan
tanrı Ahura Mazda inancına
dayalı Zerdüştlük, Sasani İmparatorluğu’nun resmi dini
idi. Zerdüştlüğün bugün de İran,
Hindistan vd. ülkelerde inananları bulunmaktadır.
3
Manihaizm, Mezopotamya doğumlu ‘peygamber’ Mani
tarafından MÖ 3. yüzyılda
kurulan ve Orta Doğu ile Orta Asya’da yayılan bir dindir.
4
Adını MS 4. yüzyılda yaşayan Nestorius adlı
Bizanslı bir din adamından alan Orta Doğu
kaynaklı bir Hristiyan mezhebidir. Geç Antik dönemde,
Uygur Türkleri dahil olmak
üzere,
Orta
Asya’ya
Çin’e
değin
yayılmıştır
(bk.
http://www.nestorian.org/nestorius.html).
5
İpek Yolu’ndaki dinlerle ilgili olarak bk. (Foltz 2000).
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
78
6
İpek Yolu tarihi ile ilgili olarak bk. (Valeria 2012).
7
İpeğin rolü ve İpek Yolu: Dokumacılık teknolojisinin
henüz gelişmediği tarihi süreçte,
insanların belki daha korunaklı ancak fiziksel bakımdan
çok rahat sayılamayacakları bir
giyim kuşam kültüründe ipek, konforun ve zenginliğin
ifadesiydi. İpek, bu işlevinin
taşıdığı yüksek değer nedeniyle uluslararası siyasal ve
ticari ilişkilerde değerli bir meta ve
aynı zamanda siyasal simge ve argüman olarak
kullanılmıştır. Hsüang Tsang vd.
gezginlerin, Bizanslı diplomatik heyetlerin kaydettiği
üzere, altın ve ipekten bir iktidar
aracı ve göstergesi olarak da yararlanılıyordu. Ancak
dışa bağımlılık, bu emtiayı üretme
teknolojisine sahip olanlara daha geniş bir manevra alanı
tanıyordu. Nitekim, Bilge
Kağan Yazıtı’nda (Kuzey 3-4) yer alan “(Şimdi onlar bize)
altını, gümüşü, ipeği bolca
veriyorlar. Çin halkının sözleri tatlı, ipekli kumaşları
(da) yumuşak imiş. Tatlı sözlerle,
yumuşak ipekli kumaşlarla kandırıp uzak(larda yaşayan)
halkları öylece (kendilerine)
yaklaştırırlarmış.” sözleri (Tekin 2006: 45). Çin’in,
egemenlik ve toprak bütünlüğü için
risk oluşturan komşularıyla yürüttüğü ipeği bir tür
rüşvet unsuru olarak kullanmaya
dayalı politikasının Türk Kağanlığının toplumsal
yapısında yarattığı yozlaşmayı ve
erozyonu eleştiren sözler bu çerçevede
değerlendirilebilir.
Gerçekte, tarihin hiçbir döneminde İpek Yolu adını
taşıyan ‘kıtaaşırı’ bir yol olmamış,
tarihin hiçbir döneminde Çin-Akdeniz arasındaki ana
ticaret rotalarına böyle bir ad
verilmemişti. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında
başlayan ve yirminci yüzyılın
başındaki araştırmalara, araştırmalar sonucunda yapılan
keşiflere değin literatürde İpek
Yolu kavramı da bulunmuyordu. Vaissière’nin (2005)
de ifade ettiği gibi, ünlü Alman
coğrafyacı Ferdinand von Richthofen’in (1833-1905),
1877’de Çin’den Akdeniz’e değin
uzanan tarihi ticaret rotasını Çin adlı
eserinde İpek Yolu (Alm. die Seidenstrass) olarak
adlandırmasından sonra bu kavram bilim literatürüne
girmiş oldu.
Çin’de Han hanedanı döneminde, MÖ 139-122’de
Batı Orta Asya’yı boydan boya
dolaşan Çang Çi’en’in (İng. Zhang Qiang) bölgedeki
kentler ve günlük yaşama dair
verdiği ayrıntılı bilgiler, yaklaşık sekiz yüz yıl sonra
Tang hanedanı döneminin ünlü
gezgin Budist din adamı Xuanzang’ın (Hsüan-tsang)
seyahatnamesi, Venedikli gezgin
Marco Polo’nun (1254-1324) gezi notları; 1890’lı yılların
başında Captain Paul’un Tarım
havzasında, Niya, Turfa, Loulan’da keşfettiği antik
metinler, bunu izleyen dönemlerde
Sven Hedin ve Aurel Stein’in, Le Coq’un yine Tarım
Havzasında Kuça ve Turfan’daki
keşifleri, onlardan hemen önce Rus bilimadamı Clemens’in
Turfan’da keşfettiği antik
yazılar ve Budist mağaralarında iyi korunan freskler,
İpek Yolu kavramının orta
çıkmasında ve tanınmasında rol oynadı (bk. Beckwith
2011:77; Wu 2006: 64). İpek Yolu
olarak adlandırılan güzergâh ve çevresindeki farklı
dillere ve kültürlere ait her türden on
binlerce buluntu, büyük bir bölümü Hindistan yoluyla Batı
ülkelerindeki arkeoloji
müzelerine taşındı.
‘Muhayyel’ İpek Yolu’nun doğuda tarihi Chang’an’dan
(bugün Xi’an) Çin Seddi’nin
de yer aldığı Hexi Koridoru (Gansu Koridor)
üzerinden, Sinkiang’dan Orta Asya, Batı
Asya, Güney Asya ve Afrika’ya uzanarak antik Avrupa Roma
İmparatorluğu’nda sona
erdiği kabul edilir. İpek Yolu’nun uzunluğu yaklaşık
7,000 km’dir. Orta Asya bir bakıma
İpek Yolu’nun orta bölümüdür. Doğuyu ve Batıyı birbirine
bağlayan İpek Yolu’nun
ticaretteki rolü MS birinci yüzyılda yükselmeye başlamış,
üçüncü ve dördüncü
yüzyıllarda Niya, Loulan vd. merkezlerde, ardından Turfan
ve Semarkand’da (500-800)
zirveye çıkmıştı.
Soğdların İpek Yolu güzergahındaki yükselişleri, MS 4.
yüzyıldan itibaren
Sogdiana’dan doğuya, önce Çaç (bugünkü Taşkent) ve
Semireç’e’ye (bugünkü Doğu
Özbekistan) ve daha sonra Çin’e doğru yayılmaları ile
başlamış, Avrasya’nın önemli bir
Türkbilig, 2012/24: 41-76.
‘ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
79
yer alan vahalardaki yerleşim merkezlerine karavanlarla
ticari malları taşıyan
kervancılar fenotip, dil ve kültür bakımından kuşkusuz
birbirlerinden oldukça
farklıydılar. Örneğin, Tarım Havzası’nda bulunan
Kafkasoid ve Mongoloid
görünümlü mumyalar bu olguyu doğrulamaktadır.
Orta Asya’nın İrani dilli halkları, Toharlar gibi
Hint-Avrupa dilli halklar,
kuzeyden bölgeye nüfuz eden Türk toplulukları ve batıya
doğru yayılan Çinliler,
Orta Asya’nın etnik kompozisyonunun başlıca figürleriydi.8
Orta Asya’nın
‘gizemli’ tüccarları, gezginleri, diplomatları ve din
adamları Soğdlular, bu
kompozisyonda MÖ 6. yüzyıldan MS 12. yüzyıla değin İran
dilli dünyanın bir
kısmını içinde alan ticari bir imparatorluk kurmuşlardı.
MÖ ikinci yüzyıldan Çin’de Tang
hanedanın sona erdiği MS onuncu yüzyıla kadar İpek Yolu
ticareti büyük oranda
Soğdların elindeydi (Hansen 2003: 149; Wood 2002: 65). Bu
çok geniş ve ‘vahşi’
coğrafyadaki yolculukların başarılmasında kervansaray
sisteminin çok önemli bir rolü
bulunuyordu. İpek Yolu, miladın ilk binyılında
uygarlıkların birbiriyle tanışmasında ve
birbirini zenginleştirmede oynadığı rolü ve işlevi,
ikinci binyılda yitirmiştir. Sekizinci
yüzyılın başlarında İran’dan daha doğuya ilerleyen
Arap-İslam ordularının Sogdiana’yı
ele geçirmesinin ardından MS 1000’li yıllarda Taklamakan
Çölü’nün batısındaki kentler
İslam dinini kabul etmişti.
Eski Çin kaynaklarına göre İpek Yolu’nun rotası önce
ikiye ardından Sui ve Tang
hanedanları döneminde kuzey, orta ve güney olmak üzere
üçe çıkmıştı (Wu 2006: 14).
Kuzey rotası Karadeniz’e, orta rota İran üzerinden
Roma’ya, güney rotası da aynı şekilde
İran’a ve Hindistan’a uzanıyordu.
Çin’in kuzeybatısından batıya doğru en elverişli güzergah
kuşkusuz Tibet platosu,
Karakurum, Hindukuş ve Pamir dağlarının bloke ettiği
coğrafya değil, bir şekilde
kervanlarla aşılabilir Taklamakan Çölü üzerinden Batıya
yönelen coğrafyaydı.
Çang’an’dan başlayan rota Dunhuahng’da ikiye ayrılıyor;
kuzeyde Hami, Turfan, Kuça
üzerinden, Tarım Havzası’nın ve Taklamakan Çölü’nün
kuzeyinden Kaşgar’a, güneyde
ise Lop-nor, Miran, Çarçan, Niyua, Hotan üzerinden bu kez
Tarım Havzası’nın ve
Taklamakan Çölü’nün güneyinden yine Kaşgar’a doğru;
Kaşgar’ın ardından Tien-Şan
(Tanrı dağları) ile Pamirlerin arasında Zerefşan
Nehri’nin batı istikametinde Pencakent,
Semerkand, Buhara üzerinden Amu Derya’ya doğru
uzanıyordu.
8
Geçen yüzyılın başlarında, Sir Aurel Stein tarafından, Doğu
Türkistan’ın güneyindeki
Lopnor bölgesinin kuzeybatısında, Lopnor tuz gölü
civarında yer alan antik Loulan
kentinde bulunan mumyalar ve mumyalarla birlikte mezara
konulan eşyalar ve diğer
malzemenin bilinmeyen nedenlerle yok olan Homo
Alpinus görünümünde yarı göçebe bir
halka ait olduğu ortaya çıkmıştı. Stein’a göre mumyalar
Çin’in Orta Asya’yı keşfiyle
çağdaştı, yani yaklaşık 2,000 yaşındaydı (Wood 2002: 64).
MÖ 1000’li yıllara ait olduğu
düşünülen benzer mumyalar, Doğu Türkistan’da, Tarım
Havzasında, Taklamakan
Çölü’nün güneydoğu kıyısında, Tibet’e ve Orta Asya’ya
açılan yol üstündeki Çerçen sit
alanında da bulunmuştu. Loulan ve Çerçen’de bulunan
mumyalar çarpıcı biçimde
‘Avrupalı’ görünümdeydi. Bu mumyalar arasında
Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve
Antropoloji Müzesi ‘İpek Yolunun Gizemleri’ adlı sergide
sergilenmek üzere götürülen
‘Loulan Güzeli’ olarak bilinen 3800 yaşında bir mumya da
bulunuyordu. Avrupalı ya da
Asyalı olduğuna ilişkin tartışmalar yapılan, Uygur
Türklerinin Uygur kabul ettiği, ancak
Çinli olmadığı kesin olan ‘Loulan Güzeli’ de dahil, üç
mumya Çin’in ani kararıyla Şubat
2011’de geri çekilmişti.
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
80
üyesi, ancak dilleri ve kültürleri birbirlerine bağlayan
ve birbirleriyle harmanlayan
bir halk olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.9 Soğdluların
Orta Asya’daki rolü,
daha küçük ölçekte olsa da, Greklerin ve Grekçenin Antik
Çağ’da oynadığı rolle
karşılaştırılabilir (Frye 1943: 15, 16). “Türkçe sonraki
dönemlerde her iki dilin, Orta
Asya’da Soğdcanın, Anadolu ve Balkanlarda Grekçenin lingua
franca işlevini
büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.” (Eker 2012).
Soğdlular ana yurtlarında dönemlerine göre oldukça
gelişmiş şehircilik
altyapısına, sulama sistemleri ile desteklenen tarıma,
hayvancılığa, zanaat ve
ticarete dayalı yerleşik uygarlığın temsilcileriydi.10 Şehir
devletleri halinde yaşayan
ve çok farklı coğrafyalarda kolonileri, diasporaları
bulunan Soğdlular, Orta Doğulu
Yahudiler gibi, düzenli bir ordu ve uzun süreli siyasal
birlik kur(a)mamıştır. Orta
Asya’nın batı ve güney bölgeleri tarihi kayıtlara göre
Pers İmparatorluğu tarafından
fethedilmiş olmakla birlikte bu bölgeler hiçbir zaman
doğrudan ve uzun zaman
merkez tarafından yönetilememiştir. Soğd bölgesi
genellikle ‘komşu’ güçlerin
‘gevşek’ kontrolü altında bulunmuştur. Nitekim Soğdlular
Pers egemenliğinin
ardından MÖ 4. yüzyılın sonlarında Büyük İskender
komutasındaki Greklerin,11
MÖ 2. yüzyıldan MS 3. yüzyıla değin Kuşanların,12 4.
yüzyılın ilk yarısından
itibaren Hsiung-nuların (Hunlular), 5. yüzyılda
Heftalitlerin, 6. yüzyılda Türklerin,
7. yüzyıldan itibaren de Arapların egemenliğini kabul
etmek zorunda kalmışlardır.13
Soğd ekonomi-politiği, savaş ekonomisinden ziyade barışa,
el sanatlarına, tarıma
ve özellikle sınır aşan ticarete dayalıydı. Egemen
güçlerin varlıklarını
koruyabilmeleri ve geliştirebilmeleri için ekonomik
sistemin, ticaret
güzergahlarında barış ortamının tesisini gerekli kılması
vb. nedenleri lehlerine
9
“19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında
yoğunlaşan Doğu Türkistan’da Turfan
vd., Batı Türkistan’da Afrasiyab, Paykent, Varahşa;
Pencakent, Buncikat, Kafir-Kala,
Yali-Barzu vd. sit alanlarındaki bilimsel araştırma
gezilerinde Soğdca el yazması
fragmanların bulunması ve arkeolojik kazılarda Erken Orta
Çağa ait duvar resimleri,
heykeller, el sanatlarına ilişkin malzemelerin gün yüzüne
çıkması; Soğdca metinlerin
Robert Gauthiot, Paul Pelliot, Emile Benveniste vd.
araştırmacılar tarafından
yayımlanmasıyla ‘Soğdoloji’ bilimi kuruldu. İranistik
içinde özel bir araştırma alanı
hâline gelen Soğdoloji, Soğdların Orta Asya ve Türk
tarihindeki misyonunu da ilk kez
somut biçimde ortaya koydu.” (Eker 2012).
10
Sogdiana’nın
tarihi
ve
arkeolojisi
için
bk.
(http://www.iranicaonline.org/articles/sogdiana-iii-history-and-archeology);
ticaret için
bk.
(http://www.iranicaonline.org/articles/sogdian-trade)..
11
Büyük İskender, Sogdiana’nın en önemli kenti Semerkand’ı
MÖ 329’da ele geçirmiş ve
topraklarını Fergana’ya değin genişletmişti (Blackwith
2011: 77). Soğd, İskender’in Asya
seferinden sonra yüzyıllarca suskun kalmıştır.
12
Kuşanlar, MS 1. yüzyılın sonlarından ikinci yüzyılın
ortalarına değin bugünkü Kuzeybatı
Hindistan, Pakistan ve Orta Asya’yı egemenliği altında
bulundurmuştur. İpek Yolunun
güney rotası ve Tarım Havzası da Kuşanların elindeydi.
Kuşanlı tüccarlarlar da bir
bakıma Soğdlu tüccarların öncülleridir.
13
İslami dönemde Sogdiana’nın kalbinden çıkan ‘cihangir’
Timur dahi ne İrani ne de tüccar
idi (Bleckwith 2011: 256).
Türkbilig, 2012/24: 41-76.
‘ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
81
kullanan Soğdluların gündeminde çatışma bulunmuyordu.
“İpek Yolu’nun
Efendileri” Soğdluların emperyal egemen bir gücün
temsilcileri olmamaları
nedeniyle yansız etnik kimliklerinin kendi ana
yurtlarının dışında risk unsuru
yaratmaması, kendilerine ticari ve diplomatik ilişkilerde
önemli avantajlar
sağlıyordu.
Farklı coğrafyalarla ve kültürlerle temasların doğal bir
sonucu olarak Soğdlular
Zerdüştlükten Manihaizme çeşitli dinlerin misyonerleri,
tahta oymacılık vb.
sanatların, Pencakent ve Afrasiyab’daki olağanüstü duvar
resimlerinin gösterdiği
gibi özellikle resim sanatının usta sanatçılarıydı.14
Sogdiana/Sogdia15
“Sınırları kesin olmayan hatta dönemlere göre değişebilen
Soğd; Amu Derya ve
Sir Derya nehirleri16 arasında kalan, İslam
dünyasında Maveraünnehir17 adıyla
anılan coğrafyanın önemli bir bölümünü oluşturur.” (Eker
2012). Çinlilerin
ifadesiyle Huilerin,18
yani Soğdluların ana yurdu Batı literatüründeki adıyla
Sogdiana, sınırları dönemlere göre az çok değişiklik
göstermekle birlikte,
Semerkand19 ve Buhara20 arasındaki Zerefşan21 ve
Kaşkadarya nehirleri boyunca
uzanan, bugün Özbekistan ve kısmen Tacikistan
topraklarının bulunduğu coğrafya
idi. Zerefşan Vadisi, tarihin her döneminde yoğun bir
popülasyona sahip olmuştur.
Diğer yerleşim bölgeleri de Türkistan dağlarının
kuzeyinde batıyı Fergana
Vadisi’nin doğu parçalarından ayıran çöllere değin
uzanıyordu.22
Sogdia’dan, Soğdca ifadeyle Skuδa’dan (Beckwith
2011: 380) ilk kez MÖ 6.
yüzyıla ait Eski Perslere ait Behistun (Daryus)
ve Pers imparatorları Artaxerxes I,
Xerxes23 I, Daryus I ve Daryus II’nin mezarlarının
bulunduğu Nakş-i Rüstem
14
bk.
http://www.iranicaonline.org/articles/afrasiab-the-ruined-site
15
Eski Persçe Sugudu¸ geç Avestan Sughda, Grekçe Sogdioi,
Sogdianoi (halk) ve Sogdianē
(ülke) (Bearman vd. 2000: 727); Batı kaynaklarında Sogdiana, Soghdia.
16
Batılı kaynaklarda Oxus ve Jaxartes.
17
Maveraünnehir (İng. Trancoxiana, Transoxania), Orta
Asya’da Amu Derya (İng. Oxus)
ile Sir Derya (İng. Jaxartes) nehirleri arasındaki
bölgenin adıdır.
18
Çincede Hui Farsça konuşan, Pers ve Orta Asyalı
bir halk olarak düşünülmüştür. T’ang
dönemi metinlerde ise Hui’ler yalnızca Soğdlar gibi
Orta Asyalı İranileri değil, diğer
Hint-Avrupalı halkları da ifade etmektedir. Ancak bu ad
daha sonra Hintliler, Uygurlar,
Moğollar vd. halkları da ifade etmeye başlamıştır. Hui bugün
herhangi bir etnik ayrım
olmaksızın Çinliler arasında yaşayan Müslümanları ifade
etmektedir (Gladney 1996:
393).
19
Batılı kaynaklarda Marakanda, Soğ. Sm’rknδh;
Gr. Marakanda; Özb. Afrasiyab.
20
Soğ. Pwk’r, Fwq’r
21
Soğdca Namik, Grekçede ve Batılı kaynaklarda Polytimetus.
22
Kuzeyde komşuları at kullanmayı öğrenmiş olan ve demir
silah kullanan ‘dehşetli’
Sakalar idi. Bin yıl sonra Türklerin yaptığı gibi
Sakalar, zaman zaman yerleşik bölgelere
sızıyorlardı. Öte yandan yerleşiklerle konargöçerler
arasında bir tür ortakyaşam da vardı
(Unesco 1996: 461).
23
Modern Farsçada Haşâyârşâ.
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
82
yazıtlarında söz edilir, ancak bu kaynaklarda Sogdia’nın
coğrafi konumu tam olarak
belirtilmemiştir.24 Daryus’un adını taşıyan
kitabede, imparatorluğunun sınırları ile
ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır: ‘Sakai’nin
(Saka) ötesi Soğd’dan Nubia’ya
ve Hindistan’dan Lidya’ya (Lydia) kadar” (Wiesehöfer:
2001). 25 Hahameniş
İmparatoru Xerxes de “Ahura Mazda’nın yardımıyla
Mısır’dan aralarında
Sogdia’nın da yer aldığı Orta Asya’ya kadar uzanan
ülkeleri bu ülkelerin ve bu
ülkelerdeki halkların kralı olduğunu ilan etmektedir
(Wiesehöfer 2001: 7, 60).26
Soğd27 coğrafyasından Herodot tarihinde (Rennell,
Schweighaeuse 1824), Batılı
tarihçilerin eserlerinde ve Zerdüştlerin kutsal kitabı
Avesta’nın Vidēvdāt (Vendidād)
adlı koleksiyonunda Sughda’dan söz edilmektedir (Boyce
1996: 274).
Eski Grek kaynaklarında Merv,28 Harezm29 ve
Soğd’un, Pers kralı Hystapes’in
oğlu Daryus’un30 iktidarı (MÖ 521-492) döneminde
-her ne kadar yeni fethedilen
Baktirya ve Sogdiana’da Pers otoritesi zayıf olsa da- bu
coğrafyaların Pers
satraplıkları arasında sayıldığını belirtilmektedir.
Tarihi Sogdia ve güneyinde
bulunan Baktirya gerek coğrafya gerekse kültürel bakımdan
birbirlerine yakındır.31
Nitekim Sogdiana ve Baktirya gerek Hahamenişler gerekse
Seleküitler döneminde
tek satraplık kabul edilmiştir (Skrine, Ross 1899: 4;
Beckwith 2011: 60; Wiesehöfer
2001: 7, 60).
Orta Asya’da Hahamenişlere ait madeni paralar bulunması
bölgedeki Pers
egemenliği ile ilgili önemli bir göstergedir, ancak
Soğdluların bir İrani kavim
olmalarına karşın Pers İmparatorluğu ile gönüllü
birlikteliğe razı olmadıkları
bilinmektedir. Persler ve Soğdlular arasında MÖ 6-4.
yüzyıllar arasında süren,
Soğdluların yenilgisiyle sonuçlanan çatışmaları yazılı
tarihi kaynakların yanı sıra
arkeolojik buluntulardaki resimler de ortaya koymaktadır
(bk. Curtis, Simpson
2010: 559).
24
Eski Grek kaynaklarında da Sogdia’dan ve Soğdlardan söz
edilmekle birlikte, aynı
şekilde ülkenin sınırlarıyla ilgili açık bir bilgi
yoktur, ancak yazılanlardan Sogdia’nın,
Amu Derya ve Sir Derya nehirleri arasında bir yerlerde
bulunduğu anlaşılır (bk. Frye
1943: 15).
25
hacā Sakaibiş tayaiy para Sugdam amata yātā ā Kūsā hacā
Hindauv amata yātā ā
Spardā. Cümlenin başı ve sonunun Türkçe çevirisi şu
şekildedir: “Daryus, Büyük Kral,
Krallar Kralı, ülkelerin/halkların kralı, Hahameniş
Vishtaspa’nın oğlu. Daryus bildirir ki:
sahip olduğum bu krallığı….. bana, Ahura Mazda,
tanrıların en büyüğü bahşetti.” (bk.
Curtis, Simpson 2010: 222).
26
Xerxes, Ahura Mazda’nın inayetiyle Persia’dan …..Medya,
Elam…..Parthia, Aria,
Bactria, Sogdias ve Harezm’e kadar halkların kralı
olduğunu ifade ediyordu (Wiesehöfer:
2001: 60).
27
Eski Persçe Sugudu¸ geç Avestan Sughda, Grekçe Sogdioi,
Sogdianoi (halk) ve Sogdianē
(ülke) (Bearman vd. 2000: 727); Batı kaynaklarında Sogdiana, Soghdia.
28
Batılı kaynaklarda Margiana.
29
Batılı kaynaklarda Khorezmi.
30
Batılı kaynaklarda Darius Hystapes.
31
Tacikistan ile Kuzey Afganistan’da yaşayan Fars dilli
Tacikler bu tarihi yakınlığın
modern temsilcileridir.
Türkbilig, 2012/24: 41-76.
‘ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
83
“Çin kaynaklarına göre MÖ 2. yüzyıldan beri Çin ve Batı
arasındaki İpek
Yolu’nun rotasında bulunan Soğd kentleri, Geç Antik
Dönemde gerek coğrafi
konum olarak gerekse Soğdlu ‘ihracatçı ve ithalatçılar’
aracılığıyla Asya’da
ticaretin en önemli merkezleriydi.” Yerleşik hayata,
kentleşmeye, tarıma ve ticarete
dayalı ekonomisiyle Zerefşan Nehri boyunca batıya doğru
uzanan tarihî
Maveraünnehir’in ve Soğd coğrafyasının Buhara ile
birlikte en önemli kenti ve
ekonomik ve kültürel başkenti Semerkand’dır.” (Eker
2012). Bölgenin ekonomik ve
siyasi başkenti Semerkand’ın adı Heredot tarihinde ve
Makedonyalı Büyük
İskender’in Asya seferlerini kaleme alan Batılı tarihçilerin
eserlerinde yer
almaktadır. Verimli toprakları ve kalabalık nüfusu ile
Semerkand; Batıya, İran’a ve
güneye, Hindistan’a giden bütün yolların kavşak
noktasıydı.32
Semerkand’ın
‘gölgesinde kalan’ Pencakent’in iskânı ise çok daha geç
dönemlerdedir.
MÖ 139 yılına Çin İmparatoru Han Wudi’nin Xiong-nulara
(Hun) karşı müttefik
bulmak amacıyla gezgin ve kaşif Jang Çian’ın (İng. Zhang
Qian) Batı Bögeleri’ni
yani Çinlilerin Daxia adını verdikleri tarihi
Baktirya’yı ve Kangju adını verdikleri
Sogdiana’yı keşfe göndermişti.33 “Çinlilerin
diplomatik heyetlerinin, tüccarlarının
Budist misyonerlerinin Çin dışında pek bilinmeyen egzotik
özel metalleri, cam ve
değerli taşları, el ürünü malzemeleri vd. başka ülkelere
ve toplumlara tanıtarak Çin
kültürünün aktarılmasını sağlamak, Budizm’in
propagandasını yapmak gibi
misyonları vardı.34 Soğdluların önemli bir misyonu
da, bu tür ticari-kültürel
malzemelerin ve malzemelerle birlikte Çin kültürünün
Batı’dan Doğuya doğru
ihracını sağlamak ve coğrafyaları, kültürleri
birbirilerine bağlamak olmuştur.” (Eker
2012).
Soğdlular ve Soğd Kültürü
“İslam öncesi dönemde Orta Asya’nın en eski ve en önemli
halklarından biri
olan İrani dilli Soğdlular, Yeni Tang Tarihi’ndeki
ifadeyle, ‘Nerede kazanç varsa
oraya giden’ bir halk olarak nitelendiriliyordu.
(Wiesehöfer 2001: 112). Soğdlular,
bugün, İpek Yolu rotalarının seçkin tüccarları, mahir
diplomatları; düşünceleri,
bilgileri, uygarlıkları ve kültürleri birbirine aşılayan
‘kültür arıları’ (Foltz 2000: 13)
olarak nitelendirilmektedir.” (Eker 2012).
32
Semerkand tüccarları Çin ve Moğolistan ile ticarete
başlamadan önce, eski Semerkand’da
yapılan kazılarda ortaya çıkan ‘kale, büyükçe bir kent ve
pek çok sulama deposu’ndan
anlaşıldığı üzere, tarımsal faaliyetler ve bu
faaliyetlerde demirden yapılan araç gereçler
Soğdların yaşamında önemli rol oynuyordu. Başlıca yapı
malzemeleri ise güneşte
kurutulmuş kerpiç tuğla ve boyalı seramiklerdi. Surlarla
tahkim edilen Hahamenişlerin
vassalı, etrafındaki surların koruması altındaki
Semerkand, İpek Yolu’nun kuzeybatısında
yer alıyordu. Kent, MÖ 329’da Grek orduları tarafından
kolayca ele geçirilmiş ve kent
halkı köleleştirme, tehcir, katliam vd. felaketlerle
karşı karşıya kalmıştı.
33
Jang Çian’dan yüzyıllar sonra Avrupalı gezgin Marco Polo
13. yüzyılda yaklaşık çeyrek
yüzyıl yıl boyunca Orta Asya ve Çin’i keşfedecektir.
34
Soğd
Budizmi
için
bk.
(http://www.sino-
platonic.org/complete/spp174_sogdian_buddhism.pdf).
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
84
Soğdlular Orta Asya halkları tarafından Hotanca
ifadesiyle Suli yani tüccarlar
(Soğdlu) adıyla tanınmıştır. Çinliler de Soğdluların
ticaret için doğduklarını
düşünüyorlardı. Soğdlu çocuklar beş yaşında ticarete
başlıyor, on iki yaşında ticari
faaliyetler için komşu devletlere gidiyorlardı. Budist
Hacı Xuanzang ise Soğdluları
çiftçi, tüccar, halıcı, camcı ve marangozlar olarak
tanımlamış, Semerkand’da
çocukların beş yaşında ilerideki ticari faaliyetlerinde
yardımcı olmak üzere okuma
yazma öğrendiklerini kaydetmişti (bk. Wood 2002: 65).
“Xuanzang seyahat
notlarında Soğdluların karakteristikleriyle ilgili
stereotip Çin bakışını yansıtan
‘güvenilmez, hileci, sahtekar, refahtan başka bir şey
düşünmeyen, babaları ve
oğulları yalnızca kâr peşinde koşan’ vb. olumsuz görüşler
sergiler (Valerie 2012:
116). Ancak ‘Antik Mektuplar’ın içeriği, Soğdluların en
zor koşullarda ana
yurtlarından uzakta ticaret yapan barışçıl bir halk
olduğunu göstermektedir.” (Eker
2012).
Soğdluların en erken dönemlerden itibaren Soğdcanın
yanında Türk ve Çin vd.
dilleri öğrenerek yetiştikleri kuşkusuzdur. Çokdilliliğe
dayalı ticari hünerleri
Soğdluların, başka toplumların aksine, İpek Yolu boyunca
yüzyıllarca tarih
sahnesinde yer almalarını hatta ön planda bulunmalarını
sağlamıştır. Soğdlular Orta
Asya ve Batı Çin arasındaki bölgede yani Türkistan’da
kervanların, tüccarların
seyahatlerinde, ticari faaliyetlerde çevirmen olarak da
etkin rol oynamışlardır.
Soğdlular, özellikle Tang Çini’nde yalnızca sıradan ticari
çevirmen değil, aynı
zamanda ulusların ticari ve politik haklarını korumaya
yönelik diğer görüşmelere de
müdahil olmuşlardır.
Soğdlular, Afrasiyab ve Pencakent’te olduğu gibi duvar
resimlerinde veya Çin
seramiklerinde, dokumalarda sakallı ve bıyıklı, çanta
taşıyan, deveye binmiş,
kendilerine özgü giyimleri ve başlıkları bulunan insanlar
olarak ‘stereotip’ biçimde
resmedilmiştir. Soğdlular hakkında bilinenler genellikle
metinler aracılığıyla intikal
eden bilgilerin yanı sıra özellikle bugün Özbekistan’da
Afrasiyab, Tacikistan’da
Pencakent’te bulunan sanat eseri duvar resimlerine
dayalıdır. Bu görsel ögeler,
gerek Soğd fenotipinin tanınmasında gerekse Soğdluların
formal ve informal
hayatlarının anlaşılmasında önemli veriler sunmaktadır.
(Eker 2012).
Soğdlular MÖ 4. yüzyılda Grekler tarafından ‘iyi
savaşçılar’ olarak
nitelendirilmelerine karşın Soğd askeri gücü Grek
istilasından sonraki dönemlerde
önemli bir varlık gösterememiştir. Ancak Soğdluların
yalnızca ‘doğal tüccarlar’
olarak değerlendirilmemesi gerektiği, son dönemlerde
yapılan çalışmalarla Orta
Avrasya’daki diğer halklar gibi iyi savaşçılar olduğu
dile getirilmektedir (Beckwith
2011: xxii).35 Yaşamları ticari malların güvenle
yerlerine ulaştırılmasına dayalı olan
35
Soğdların, Emevilerin yıkılması, hilafetin Abbasilere
geçmesiyle sonuçlanan Ebu Müslim
Horasani öncülüğündeki devrimin (MS 750) içinde yer
aldıkları biliniyor. Devrimin Arap
dilli olmayan halkların bulunduğu bir bölgede başlaması
ve hilafetin merkezine doğru
ilerlemesi, ‘mevali’lerin rolünü göstermesi bakımından
önemlidir. Çin’de T’ang
hanedanını devirmeye çalışan büyük isyanın (MS 755)
liderliğinin benzer şekilde Soğd-
Türk kökenli Çinli general An Luşan tarafından yapılması
da dikkat çekicidir. Dikkat
çekici bir diğer husus da, her iki başkaldırının
neredeyse eş zamanlı olmasıdır (bk.
Türkbilig, 2012/24: 41-76.
‘ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
85
tüccarların güzergahtaki muhtemel silahlı soygunculara
karşı silah kullanmayı
bilmeleri de doğaldır (bk. Vaissière 2005: 215-220).
Çok geniş bir coğrafya dağılan pek çok Soğdca anıt ve
diğer arkeolojik buluntu,
Soğd diasporalarına işaret etmektedir. Soğdluların, Kore
sınırından, Moğolistan’a,36
Turfan’a, Gansu’ya, Çin’e,37 Hindistan’a hatta
batıda Bizans’a ve Kırım’a değin
ticari amaçlarla oluşturdukları kolonilerinin ve
diasporalarının bulunduğu biliniyor
(bk. Skaff 2003: 475-574).38 Örneğin, Köl Tigin
Yazıtı’nda sözü edilen, Bilge
Kağan tarafından fethedilen Altı Çub Sogdak, bu
kolonilerden biriydi (Walter 2006:
16).
Çinli arkeologların son dönemlerde yaptıkları keşifler,
Soğdluların aşamalı
olarak Çin kültürünü, günlük yaşamın ayrıntılı
sahneleriyle sanatı ve mimariyi nasıl
kendi kültürlerine uyarladıklarını göstermektedir (Hansen
2003: 7). Bununla birlikte
Çin’deki Soğdluların önemli bir bölümü Çin kültürel
özelliklerini yansıtıyor, hatta
Çince adlar alıyordu. Taşkentli olanların en tipik Çince
soyadı Şi idi. Bu sözcükteki
‘ş’ sesi yer, memleket ifade ediyordu. Semarkandlı
Soğdluların soyadları ise ‘kand’
sözcüğündeki seslerden hareketle Kang idi.
Soğdluların ancak küçük bir bölümü
Çin’de kuşaklar boyu kalmıştır. Kalanlar da Çin
İmparatorluk Sarayında yabancı
elçiliklerle iletişim sorunlarını çözen çevirmen olarak
istihdam edilmişti (Lung
2011: 152).
“İran’ın, Müslüman Araplar tarafından fethinin ardından
başlayan Sasani sonrası
Pers tarihinin ‘suskun dönemi’ (651-861) Perslerin ve
Soğdluların yeni bir kimlik
formatıyla, İslami ‘Fars’ kimliğiyle yeniden tarih
sahnesine çıkmalarıyla sona
ermiştir. Zerdüşt, Budist, Nesturi Hristiyan vb.
inançlara sahip Soğdluların, İslam
öncesi dönemde yaklaşık dört yüzyıl süren ve belgelenen
varlıkları 7. yüzyılın ikinci
Beckwith 2011: 146). Böylelikle, Avrasya’nın en doğusuyla
en batısındaki iki tarihi
olayın planlayıcıları ve icracıları arasında Soğdluların
ön planda olduğu görülüyor. An
Luşan’ın, Emevilerin yıkılmasından ilham alması mümkün
olabilir.
35
Bleckwith her iki kalkışmaya katılan Soğdların
birbirlerini tanıyor olabilecekleri ve yine
Soğdların kontrolü altındaki İpek Yolu aracılığıyla
birbirleri ile irtibatta
bulunabileceklerini kaydetmektedir. Benzer şekilde 744’te
Doğu Kağanlığı’nın yıkan
Uygurların arasında Soğdların etkisinin ne denli güçlü
olduğu da biliniyor. Bleckwith
755’teki Tibet devriminde Soğdların rolünün bulunup
bulunulmadığının da ayrı bir soru
işareti olduğunu kaydetmektedir. Gerçekten böyle bir
müdahale varsa, sekizinci yüzyılın
ikinci yarısındaki Avrasya’da meydana gelen büyük
devrimlerde Soğdların önemli bir
rolünün olduğu anlaşılmaktadır (2011: 146).
36
Moğolistan’da Soğd kolonisi için bk. (Pulleyblank 1952).
37
Soğd yerleşimcilerinin en doğudaki yerleşim merkezi
Çin’in kuzeyindeki Ordos
bölgesindeydi (Unesco 1996: 468).
38
MS 212’de kurulan Bugün Ukrayna sınırları içinde yer alan
Kırım’ın güney sahillerindeki
Sudak
kentinin
eski
adı
Sougdia
idi
(http://blacksea.ehw.gr/forms/fLemmaBodyExtended.aspx?lemmaID=11829).
Bu yer
adını kimi araştırmacılar Soğdlu tüccarlar aracılığıyla
Soğdca ve Sogdia ile
ilişkilendirmektedir.
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
86
yarısında Kuteybe bin Müslim komutasındaki Müslüman-Arap
fetihleriyle ve
Pencakent kralı Devaştiç’in Mug Dağı’nda öldürülmesiyle
sona ermiştir. Sekizinci
yüzyılın başlarında Maveraünnehir’in İslamlaşmasıyla,
Soğdluların Farslaşma ve
Türkleşme süreci başlamıştır.” (Eker 2012).
Soğd dili ve Yazısı
İslam öncesi ve hemen sonrasında Batı Orta Asya’da
Baktirce, Soğdca ve
Persçe/Yeni Farsça; Doğu Orta Asya’da Soğdca, Batı
Toharca, Doğu Toharca, Eski
Hotanca, Eski Tibetçe, Eski Türkçe ve Çince; Çin’de doğu
steplerinde Çince, Eski
Türkçe ve Soğdca başlıca yazı dilleriydi (Beckwith 2011:
156). Grekçe, Hint dilleri,
Çince ve Arapça gibi ‘bölge dışı’ diller de Orta Asya
tarihinde önemli roller
oynamıştır.
Orta İranca dönemi dilleri Hotanca/Sakaca (Çin), Tumşukça, Harezmce
(Özbekistan) ve Baktirce (Afganistan) ile
birlikte kuzeydoğu grubunu oluşturan
Soğdca, Buhara’dan Çin Seddi’ne değin uzanan çok geniş
bir coğrafyada
konuşlanan Soğdluların, Orhon Yazıtları’ndaki adıyla
tarihi Sogud, veya Sogdak
bodunun ana dilidir (Tekin 2006: 166).
Soğdlular İrani bir halk olmakla birlikte kültürel
bakımdan İranlı Perslerle
birlikte değerlendirilmez. Benzer şekilde Soğd dili ve
ona yakın Baktirce fonetik,
leksik ve dilbilgisel bakımdan ve karşılıklı
anlaşılabilirlik bakımından Antik
Persçeden ve Sasani dönemi Orta İran dili Pehleviden ve
Klasik/Yeni Farsçadan
oldukça farklıdır.39 (Beckwith 2011: 408). Soğdca
bir metin Klasik/Yeni Farsça
konuşuru için bütünüyle anlaşılmazdır.
MÖ 50 yıllarında Semarkand ve civarında resmi
yazışmalarda Arami dili ve
yazısı, resmi görüşmelerde Soğdca veya Kuşanca-Baktirce,
dini metinlerde
Avestan, ticari faaliyetlerde yine Soğdca kullanılıyordu.
Soğd dili yüzyıllar
boyunca, Soğdluların yanı sıra farklı topluluklar
tarafından da din, devlet ve ticaret
dili olarak kullanılmıştır. Orta Asya, Çin ve
Moğolistan’a uzanan Soğdlu kolonilerin
ve kervanların Soğd dilini halklar arasında, Avrupa’daki
Latince gibi, Orta
Asya’dan imparatorluk Çini’nde Çang’an’a değin ‘İpek
Yolu’nun lingua francası
haline getirdiği yaygın bir görüştür.
Soğdca; sözlü veya yazılı ‘kutsal’ bir dil haline
gelmemiş, aksine, profan
ilişkilerin ve faaliyetlerin dili olagelmiş, bununla
birlikte, Orta Asya’da Budist,
Nesturi Hristiyanlık ve Manihaizm vd. dinlere ait
eserlerin yazı dili olarak
kullanılmıştır.40 7. yüzyılın ortalarında Orta
Asya’da Avestan ve Vedik sözlü kutsal
diller, yine Avestan ve Vedik dahil
olmak üzere, Sanksrit (edebi dil), Süryani
39
Modern Farsçada bir iç kopyalama olarak Soğdcadan yapılan
arkaik ögeler
bulunmaktadır. Modern Tacik tarih yazımında, Soğdlar
Taciklerin atası olarak
tanımlanmakla birlikte, dilbilimsel bakımdan modern
Tacikçe, modern Pamir dilleri gibi
Doğu İran dili değil, aksine özellikle sözlü dilde ve
kuzey değişkelerinde kısmen Türkçe
etkisinde kalan grameri ve söz varlığıyla Farsça
tipolojisinde bir dildir. Modern
Tacikistan’ın kuzeybatısındaki az konuşurlu Yagnobi
dilinin Soğdcanın bakiyesi
olduğuna ilişkin görüşler vardır.
Türkbilig, 2012/24: 41-76.
‘ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
87
(Hristiyanların edebi dili), Partça (Manihaistlerin
edebi dili) yazılı edebi dillerdi.
Profan diller olarak Soğdca, Harezmce, Kuşan-Baktir veya Heftalit, Hotan
Sakacası, Tohar A ve Tohar B, Türkçe ve
Çince kullanılıyordu (UNESCO 1996:
457).
Semerkand ve Turfan’da pek çok profan belgelenin, resmi
duyuruların, Budist
ve Manihaist el yazmalarının dördüncü yüzyıldan Soğdcanın
yok olduğu dönemlere
değin Pehlevice (Orta Persçe) gibi Arami kökenli
alfabeyle (sağdan sola doğru)
yazıldığı biliniyor. Hitch; Arami kökenli yazının Eski
Harezmce, Partça ve Orta
Persçe ile birlikte Soğdcaya da uyarlandığı, buradan Eski
Türk runik yazısının
geliştirilmiş olabileceği bir yandan da doğrudan Eski
Uygur yazısına uyarlandığı
görüşündedir. Bu yazı Türkçe aracılığıyla Moğolcanın,
ardından Mançu ve Buryat
dillerinin yazımı için de kullanılmıştır (2010: 2, 9).
Hristiyan Soğdcasının yazımında Nesturi harflerinin ise
tam olarak ne zaman
kullanılmaya başlandığı bilinmemekte, ancak sürecin MS
650 yılından önce
Semerkand’da patrikliğin kurulduğu döneme uzandığı tahmin
edilmektedir.
Hristiyan Soğd alfabesine /j/ ses için bir harf
eklendiği, aynı şekilde Soğdcaya
uyarlanan alfabede uzun ve kısa /i, u, o; i:, u:, o:/
seslerinin ayırt edildiği anlaşılıyor.
Aynı yazı daha geç dönemlerde Hristiyan Uygur
metinlerinde, mezar yazıtlarında
ve Turfan bölgesindeki Karahoto’da bulunan kâğıt
parçalarında da görülmektedir
(Hitch 2010: 4). Soğdca Manihaist metinler ise yine Sami
kökenli bir alfabe olan ve
İran üzerinden Orta Asya’ya gelen Mani yazısıyla
yazılmıştır.41
“Asıl konuşulduğu coğrafya Semerkand ve çevresi, yani
Soğd olmakla birlikte,
Soğdcanın Soğdlu tüccarlar ve koloniler aracılığıyla
Çin’den Kırım’a değin İpek
Yolu’nun lingua francası (Starr vd. 2011: 9)42
hâline geldiği Soğdoloji
çalışmalarında genel kabul gören bir argümandır. Soğdca,
İslamiyet’in bölgeye
nüfuzunun ardından 11-12. yüzyıllara kadar eser vermeye
devam etmiş; ancak bir
süre sonra yerini İslami dönemin Yeni Farsçasına
bırakmıştır.” (Eker 2012).43
41
Mani
yazılı
metinlerin
fotoğrafları
için
bk.
http://www.bbaw.de/forschung/turfanforschung/dta/m/dta_m_
index.htm
42
Tarihî dönemlerde Orta Doğu ve Batı dünyasında Greklerin
ve Grekçenin oynadığı rolün
bir benzerini de Soğdlar ve Soğdca, Asya’da oynamıştır.
Türkçe sonraki dönemlerde her
iki dilin, Orta Asya’da Soğdcanın, Anadolu ve Balkanlarda
Grekçenin lingua franca
işlevini ortadan kaldırmıştır.
43
Bugünkü Taciklerin aynı bölgenin bin yıl öncesi
Soğdluların doğrudan mirasçısı olup
olmadığı, Soğdca ile Tacikçe arasındaki dilbilimsel
farklılığın yarattığı kuşkulu doğrudan
bağlantı cevabı kesin olarak verilemeyen bir soru olarak
kalırken, geleneksel Çin
politikalarında Batı Bölgeleri olarak adlandırılan
bugünün Orta Asyası’nın Türk dilli
halklarının Hunlulardan itibaren kurulan Türk
devletlerinin doğal mirasçısı sayılmalarına
benzer bir olguyu, Soğd-Tacik ilişkisinde de bir ölçüt
olarak alabiliriz. Bugünün
Tatarcası, bir l//r dili olan Volga Bulgarcasının devamı
olarak kabul edilebiliyorsa, benzer
bir gelişmeyle Soğdca tipi bir İrani değişkenin, İslami
dönemin Tacikçesine evrildiği de
düşünülebilir. Tacikçe, Soğdcanın doğrudan devamı
olmamasına karşılık bazı
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
88
Soğdcanın onuncu yüzyılın üçüncü çeyreğine doğru Soğd
seçkinleri tarafından
artık konuşulmadığı anlaşılıyor.44 On birinci
yüzyılın başlarında Soğdca okuyabilen
bilginler bulunuyordu. Daha sonra Soğd kolonilerinde de
Soğdca kaybolmaya
başlamıştır. Turfan’da ise asimilasyon onuncu yüzyılın
sonlarında tamamlanmıştır.
Soğdca yazılan son metinler on birinci yüzyılda Talas
nehri kıyısında bulunan bazı
grafitilerdir.45 Kaşgarlı Mahmut da Semireçye’de
Soğdca konuşan son sakinlerin
asimilasyonu ile ilgili bilgi verir (DLT I 1985: 29, 30,
471). Soğdca, Harezm ve
Semireçye’de on ikinci yüzyılın sonlarına kadar ayin dili
olarak varlığını
sürdürmüştür (Vaissière 2005: 330). On beşinci yüzyılda
Semerkand ve Buhara
arasında Soğdca ancak mahalli bazı küçük yer adları
kalmıştı.46
Soğdca Belgeler
“Soğdlularla ilgili yazılı belgelerin büyük bir bölümü
Buhara, Semerkand,
Pencakent gibi Soğd kentlerinde bulunmadı. Bu bölgelerin
ikliminin kuru
olmaması, toprağın asidik yapısı ve Arap ordularının
bölgeyi ele geçirirken
meydana gelen tahribat vb. nedenlerle yazılı belgeler
başta olmak üzere, günümüze
kalan organik orijinli malzeme azdır. Soğdca metinlerin
büyük bir çoğunluğu asıl
Soğd coğrafyasından uzakta, Doğu Türkistan’da
bulunmuştur. Bu metinlerin çoğu
dini nitelikli olup Soğd tarihi, kültürü ve günlük yaşamı
konusunda ayrıntı bilgi
içermemektedir.” (Eker 2012).
Dilbilimsel önemi olan en eski Soğdca metin Sir Aurel
Stein tarafından 1907
yılında ‘Çin Orta Asyası’nda, Dunhuang’da47 bulunan
ve W. B. Henning tarafından
4. yüzyılın başlarına ait olduğu ifade edilen sekiz adet
enformatif “Antik
Mektuplar’dır (İng. Ancient Letters).48 MS 307-311
yılları arasına ait olan bu
mektuplar bir Çin gözetleme kulesinde bilinmeyen bir
nedenle sahipsiz kalan bir
posta çantasında bulunmuştur. Mektuplar Dunhuang’da
yaşayan Soğd tüccarlar
tarafından yazılmıştı. Parasız kalan bir kadının kocasına
yazdığı mektubun da yer
aldığı yerine ulaşamayan bu özel mektuplar dolaylı olarak
İpek Yolu’nun
güzergâhını, taşınan ticari emtiayı, bu güzergâhta
bulunan yerleşim merkezlerini ve
Asya ticaretindeki rolünü ortaya koymaktadır. Mektuplardan
yalnızca birinde adres
Semerkand idi, diğerleri Loulan’a ve Semerkand yolu
üzerinde kuzeybatıdaki
araştırmacılar Tacikistan’ın kuzeybatısındaki birkaç bin
konuşuru kalan İrani Yagnobi
dilinin Soğdcanın bakiyesi olduğunu ileri sürmektedir.
44
Onuncu yüzyılın sonlarında ölen Arap coğrafyacı
El-Mukaddasi’de (El-Mukaddesi,
Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed İbni Ahmed), (d. 945)
“Al-Sugd’un dili biriciktir
ve Buhara’nın kırsal bölgelerindeki çeşitli değişkelere
yakınlık gösterir, fakat her iki dilin
konuşurları birbirini anlayabilir ve ben muhterem İmam
Muhammed İbni El-Fazl’ın
Soğdca konuştuğuna sık sık tanık oldum.” kaydı vardır
(www.iranicaonline.org).
45
http://www.iranicaonline.org/articles/sogdiana-iii-history-and-archeology
46
http://www.iranicaonline.org/articles/sogdiana-iii-history-and-archeology
47
MS 4. yüzyılın ortalarından MS 14. yüzyıla değin Budizmin
merkezi olan Gansu
bölgesinde yer alan Dunhuang aynı zamanda Tarım
Havzası’nı çevreleyen İpek Yolu’nun
iki ayrı güzergahının buluşma noktasıydı.
48
Antik Mektuplar’ın tarihiyle ilgili olarak bk. (Henning
1948).
Türkbilig, 2012/24: 41-76.
‘ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
89
kentlere gönderiliyordu. Büyük ölçüde tahrip olan ve
çözümlenmesi oldukça güç
mektuplarda altın, misk, biber, kafur, keten ve buğday
gibi ticari metadan söz
ediliyordu. Mektuplarda Çin bakır paralarına göre
yapılmış ağırlık hesapları da
görülüyor, ayrıca Dunhuang’da bir Zerdüşt tapınağın
bulunduğu ifade ediliyordu.
“Soğd ana yurdu ve Soğd coğrafyasındaki tarihsel ve
sosyal olgularla ilgili en
çarpıcı yazılı belgeler ise Mug Dağı’nda bulunmuştur.
Pencakent’in yaklaşık altmış
kilometre batısındaki Mug Dağı’nda 1932-1933 yıllarında
bir çoban tarafından kale
harabeleri arasında bir sepetin içinde bulunan ve en geç
tarihlisi 721 yılına ait
Pencakent kökenli dokümanlar, Soğd tarihi için son derece
önemlidir. Mug
Dağı’ndaki kalede yapılan kazılarda, yazılı belgelerden
başka dört yüz civarında
ahşap, ipek kumaş ve halı parçaları, ayakkabı, deri
çanta, kaşık, tabak, kadeh vb.
objeler bulunmuştur. Mug Dağı’nın uygun havası ve iklimi,
organik malzemelerin
de bugüne ulaşabilmesini sağlamıştır.” (Eker 2012).
Mug Dağı elyazmaları olarak bilinen el yazmaları bugün
Rusya
Federasyonu’nda Oryantal Araştırmalar Enstitüsündedir.49 Bulunan
bu objelerin
önemli bir bölümü de Sank Petersburg Hermitaj Müzesinde
sergilenmektedir.”
(Eker 2012).50
“Bugünkü Pakistan ve Hindistan’da, Karakurum geçidi gibi
sarp coğrafyalarda,
Yukarı İndus Vadisi’ndeki kayalıklarda Soğd
tüccarlarından kalan çoğu tarihsiz
yazılı anıtlar, kaya üzerlerine çizilmiş grafitiler, en
eskisi MS 312, en yenisi 1025
yılına ait kısa notlar da bulunmaktadır (Bearman,
Bianquis vd. 2000: 773). Diğer
Soğdca dil malzemesi gümüş kaplardaki veya tekstillerdeki
yazılar, resimlerdeki
başlıklar ve yukarıda sözü edildiği gibi Doğu
Türkistan’da, Turfan’da bulunan çok
sayıda dinî metinle sınırlıdır. Soğdça en eski yazılı
belgeler Çimkent yakınlarında
Kultobe’de pişirilmiş toprak kaplarda bulunan on parçalık
belgelerdir. İranist Sims-
Williams, çok parçalanmış olduğu için yeterli bilgi
sağlamanın çok zor olduğu bu
belgelerin Antik Mektuplar’dan daha eski olduğu
görüşündedir (Hansen 2012:
116).” (Eker 2012).
Sonuç
“Soğdluların kültürel ve ekonomik özerkliklerinin
korunmasında İpek Yolu
ticaretinden egemen güçlerin ekonomisine sağladıkları
destek önemlidir. Soğdlular
her ne kadar güçlü ve birleşik bir devlet kuramasalar,
genellikle özerk vassal
prenslikler ya da ticaret diasporaları hâlinde yaşasalar
da Maveraünnehir’den Çin’de
değin İpek Yolu boyunca uzanan geniş coğrafyada yaşayan
halkların ekonomik ve
kültürel hayatlarındaki rolleri siyasi, askerî varlıklarıyla
karşılaştırılamayacak
derecede büyük olmuştur. Soğdlular, ticari ve ekonomik
faaliyetlerinin yanı sıra
diller ve kültürler arasında taşıyıcı bir halk olarak
Orta Asya’da, çok geniş bir
alanda alfabelerin, sözlüksel ve morfolojik ögelerin
kopyalanması vb. dilbilimsel
49
http://www.orientalstudies.ru/eng/index.php?option=content&task=view&id=167
50
http://www.hermitagemuseum.org
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
90
ilişkilerde; Budizm, Manihaizm, Nesturi Hristiyanlık,
Zerdüştlük gibi dinlerin
propagandasında önemli roller oynamışlardır. Soğdlular bu
değerler dizisine dayalı
olarak ilişkide bulunduklar neredeyse her toplumla ‘sembiyotik’
ilişkiler
kurabilmişlerdir. Soğd ülkesi tarihinin büyük bölümünde
diğer büyük güçlerin
siyasi-askerî egemenliğine tâbi olmasına karşın, bu
tabiiyet İslam sonrası döneme
değin Soğd dili, kültürü ve sanatının yitimiyle
sonuçlanmamış, aksine, Soğd dili ve
kültürü, inanç sistemi Türkler başta olmak üzere başka
halkları derinden
etkilemiştir.” (Eker 2012).
***
Modern Özbekistan’ın doğusu ile Tacikistan’ın batısı,
yani antik Sogdiana’da
yaşayan Soğdluların ve bu bölgeye nüfuz eden Türklerin
tarihi kayıtlarla belgelenen
‘ortak kültürel yaşam’ı, MS 6. yüzyılın ortalarından beri
farklı etnik adlarla, farklı
siyasal çatılar altında, ama Türk ve İran dillerinin
konuşan halkların varlığıyla
kesintisiz biçimde bugün de sürüyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından
bağımsızlıklarını ilan eden
Özbekistan ve Tacikistan, Pencakent’ten batıya,
Semerkand’a, Buhara’ya doğru
akan Zerefşan Nehri’nin hayat verdiği topraklarda
yaşayanlar olmak üzere, önemli
sayı ve oranlardaki Tacik ve Özbek yerli azınlıklara da
ev sahipliği yapıyor. Kendi
ailelerinin en ‘atipik’ dilbilimsel özelliklerini
barındırarak birbirine yakınlaşan
dilleri, kültürleri ve inançları birbirleriyle
harmanlanan Özbekler ve Tacikler,
özellikle birlikte yaşadıkları bölgelerde, tıpkı
Kaşgarlı’nın ‘Balasagunluların, Tıraz
(Talas) ve Beyza şehirleri halkının Soğdca ve Türkçe
kullandıkları’ (DLT I 1985:
30) notunda belirttiği gibi, her iki dili de konuşmaya
devam ediyorlar.
Kaynaklar
ATALAY, Besim (1985, 1986), Divanü Lügat-it-Türk
Tercümesi I, II, III. Ankara: Türk Dil
Kurumu Yayınları.
BEARMAN, P.J. , T. H. Bianquis vd. (2000).
“Al-Sughd”. Encyclopaedia of Islam. Volume
ix. Leiden: Brill. pp. 772-773.
BECKWİTH, I. Christopher (2011). Empires of
the Silk Road: A History of Central Eurasia
from the Bronze Age to the Present. Princeton
University Press.
BOYCE, Mary (1996, 1982). "A History of
Zoroastrianism: Vol 2, Under the
Achaemenians". Leiden: Brill.
CURTİS, John, Simpson, St. John (2010). The World of
Achaemenid Persia: The Diversity
of Ancient Iran. I. B. Tauris.
EKER, Süer (2012). “Türk-Soğd Kültürel Ortak Yaşamının
Bugüne Mirası Pencakent Antik
Kenti ve Türklük Bilimi Araştırmaları”. VII.
Uluslararası Türk Dili Kurultayı 24-28
Eylül 2012. Ankara: Türk Dil Kurumu (Yayım sürecinde).
FOLTZ, C. Richard (2000). Religions of the Silk
Road: Overland Trade and Cultural
Exchange from Antiquity to the Fifteenth Century. Palgrave
Macmillan.
FRYE, Richard N. (1943). “Sughd and the Sogdians: A
Comparison of Archaeological
Discoveries with Arabic Sources”. Journal of the
American Oriental Society, Vol. 63,
No. 1. (Mar., 1943), pp. 14-16.
Türkbilig, 2012/24: 41-76.
‘ORTA ASYA’NIN GİZEMLİ HALKI’: SOĞDLULAR SOĞD VE SOĞDCA
91
GLADNEY, Dru C. (1996). Muslim Chinese: Ethnic
Nationalism in the People's Republic.
Harvard University Asia Center.
HANSEN, Valeria (2012). The Silk Road a new history.
New York: Oxford University
Press.
HANSEN, Valeria (2005). “The Impact of the Silk Road
Trade on a Local Community: The
Turfan Oasis, 500-800”. In Les Sogdiens en Chine,
edited by Étienne de la Vaissière and
Éric Trombert, 283-310. Paris: École française
d’Extrême-Orient.
(http://www.yale.edu/history/faculty/materials/hansen-silk-road-trade.pdf)
HENNİNG, W. B. (1977). The Date of the Sogdian Ancient
Letters. Acta iranica
encyclopédie permanente des études iraniennes. Selected
Papers. W. B. Henning.
Deuxième Série Volume VI. Tehran-Liège: Brill. pp.
301-314.
HİTCH, Doug (2010). “Aramaic Scrip Derivavites in Central
Euroasia”. Sino-Platonic
Papers. Number 198. February. Department of East Asia
Languages and Civilizations of
Pennsylvania University.
(http://sino-platonic.org/complete/spp198_aramaic_script.pdf)
SKAFF, Karam Jonathan (2003). “The Sogdian Trade Diaspora
in East Turkestan During the
Seventh and Eighth Centuries”. Journal of the
Economic and Social History of the
Orient (JESHO). Leiden: Koninklijke Brill NV. 46,4,
pp. 475-524.
LUNG, Rachel (2011). Interpreters in Early Imperial
China. Amsterdam, Philadelphia:
John Benjamins Publishing Company.
PULLEYBLANK, E. G. (1952). “A Sogdian Colony in Inner
Mongolia”. T’oung Pao.
Second Serie, Vol. 41, Livr. 4/5, pp. 317-356.
SKRİNE, Francis Henry; ROSS, Edward DENİSON (1899). The
Heart of Asia A History of
Russian Turkestan and the Central Asian Khanates from the
Earliest Times. London:
Methuen co.
STARR, S., B. BESHİMOV, I. I. BOBOKULOV (2011), Ferghana
Valley: The Heart of
Central Asia. M.E. Sharpe.
TEKİN, Talat (2006). Orhon Yazıtları. Ankara: Türk
Dil Kurumu Yayınları.
UNESCO (1996). History of Humanity: From the seventh
century BC to the seventh
century AD (Eds. J. Hermann, E. Zürcher). Paris:
Routledge.
WALTER, Mariko Namba (2006). “Sogdians And
Buddhism”. Sino-Platonic Papers.
Number 174. November. Department of East Asia Languages
and Civilizations of
Pennsylvania University. pp. 1-89.
WİESEHÖFER, Josef (2001). Ancient Persia from 55o BC
to 650 AD (Trans. Azizeh
Azodi). London • New York: I. B. Tauris
Publishers.
WOOD, Frances (2002). The Silk Road Two Thousand
Years in the Heart of Asia.
Glasgow: University of California Press.
WU, Dunfu (2006). Footprints of foreign explorers on
the Silk Road. China Intercontinental
Press.
VALERİE, Hansen (2003). “New Work on the Sogdians, The
Most Important Traders on the
Silk Road, A.D. 500-1000”. T'oung Pao LXXXIX. Leiden:
Brill. pp. 149-161.
VAİSSİÈRE (2005). Sogdian Traders. A History (Trans.
James Ward). Leiden • Boston:
Brill.
VAİSSİÈRE, É. de La (2011). “Sogdiana History and
Archeology”. Encyclopaedia Iranica.
(http://www.iranicaonline.org/articles/sogdiana-iii-history-and-archeology).
İnternet Kaynakları
http://www.iranicaonline.org/articles/sogdiana-iii-history-and-archeology
Türkbilig, 2012/24: 77-92.
Süer EKER
92
http://www.sino-platonic.org/complete/spp174_sogdian_buddhism.pdf
http://www.iranicaonline.org/articles/sogdian-trade
http://www.iranicaonline.org/articles/afrasiab-the-ruined-site
http://www.nestorian.org/nestorius.html).
http://blacksea.ehw.gr/forms/fLemmaBodyExtended.aspx?lemmaID=11829
http://www.bbaw.de/forschung/turfanforschung/dta/m/dta_m_
index.htm
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder