Kençekler ve Kençekçe


Kençekler ve Kençekçe
Doç.Dr. Bilgehan A. GÖKDAĞ1*
ÖZET
Türklük bilgisinin en önemli ve eski kaynaklarından biri olan Divan’ü Lugat’it-Türk’de
hakkında bilgi verilen topluluklardan biri de Kençeklerdir. Kençekler ve Kençekçe ile ilgili bilgiler
Kaşgarlı’nın verdikleri ile sınırlıdır. Çin kaynaklarında K’ang-chü olarak geçen Peçenek Türklerinin
ataları olarak gösterilen kavmin Kençeklerle ilişkili olduğunu anlamaktayız. Kaşgarlı Mahmud
Kençekleri “Türklerden bir bölük” olarak gösterse de onların dili ile ilgili verdiği malumatlar
araştırıcıların bir kısmını İranî (Soğd) menşe aramaya sevketmiştir. Kençek adı, Türk boylarının bir
çoğunun soy kökünde ana unsur olarak durmaktadır. Kaşgarlı Mahmud’un Kençekçe diye verdiği 23
kelime isim cinsindedir. Bunlar daha çok kap-kacak, meyve, sebze, bitki, akrabalık ismi gibi kültür
kelimeleridir. Bu tip kelimelerin diğer dillerden alıntılanması kolaydır. Kaşgarlı’ya göre Kençekler
yabancılarla karışmış bir topluluktur. Dolayısıyla dillerinde bir çok fonetik ve leksik yabancı
unsurun olması doğaldır. Ayrıca Türkistan’da Soğd unsurlarıyla iç içe yaşamış Türklerin diline bu
dilden kelimelerin geçmesi tabiî bir durumdur. Soğd unsurların daha sonraki dönemlerde Türkler
arasında eriyip kaybolduğu, Türk etnogenezinde bir alt katman oluşturduğu bilinmektedir. Bunun
tarihi süreç içinde nasıl gerçekleştiği sorusunun cevabı hâlâ tam olarak aydınlatılmış değildir.
Anahtar kelimeler: Kençekler, Kençekçe, Soğdlar, Karahanlı Türkçesi, K’ang-chü
SUMMARY
The Kencheks are one of the the people about whom Divanü Lugat’it-Türk, one of the oldest
and most important sources of Turkology, gives information. Our information about them and their
language is restricted with the information given by that book. It seems a tribe called K’ang-chü in
Chinese sources, and defined as ancestors of the Pecheneks, was connected with the Kencheks. Tho-
ugh Mahmud of Kashgar, author of the above-mentioned book, tells that they were of Turkic stock,
his definition of their language has led some scholars to look for Iranic (Sogdian) origins for them.
The ethnonym Kencheks stands as a basic element in genealogy of many Turkic tribes. The 23 words
given by Mahmud as from Kenchek language are proper names. These are cultural words like plates,
vegetables and kinship words. Borrowing these kinds of words from other languages is very normal.
According to Mahmud of Kashgar, the Kencheks were mixed with foreigners. Thus, it is natural that
their language might have had many outsider phonetic and lexic elements. Besides, Turks would
borrow many words from the language of the Sogdian, with whom they coexisted in Turkestan. It is
well known that Sogdian elements were later assimilated among Turks and constituted a substrata of
Turkic ethnogenesis. How this occured in historical process is not yet fully enlightened.
Keywords:
The Kencneks, Kenchek language, Sogdians, Karakhanid Turkic, the K’ang-chü
* Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ö÷retim Üyesi.

98
Doç. Dr. Bilgehan A. GÖKDAï
Türk kültür tarihinin en önemli metinlerinden biri olan Divanü Lugati’t-Türk
adlı eserde çeşitli Türk boyları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Oğuz, Kıpçak,
Hakaniye gibi isimlerle anılan Türklerle ilgili yeterli bilgilerin yer aldığı eserde
bir kısım Türk topluluklarının hakkında verilen bilgilerin yetersiz olduğu görül-
mektedir. Kençekler ve Kençekçe hakkında Kaşgarlı’nın verdiği bilgilerin çok
kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Zira bu toplulukla ilgili yegâne malumat, Divanü
Lugati’t-Türk adlı eserde bulunmaktadır. Kençek kelimesine ilk defa Kaşgar-
lı Mahmud’un Dîvânü Lûgati’t-Türk adlı eserinde rastlanmaktadır. Daha önceki
dönemlere ait yerli ve yabancı kaynaklarda rastlanmayan “Kençek” kelimesinin
kökeni ve kastettiği topluluğun menşei hakkında zamanımıza kadar doyurucu bir
izah yapılmamıştır. Kençekler ve Kençekçe ile ilgili bilgi Kaşgarlı’nın verdikleri
ile sınırlıdır. N.A. Baskakov Kençek kelimesinin kökenini Türk ve Altay dillerin-
de kullanılan ve “genç-küçük” anlamına gelen “kence” sözüne dayandırmaktadır.
Peçenek, Kazak, Kıpçak gibi bazı Türk etnonimlerinde kullanılan –Ak takısı, boy
isimleri türetmede kullanılmaktadır. Kaşgarlı Kençeklerin bir Türk boyu olduğu-
nu ve Kençek Sengir’in Talas yakınlarında bir şehrin adı olduğunu bildirmektedir.
Sengir sözü dağ çıkıntısı anlamına gelmektedir. Bu isimle Konya ve Burdur’da
dört köy bulunmaktadır. Isparta’ya bağlı Senirkent ilçesinin adı da Eski Türk-
çe “Sengir” kelimesinden gelmektedir (Quliyev 2001: “105,122). Kençek Sengir
adını hatırlatan bir yer adı da Orhun Abidelerinde geçen Kengü-Tarman’dır. Ken-
çek Sengir adı ile Kengü Tarman arasındaki ilişki Kençeklerin menşeini aydın-
latmada anahtar rolünü görecektir. Kengü-Tarman hakkında E. Parker, F. Hirth,
P.M. Melioransky ve S.G. Klyaştorniy gibi araştırmacılar inceleme yapmışlardır
(Ekrem 1999). S.G. Klyaştorniy’e göre Kengü-Tarman, Talas ile Sirderya ara-
sında, Soğd bölgesinin doğusunda olup Şaş memleketinin başşehrindedir. Ken-
gereslerin; Konga, Kangarlar ve Peçeneklerin kuvvetli bir kavmi olduklarını ve
Kengü-Tarman’da oturduklarını söyleyen Klyaştorniy Kangar’ın Kengü olduğu-
nu belirtir (Klyaştorniy 1954: 91-104).
Çin kaynaklarında yer alan K’ang-chü’nün Soğd bölgesinde bulunduğu ve
Orhun Yazıtındaki Kengü-Tarman adlı yere denk geldiği bildirilmektedir. Çinliler
kendi geleneklerine göre Kengü-Tarman’ı kısaltarak K’ang-chü şekline sokmuş
olmalıdırlar. K’ang-chü’nün Kangü olması gerek coğrafya, gerekse okunuşu ba-
kımından aynı olduğunu göstermektedir. Eğer bu tespit doğru ise Chang Ch’ien’in
raporunda yer alan K’ang-chü’lüler Peçeneklerin atalarından biri olacaktır. Kang-
chü ile ilgili araştırıcıların farklı görüşleri vardır. K’ang-chü’nün Kaşgar oldu-
ğu fikrini T.W. Kingsmill ileri sürmüştür ki Kençeklerin Kaşgar’da oturduklarını
göz önüne aldığımızda bu, Kençek / K’ang-chü ilişkisini kolaylaştıran bir tezdir.
K’ang-chü’leri Soğd ve Tohar kökenine bağlayan araştırmacılara karşılık Ch’en-
yong-ling onları Türk sayar ve Türkçe konuşan bir topluluk olduğunu ileri sürer.
K’ang-chü’lüler V. asırda Eftalitlerin, VI. asırdan sonra Köktürklerin, VIII-XII.
asırlarda Karlukların, XIII. asırdan sonra ise Moğolların hakimiyeti altında yaşa-
mışlardır. Bugünkü Kazak, Özbek ve Karakalpakların oluşumunda önemli rolleri
olduğu öne sürülen K’ang-chü’lülerin XVI. asırdan sonra tarih sahnesinden silin-

99
Kençekler ve Kençekçe
dikleri kaydedilmektedir (Ekrem 1999: 135-136).
Bazı kavim gruplarının kaynaklarda sık sık geniş ve birleştirici halk adlarıyla
değil yönetici kavimlerin veya kendilerine hükmeden bir ikinci halkın adıyla geç-
meleri bozkır tarihinin araştırılmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca bir kavim ve yer
adının Çin, Arap, Fars ve Soğd dillerinde farklı yazım şekillerinin bulunması da
bir diğer zorluktur.
Sirderya ve oradan kuzeye uzanan Kara-tav dağlık bölgesinde Avesta’nın
Kangha adıyla andığı göçerlerin devleti vardı. M.Ö. II. yüzyıldan başlayarak
Çinliler de sık sık Kangha ülkesini Kangkü adıyla kaydederler. Çin kaynaklarına
göre Kangkü’nün başşehri, Taşkent’in kuzeybatısında, Sirderya’nın kuzeyindey-
di. Kangkü bölgesi doğuda Talas ve Çu ırmağının yanı sıra Isıg-Köl dolayları-
nı da kapsıyordu. İlk Çin verilerinden başka ve Ptolemaios’un Marinos vasıta-
sıyla muhtemelen, Maes Titianos’tan edindiği kayıtlara göre M.S. 100 civarın-
da Sirderya’nın aşağı çevresinde Kahag İskitlerinin ülkesi vardı. Kahag adı, dil
araştırmalarının da gösterdiği gibi Soğd dilinde Kangha-Kangkü sakinlerini ifade
ediyordu. Kangkü ismi Firdevsî’de Kang şeklinde geçer. Bir zamanların Kangkü
bölgesi, Hsuan Tsang’ın yolculuğu sırasında Türklerin hâkimiyeti altındaydı. Bu
nedenle Türklerin akınları sırasında batıda tam Kengü-Tarban’a kadar ulaştıkla-
rından söz eden Türk yazıtlarında da Kangkü adının anılmış olması şaşırtıcı değil-
dir. Bu iki kelimelik adın ilk kısmı, Kangkü adının Türk varyantıdır ve çok daha
sonra ortaya çıkan Tarban adı da Kangkü bölgesiyle ilgilidir. Kangkü (Kang) adı-
nın kaynaklarda halk adı olarak değil coğrafî ad olarak geçtiğini ifade eden Károly
Czeglédy onun daha sonra şekillenmiş Soğdca Kachag biçiminin gerçek halk adı
olarak düşünülebileceğini belirtir. Bölgede yaşayan halkın ise Orhun Abidelerinde
de geçen Az kavmi olduğunu iddia eder (Czeglédy 1999: 34-42).
Kuman-Kıpçak boy birliğinin Orta Asyalı veya doğu kolu Kanglı olarak bi-
linir. Pek çok bilgin bunu Kengeres/Kangar’a, Çin kaynaklarındaki K’ang-chü
ülkesine bağlar. Bu birliğin sınırları üç büyük topluluk oluşturarak batıda Tuna
serhaddinden Batı Sibirya’ya (İrtiş’e) ve Müslüman Orta Asya’ya kadar uzanı-
yordu. Batıdaki Kuman birliği, Orta Asya’daki Kıpçak-Kanglılar (ana kentsel
merkezleri uzun süredir göçebelerle bir sınır ticareti kenti olan Sıgnak idi) ve
Batı Sibirya’daki Kıpçaklar’ın, Kaşgarlı’ya göre doğu sınırları Taraz yakınındaki
Kençek Sengir kasabası idi (Golden 2002: 226, 231).
L. Rasony Tarihte Türklük adlı eserinde Kao-çe kavminden bahseder. Kao-çe
Kang-chü kelimesinin değişik bir varyantı olsa gerek. Çin kaynakları Türkleri ve
Türkçe konuşan Kao-çe kavmini anarken türkü yaktıklarını ilave ederler. Kuzey-
de Çin kaynaklarının Kao-çö diye adlandırdığı oymaklar birliği Heftal, aslında
“heterogen” kavimleri ve oymakları birleştiren bir sülale adı olabilir. Heftaller’in
batı kanadında İranlı unsurların kesafeti yanında Kafkas unsurları da bulunuyor-
du. Eberhard’a göre T’o-pa oymaklarından 20’si Sien-pi, 3’ü Hiung-nu, 7’si Kao-
çe boyundandırlar (Rasonyi 1988: 35,73,75).
Oğuz boylarına ait bir grup, Farab ile Kenceh arasındaki Sır-Derya bölgesin-
de karar kılmışlardı. Kencdeh (veya Kencide) bölgesi, Arıs’ın orta akımı boyla-

100
Doç. Dr. Bilgehan A. GÖKDAï
rında bulunuyordu. Bölgenin ana şehri olan Subaniket’in günümüzdeki kalıntı-
ları, Cuvan-Tepe eski şehir harabeleriyle denkleşmektedir. Kencide’ de yapılan
arkeoloji çalışmaları X. yüzyılda burada göçebe ve yarı yerleşik Türk boylarının
oturduklarını göstermektedir. Burada Sır-Derya’nın orta akımları boyunca oturan
Karluk Oğuz boylarına ait seramikler çıkarılmıştı. Elde edilen bilgiler, bölgede
oturan Türk boyları arasında Oğuzların da var olabileceği ihtimalini güçlendir-
mektedir (Agacanov 2002: 109).
Guzlar, İslâm’ı kabul ettiklerinde onlara “Türkmen oldu” derlerdi. Müslü-
manlar ise onlar arasında Türkmenî yani Türk’e benzeyenlerin de bulunduğunu
söylüyorlar. Bu isim, Batı Yedisu, İsficab ve Şaş’ta yaşayan ve İslâm’ı kabul eden
Türkler arasındaki melezleşmiş gruplara da verilmiş olabilir. Adı geçen bölgede
göçebe ve yarı yerleşik hayat sürdüren barış yanlısı Türk-Müslüman boyların bu-
lunduğuna dair bilgiler de mevcuttur. Bu gruplardan biri hayvanlarının ihtiyacını
karşılamak için verimli meraların bulunduğu Farab, Kencide ve Şaş arasında otur-
maktaydı (Agacanov 2002: 120).
Kençeklerle ilgili Kaşgarlı Mahmud’un verdiği bilgilerin dışında kaynak-
larda herhangi bir bilgiye rastlayamıyoruz. Kaşgarlı da Kençekleri Türklerden bir
bölük olarak kaydetmektedir. Kaşgarl’nın bu kaydına rağmen Kençeklerin Soğd
asıllı olduğunu birçok araştırmacı zikretmektedir. Kençekleri Soğd veya gayritürk
bir kökene götüren araştırmacılar bu görüşlerini bir temele oturtmamaktadırlar.
Peter B. Golden’e göre bölgenin yerli nüfusu büyük ölçüde Doğu İranî veya Tohar
ırkındandı. Zamanla Türkleşerek Uygurların etnik yapılarındaki bileşenlerden biri
oldular. Kaşgarlı’nın Soğdak, Kençek ve Arguların dili ile ilgili vermiş olduğu
bilgiler Golden’i onları açık şekilde dil değiştirme safhasında bulunan şehirli İranî
(Soğdlu) halklardır hükmüne götürmektedir (Golden 2002: 134) ki Argu ve Ken-
çeklerin İranî bir kökene dayandırılması kanaatimizce yanlıştır.
Özkan İzgi II. asra kadar Doğu Türkistan’da yaşayan Kençeklerin çoktan
Türkçe konuşmaya başladığını, kendi İranî dillerini de bırakmadıklarını söyler-
ken görüşlerini Kaşgarlı’ya dayandırmaktadır (İzgi 1974). Hâlbuki Kaşgarlı’da
Kençeklerin İranî bir dili olduğu belirtilmez.
Milâttan önceki yıllarda Kaşgar bölgesinde “Kanjaki” adlı bir diyalektin ko-
nuşulduğunu bildiren Richard N. Frye tezini kaynaklara dayandırmamaktadır (
Frye 1996: 248).
İranlıların Orta Asya’ya M.Ö. 2000’li yıllarda geldiğini biliyoruz. İranlıla-
rın bölgedeki hâkimiyeti siyasî olmaktan çok kültürel ve etnik temeldedir ( Frye
2004: 56). Köktürk devletinin I. döneminde Türk ve Soğdların Orta Asya’da iç içe
yaşadığını Soğdçanın Türk siyasî egemenliğine rağmen hâkim durumda olduğunu
görmekteyiz. 582 yılında dikilen Bugut adlı kağanlık yazıtının bir yüzü Soğdça
bir yüzü Sanskritçedir. Soğdların çok dilli olması onları diplomasi ve bürokrasi-
de etkin duruma getirmiştir(Barutçu 2002: 483). Ancak Soğd ve Türklerin aynı
coğrafyada iç içe yaşamaları Kençekleri Soğd köküne bağlamaz. Kençeklerin
Soğdlularla ilişkisini gösteren hiçbir kanıt olmamasına rağmen bazı araştırıcıların
onları Soğd veya İranî sayması anlaşılamamaktadır.

101
Kençekler ve Kençekçe
Reşat Genç Kaşgarlı’nın Kençeklerin aslında Türk olmayıp Türk ülkesine
sonradan göç etmiş kimseler olduğunu söylemektedir(Genç 1997: 40). Hâlbuki
Kaşgarlı bu kısımda onların Türk olmadığını söylemez. Onlardan asıl Türk ilin-
den olmayıp Türk ülkesine göç etmiş kimseler diye söz eder(DLT-III, 118-119).
Bir coğrafî alana sonradan gelmenin etnik kökeni açıklayamayacağı bilinmekte-
dir. Kaşgarlı Mahmut Kençekleri Türklerden bir bölük diye açıklamasına rağmen
A. Caferoğlu Kaşgarlı bunları Türk ulusunun boyları arasına dahil etmemiştir di-
yerek ilmî sınırların dışına çıkmıştır (Caferoğlu -II- 1984: 35).
Barthold, Kaşgarlı Mahmud döneminde Kençeklerin Türkleştiğini ifade eder
ve bazı telâffuz özellikleri göstermekle beraber ayrı bir takım kelimeler kulla-
narak eski dillerinin kalıntılarını daha koruyorlardı derken bu adın diğer hiçbir
kaynakta geçmediğini de eklemektedir (Barthold 1975: 110). Kençeklerin dille-
rindeki fonetik ve leksik farklılıkların onların Türkleşmesinin zamanını açıklaya-
mayacağını düşünüyoruz. Zira farklı etnik kökene ve dile mensup bir toplumla iç
içe yaşayan bir toplumun karşılıklı kültürel etkileşim içinde olması kaçınılmazdır.
Kaşgarlı’nın verdiği bilgiler Kençekler’in Soğd ve Hotanlılarla aynı coğrafyada
yaşamasının tesiriyle Türkçeden uzaklaştığı şeklinde de yorumlanabilir.
Kençek adı, Türk boylarının birçoğunun soy kökünde ana unsur olarak dur-
maktadır. Ayrıca birçok yer, şahıs ve urug adı Kençek kelimesiyle ilgilidir. Bu
adlar Türk dünyasının hemen her yerinde karşımıza çıkar. Seyidov Gence şehrinin
adını Saka Türklerine dayandırmaktadır. Gence (gan sag // Kan saq – Gantsaq)
sözünün saq // tsaq terkibi de saq kabile birleşmesinin adı ile bağlıdır. Orta asır
Ermeni kaynakları Gence’nin adını Gansaq // Gantsaq yazmışlardır. Gansaq //
Gantsaq Türkçe bir sözdür ve saq hanı ve saq atası demektir. Gence’de vaktiyle
saq hakanı oturduğu için Gence’ye bu isim verilmiştir(Seyidov 1989: 47). Hüse-
yin Cevizoğlu Kanzak adlı Hun-Türk (Saka) kabilesinin Van Gölü’nün güney ci-
varına, yine bir Saka kabilesi olarak gösterdiği Kanzakların Ağrı Dağı yakınlarına
gelip yerleştiklerini tespit etmiştir. Azerbaycan’da da bu isimde Türk boylarının
olduğunu söyler (Cevizoğlu 1991: 31-51). Azerbaycan’ın önemli şehirlerinden
biri olan Gence’nin eski adı Gancak’tır (Kırzıoğlu, Kars Tarihi, Harita 8). Gencek
adını taşıyan iki köy bugün Sinop ve Konya ili sınırları içinde bulunmaktadır.
Kençek-adze, Duşed Sancağı, Tiflis’te bir yerleşim yerinin adıdır (Doğru 1985:
27). Özbekistan’ın Semerkant şehri şimalinde Taraz Kencek adında bir yer bu-
lunmaktadır; burada 1269 ilkbaharında Çoçı uluslarının da iştirakiyle tarihi bir
kurultay yapılmış olup, bu kurultayda Çağatay ve Ögedey oğulları arasında yurt
taksimatı yapılmıştı (Togan 1981b: 60). 16. yüzyıl tahrir defterlerinde Bayburt
yöresinde yaşayan Kayı oymağına ait Gencek (Mezra)’in adı geçmektedir (Sü-
mer 1980: 217). Osmanlı arşiv belgelerinde Manavgad Kazasında (Alaiye Sanca-
ğı) Yörükan taifesinden Gencek (Güncek) adlı bir topluluktan bahsedilmektedir
(Türkay 1979: 371). Er Töştök destanında kadın kahramanlardan birinin adı da
Kencekey’dir (Aça 2002). Başkurtlar kendi rivayetlerinde kendilerinin ve Bulgar-
ların ilk cetleri olan Kenceklerin Buhara tarafından geldiğini söylerler. Bu riva-
yet kenara atılamaz. Zira Aral gölü etrafında Kence ve Kencek isminde kabileler

102
Doç. Dr. Bilgehan A. GÖKDAï
yaşamış, Başkurtlar arasında da Kencek şeklinde aile isimleri görülmüştür. Bu
rivayetler Başkurtların Orta Asya’dan ve Aral gölü mıntıkasında Kencek Sinizi
isminde bir yer zikreder. Kencekler Khalaç ve Karluklarla birlikte Eftalit heyetine
de dahil olmuşlardır. Kencekler, bu Kanglı ve Gurlarla akraba kavim olmuşlardır
(Togan 2003: 3-5). Kencek ismindeki sülâleden Kincekev/Kencekov’lar bilinir
(Togan 2003: 158). Kencekler, Karluklarla beraber Eftalit kabilesi olarak zikre-
dilen Kencîne ile bir olsa gerektir (Togan 1981a: 414). Kırgızlar’da Sol Kol’un
urugları arasında Kenceçiger adlı bir boy vardır (Togan 1981b: 72). Araplar Kar-
luklara akraba bir kavim sıfatıyla ismini Kencine yahut Khancîne şeklinde yaz-
dıkları bir kabileyi Göktürklerden önce Maveraünnehir’de hâkim olan Türklerden
saymışlardır. Bunların bakiyesi olan Kencine kabilesi 10. asırda Şarkî Bukhara’da
şimdiki Feyzabad ve Babadağı mıntıkasında yaşamıştır (Togan 1981b: 51). Taş-
kent şehrinin sokak ve mahallelerinden ikisinin adı Kencek adını taşımaktadır.
(Togan,1981b: 64) Taşkent’e bağlı Kancagalı nahiyesi de bulunmaktadır (Togan
1981a: 342). İbrahim Kafesoğlu’na göre Kaşgar-Balasagun-Talas-Fergana arasın-
da yaşayan Kençek toplulukları doğu Türk kolları olup Gök-Türklerle ilişkili idi
(Kafesoğlu 1988: 146-147).
Kaşgarlı’nın Kençekçe ile ilgili vermiş olduğu bilgiler ve kelime listesi şu
şekildedir:
En açık ve doğru dil -ancak bir dil bilip- Farslarla karışmayan ve yaban-
cı ülkelere gidip gelmeyen kimselerin dilidir. İki dil bilen şehirlilerle düşüp kal-
kan kimselerin dilleri bozuktur. İki dil bilenler Soğdak, Kençek, Argu boylarıdır.
Gezginci olarak yabancılarla karışanlar Hotan ve Tübüt halkı ile Tangutların bir
kısmıdır. Bunlar Türk eline sonradan gelmişlerdir. Tübüt ve Hotan’ın ayrı dilleri
ve ayrı yazıları vardır. Bunların ikisi de Türkçeyi güzel konuşamaz (DLT, I, 29).
Kençekler bu gruba dahil edilmez. Kaşgarlı’da Türk ellerinin sınırları Rum ülke-
sinden Maçin’e dek uzanır (DLT, I, 30).
Talas Beyza ve Balasagunlular Soğdca ve Türkçe kullanırlar. Bütün Argu şe-
hirleri halkının dili çapraşıktır. Kaşgar’ın Kençekçe konuşan köyleri vardır. Şehrin
içindeki halk Hakanlı Türkçesiyle konuşurlar. Hotanlılarla Kençekliler kelimenin
önünde bulunan elifleri h’ye (ه) çevirirler. Türk dilinde bulunmayan bir harfi kat-
tıkları için biz onları Türk saymıyoruz. Türkler babaya ata, Hotanlılar Kençekliler
hata; Türkler ana’ya ana onlar hana derler (DLT, I, 31).
Dillerinde güzel h (ه) bulundurmaları sebebiyle Hotan ve Kencekliler için
bunlar asıl Türk ilinden olmayıp Türk ülkesine göç etmiş kimselerdir (III/119).
Kaşgarlı’nın dillerinde güzel he sesini bulundurması sebebiyle onları Türk say-
maması veya Türk illerine sonradan gelmiş kimseler olarak zikretmesi, bu konuda
zihninin karışık olduğunu göstermektedir. Tübüt ve Hotan halkının, Türkçenin
dışında kendi dilleri olduğunu söyleyen Kaşgarlı, Kençekleri bu gruba dahil et-
mez. Kençekleri, Türklerden bir bölük diye anar. Kençekçe birkaç kelimede güzel
he kullanıldığını söyleyen Kaşgarlı Mahmud, yazı dili olarak kullanılmayan bu
dildeki h sesini tamamen kulağına dayanarak güzel he olarak niteler. Yabancı kül-

103
Kençekler ve Kençekçe
türlerin ve dillerin tesiriyle h sesinin, güzel he’ye dönüşmesi veya Kaşgarlı’nın
sesi bu şekilde algılaması bir topluluğun etnik kökenini açıklamaz. Zira öncelikle
Farsça’nın tesiriyle Doğu Anadolu, İran, Afganistan Türk ağızlarında güzel h se-
sine yakın h sesinin bulunduğu bilinmektedir.
Kaşgarlı, ح ve ه (ha ve güzel he) harflerinin Türkçede olmadığından hareket-
le Kençekçe olarak belirttiği ühi, çaha ve eveh kelimelerini örnek olarak verir. Bu
dil arı değildir hükmüyle birlikte Baykuş anlamına gelen ühi kelimesinin Kıpçak
Türkçesinde “ügi” olduğunu söyler.
Kaşgarlı güzel he’nin Türkçede bazı kelimelerde kullanıldığını, Türklerin şa-
hini çağırmak için tah tah هﺎΗ هﺎΗ tayı çağırmak için kurrıh kurrıh هرق هرق dedik-
lerini belirtir. Hotan ve Kençek dillerinde bu harfin görüldüğü, bundan dolayı da
Kençekçe’ nin iyi bir Türkçe olmadığı hükmüne varır.
Kaşgarlı sesin harf değerini vermektedir. Bu he sesi fonolojik olarak güzel
he’ye bu dillerde çevrilmiş olamaz mı? Verdiği örnekler aslında g ve k’nin, diğer
lehçelerde h’ye diğer lehçelerde dönüştüğü örneklerdir. Kıpçakça ügi, Kençekçe
ühi “baykuş”, Genel Türkçe çakmak, Kençekçe çaha (I/9).
Kaşgarlı’nın Kençekçe olduğunu söylediği diğer kelimeler şunlardır:
úenbuy-Başka bir davetten sonra geceleyin gidilen içki ziyafeti Kençekçe
(III/239).
(indekste Kençekçe diye geçiyor. Metinde yok)
çeúkel – çanak, çömlek, çanak, çömlek parçaları (I/482).
büúincek- üzüm salkımı Kençekçe (I/506).
kenpe- bir ot adı Kençekçe (I/416).
banzı- Bağ bozulduktan sonra asmaların üzerindeki üzüm kalıntıları, neferne-
me (Kençek dilince I/422).
körke- Ağaçtan yapılmış tabak – Kençekçe (I/430).
çulıman- çulıman iş – içinden çıkılamayan iş, çalpak iş. Bu kelime aslında su
birikintisine denir. Kençekçe (I/448).
lüçnüt- imece. Buğday ve buğdaya benzer şeyleri temizlemekte, köylülerin
yardımlaşması. Bu ara sıra, köylülerin birbirine bir köle veya bir hayvan göndere-
rek harman dövdürmek için yaptıkları yardımdır. Kençekçe. (I/451-452).
rapçat- Angarya, beyin, halkın gölüklerini alıp üzerine parasız olarak yük
yükletmesi gibi. Kençekçe (I/451).
Kençek- Türklerden bir bölük (I/480).
Kençek Sen÷ir- Talas yakınında bir şehrin adıdır. Burası Kıpçak sınırıdır
(I/480).
kendük- Küp gibi, topraktan yapılan büyükçe bir kaptır. İçerisine un ve una
benzer şeyler konulur. Kençekçe (I/480)
togrıl- et ve baharatla doldurulan bağırsak, bumbar dolması Kençekçe
(I/482).
dünüúge- sülüklü pancar denilen sebze. Kençekçe (I/490).
buldunı- içerisine yaş ya da kuru üzüm konan hoşmerim. Kençekçe (I/492).
yudug- çocuklara sövülen bir kelime. Kençekçe Bu yudut sözü gibidir

104
Doç. Dr. Bilgehan A. GÖKDAï
(III/13).
sin-sen. Kençek dilince. Türkler sen derler. Kençek dilinde kelimeler çok
kere esreye uyarlar. Esre olur. Çünkü onların dili kötüdür. Yukarı Çin’e dek Çi-
ğil, Yağma, Tohsı dillerinde ötre olur. Rum ülkesine dek Oğuzlar, Suvarlar ve
Kıpçaklar üstün kullanırlar. Bu Türklerin deveyeت
harfinin üstünüyle teve
demeleri gibidir. (III/139)
çawlı- kendisiyle ateş yakılan kaysı ve ceviz kabukları (III/442).
çowlı- tutmaç süzgeci. Bu taze dallardan kepçe gibi örülerek yapılır
(III/442).
kewli- ırmak ağzı. Bu üç kelime Kençekçedir (III/442).
Türkçede kelime başında çeşitli nedenlerden dolayı bir h türemesinin olduğu-
nu görmekteyiz. Bunların büyük bir kısmı bir sesin h’ye dönüşü, çok az kısmı ise
ön türeme (prothese) şeklindedir (Gülsevin 2003: 129-146.).
Ana kelimesi DLT’de ilk defa geçer. Daha önceki dönemlerde ana yerine
ög kelimesi kullanılmaktaydı. Karahanlı Türkçesinden günümüze ana~anne ke-
limesi değişik varyantlarıyla tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde yaşamaktadır. h
öntüremesi ile hana şekli sadece Kençekçede kullanılır.
Baba karşılığı olarak Eski Türkçe döneminde kan, kañ kelimesiyle birlikte
ada, ata kelimesi de kullanılır. Türk lehçelerinde değişik varyantlarına rastlanan
kelime Kençekçede hana şeklindedir. (Gülensoy 1974: 283-318)
Doerfer Halaçça Eski Türkçe ilişkisinden bahsederken aslında Türkçede
h’nın bulunduğunu; ancak yazıda bu sesi karşılayan işaret olmadığı için gösteril-
mediğini, bunun söyleyişte bulunmadığı anlamına gelmeyeceğini belirtir (Doerfer
1974: 1-12).
Kaşgarlı’nın kelime başında verdiği örnekler güzel h iledir. Kaşgarlı güzel
he’nin Türkçe kelimelerde kullanılmadığından hareketle Kençekçe örnekleri ver-
mektedir. Acaba Kaşgarlı hata ve hana’yı (yazı dilinde de geçmiyor.) kulağına da-
yanarak mı güzel he ile gösteriyor. Güzel he’nin ses değeri nedir? Bu kelimelerin
güzel h tesiriyle heta, hena şeklinde bir teleffuzu mu söz konusudur? Bu soruların
cevabı Kaşgarlı’da bulunmamaktadır.
çaha “çakmak” kelimesindeki h’nin k’dan dönüştüğü anlaşılıyor. Bunu güzel
he ile izah etmesi Kaşgarlı’nın bir yanılgısı olabilir mi?
Eveh kelimesindeki güzel he olabilir.
Kaşgarlı ya lehçeler arasındaki farklılıkların tümünü vermemiş, ya da arala-
rında fonetik ve anlam yönünden belirgin ayrılıklar olan sözcükleri kaydetmeyi
tercih etmiştir. Bu ikinci varsayıma göre Hakaniye Türkçesiyle Oğuzca arasında
farklılık bulunan sözcüklerin sayısı bunlarla sınırlıdır. Oğuzca 265 kelime veri-
yor.
Kaşgarlı Mahmud, sürekli kendi lehçesinden farklı olan formları tek başlarına
ele almış, bunları norm olarak tayin etmişti. Bu şu anlama gelir. Kaşgarlı Mahmud
özellikle bir formu vermediyse bunun Hakaniye Türkçesindeki biçiminin diğer
Türk dilleri için de geçerliliğini kastetmek istediği tahminimiz dahilindedir (Do-

105
Kençekler ve Kençekçe
erfer 1987: 106-107 ).
Kaşgarlı’nın Kençekçe diye verdiği kelimelerin 15 tanesi Clauson’un etimo-
lojik sözlüğünde yer almıştır. Drevne Tyurskiy Slovar adlı Eski Türkçenin söz-
lüğünde ise 20 adet Kaşgarlı’nın sıraladığı Kençekçe kelime vardır. Bu eserde
kelimelerin anlamları verilmiş ve Kençekçe olduğu bildirilmiştir. Clauson ise
kelimelerin etimolojilerini yapmamış, ancak bazılarının kökeni hakkında görüş
bildirmiştir. Clauson’a göre buldunı, çavlı, çeúkel, dünüúge belki Farsça, körge
Farsça açıklanabilir. Kendük, úenbuy şüphesiz Farsça, rabçat Hint-Avrupa orijinli
ve Rusça rab, rabota kelimeleriyle ilişkilidir.
Doerfer, Türkische und Mongolische Elemente im Neupersischen adlı eserin-
de Kençekçe kelimelere yer vermezken, Dankoff ve Muttalibov’un çalışmaların-
da Kençekçe ve Kençeklerle ilgili bilgi bulunmamakta ve sadece Atalay neşrinde
olduğu gibi Kençekçe kelimeler sıralanmaktadır.
Kaşgarlı Mahmud’un Kençekçe diye verdiği 23 kelime isim cinsindendir.
Bunlar daha çok, kap - kacak, meyve, sebze, bitki, akrabalık ismi gibi kültür ke-
limeleridir. Bu tip kelimelerin tabiatı icabı başka dillerden alınması kolaydır. Bu
itibarla söz konusu kelimelerin yarıdan fazlasının Kençekçe’ye yabancı dillerden
geçmiş olduğunu düşünüyoruz. Zaten Kaşgarlı’nın verdiği bilgilere göre onlar
yabancılarla karışmış bir topluluktur. Dillerinde fonetik ve leksik birçok yabancı
unsurun olması doğaldır. Ancak kelimelerin yarıya yakını Türkçe ile açıklanabilir
durumdadır. Kençekçe diye verilen kelimelerin büyük bir kısmı diğer Türk lehçe-
lerinde görülmeyen sadece Kençekçeye mahsus kelimeler olsa gerektir. Fonetik
farklılıklarla hana, hata, çaha, ühi, sin gibi kelimelerin diğer Türk lehçelerinde
olduğunu Kaşgarlı ifade eder. Kaşgarlı 265 adet Oğuzca kelime vermiştir. Bu 265
kelime muhtemelen Hakaniye Türkçesinden farklı olanlardır. Kençekçe kelimeler
için de aynı şey düşünülebilir. Kençekçe olarak verilen kelimelerin kökence aynı
veya yakın olanlarını Divanü Lügati’t-Türk’te bulmaktayız.
Çawlı “ateş yakılan meyve kabukları”. Bu kelimenin çawar “ateş yakmaya
yarayacak nesne”, çıbık “çubuk”, çıp “ince ve yumuşak dal”, Türkmence çavla-
“çubukla vurmak, ateşe aleve dışını tutmak, ütmek” kelimeleri ile ilişkisi açıktır
(113).
çowlı “tutmaç süzgeci”, bkz. ço÷- : eşya konan heybe, bohça.
Kelime derleme sözlüğünde ço÷lu [çolu] 1. Kepçe. Şeklinde balık ağı, (Gü-
dül, Ayaş, Ank; Kaya, Fethiye-Muğla). 2. Uzun saplı süzgeç (Tosya-Ks.) [çolu]:
(-Çkr) şeklinde kayıtlıdır.
Kendük- Azeri ve Türkmen Türkçelerinde de Divandaki anlamıyla bulun-
maktadır.
Togrıl kelimesi togru- “doğrul-, yönel-“ kelimesi ile ilgili olabilir. Et ve ba-
haratla doldurulan bağırsak’ın doğrulması anlamına gelen togrıl’ın togru- fiili ile
anlam yakınlığı dikkati çeker. Ayrıca kelimenin tok “aç olmayan” kelimesiyle de
yakınlığı akla gelmektedir.
Çulıman “su birikintisi” bkz. çum- insanın suya dalması” (DLT). Türkiye
Türkçesinde kullanılan “cıvık” kelimesinin gelişimi suvık > sıvık > cıvık şeklin-

106
Doç. Dr. Bilgehan A. GÖKDAï
dedir. Kökeninde su kelimesi vardır (Kara 2003).
Kewli “ırmak ağzı”. Bkz. kapçak “su kollarının birbirine kavuştuğu yer.” Ka-
vuz “şaraptaki çör çöp, tortu.”
Yodug kelimesi yod- fiilinden gelmektedir.
Yod- “oymak, silmek, bozmak, mahvetmek” [316b/02]
XIV. yüzyıl Anadolu Türkçesinde -d- ~ -y- ses denkliğine uygun olarak -y- ile
yoy- “silmek, imha etmek, izale etmek, bozmak” anlamlarında geçer (TS). Ağızlar-
da yoy- “eski durumunu yitirmek, bozulmak, çirkinleşmek (DS: Isparta-Samsun)”,
“yazılan yazıyı silmek, bozmak (Ks., Sn., Çkr.)”, “bozmak, işe yaramaz duruma
getirmek (Silifke, İç.)”, “değiştirmek (Bor-Nğ.)”, “harcamak, yok etmek (Ada.)”
anlamlarında korunur. Ölçünlü dilde *yoy- kullanılmaz. Tkm. Yoy-, Nog. Yoy-,
Kırg. Joy-, Kzk. Joy-, Kklp. Joy-, Özb. ynjy-, Tuv. çod-~çot- biçimlerinde geçer.
*yo- fiilinin ile genişlemiş biçimi olabilir. *yo-d- > yod. Türkçede kulanılan yoz
“bozulmuş” (<*yo-z) ve yoq “yok” (<*yo-q) sözcüklerinin de aynı kökün türev-
leri olduğu anlaşılıyor. Yod- (<*to-) > toq örneğinde olduğu gibi (Gabain ETG.
{127, 153; Bang TM, s. 48; Clausen EDT, s. 885; Dankoff CTD III. S. 228) krş.
yoq, toq (159) (Kabataş 2003: 147-161).
Doerfer Kaşgarlı’nın Kençek dili ile aynı gruba soktuğu Argu dilini Halaç
Türkçesi malzemesi ile karşılaştırarak Halaççanın Argu diliyle olan paralellikleri
üzerinde durmuştur. Arguların Halaçların ataları olduğu bu çalışmada ortaya ko-
nulmuştur.
“Kençek” adı köken olarak “genç, küçük” anlamına gelen “kence” kelime-
sine dayanmaktadır. – (A)k eki ise topluluk isimleri yapmada kullanılmaktadır.
Kang-chü, Kao-çe, Kengü, Kenger gibi yer ve boy adları ile ilgili olan “Ken-
çek” kelimesine Türk dünyasının değişik bölgelerinde rastlanmaktadır. Sınırlı sa-
yıda verilen dil malzemesinden en az yarısının Türkçe ile açıklanabilir olması,
onların Türklüğü konusundaki tereddütleri ortadan kaldırmaktadır. Kaşgarlı’nın,
“Kençekçe” diye verdiği yirmi civarındaki kelime, diğer Türkçelerde kullanılma-
yanları oluşturuyordu. Yoksa Kençekçe, sadece Kaşgarlı’nın verdiği kelimeler-
den ibaret değildi. Kaşgarlı, ana Türk gruplarına ait kelimeleri sıralamış; küçük
Türk gruplarına ait olanlarda ise farklı kelimeleri belirtme yoluna gitmiştir. Ayrıca
Türkistan’da Soğd unsurlarıyla iç içe yaşamış Türklerin diline bu dilden kelimele-
rin geçmesi, tabii bir durumdur. Soğd unsurların daha sonraki dönemlerde Türkler
arasında eriyip kaybolması, Türk etnogenezinde bir alt katman oluşturduğu bilin-
mektedir. Bunun, tarihî süreç içinde nasıl gerçekleştiği sorusunun cevabı hâlâ tam
olarak aydınlatılmış değildir.
Kaynakça
AÇA, M. (2002), Kazak Türklerinin Destanları ve Destancılık Geleneği,
Konya: Kömen Yayınları.
AGACANOV,S. G. (2002), Oğuzlar, İstanbul.
BARTHOLD V.V. (1975), Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Yayına
Hazırlayanlar: Kazım Yaşar Kopraman, Afşar İsmail Aka, Ankara.

107
Kençekler ve Kençekçe
CEVİZOĞLU, Hüseyin (1991), Coğrafyadan Tarihe Türk Tarihi İçinde Doğu
Anadolu, İstanbul.
CLAUSON, Sir Gerard (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth
Century Turkish, Oxford.
CZEGLEDY, Karoly (1999), Turan Kavimlerinin Göçü, Tercüme: Günay
Karaağaç, İstanbul.
DOERFER, Gerhard (1963-1975), Türkische und Mongolishe Elemente im
Neupersischen I-IV, Wiesbaden.
____________________(1974), Altay Dillerindeki Akrabalık Adları, TDAY-
Belleten 1973-1974; 1-12.
____________________(1987), Mahmud al Kašgari, Argu-Chaladsch, UAJb
7; 104-114.
DOĞRU, A. Mecit (1985), Yukarı Kür Boylarının Yer Adları Üzerine Bir
Araştırma, İstanbul.
FRYE, Richard N. (1966), The Heritage Of Central Asia, Markus Wiener
Publishers, Princeton.
_______________(2005), Orta Asya’da İslâm öncesi ve İlk İslâmî Kültürler,
Akdeniz’den Hindistana’a Türk-İran Esintileri, İstanbul, s. 53-74.
GENÇ, Reşat (1997), Kaşgarlı Mahmud’a Gre XI. Yüzyılda Türk Dünyası,
Ankara.
GOLDEN, Peter B. (2002), Türk Halkları Tarihine Giriş, Ankara.
GÜLENSOY, Tuncer (1974), Altay Dillerindeki Akrabalık Adları, TDAY-
Belleten 1973-1974; 2873-318.
GÜLSEVİN, Gürer (2003), Türkiye Türkçesi Ağızlarında h Sesi Üzerine,
TDAY-Belleten 2001/I-II; 129-146.
HEYET, Cevat (2003), İki Dilin Karşılaştırması, Ankara.
İZGİ, Özkan (1974), Central Asia After teh Mongol Invasion-Islam and Se-
dentray Life as a Consequence, Hacettepe Bulletin of Social Sciences and Huma-
nities, Volume 5, No. 1, Ankara.
KABATAŞ, Orhan (2003), Divan ü Lugat-it Türk’ten Türkiye Türkçesine,
TDAY-Belleten 2001/I-II; 147-161.
KAFESOĞLU, İbrahim (1988), Türk Millî Kültürü, İstanbul.
KARA, Mehmet (2003), Mızıkçı Kelimesinin Kökeni Üzerine, Türkiyat
Araştırmaları Dergisi, Sayı 13, Bahar, Konya, s. 381-388.
KAŞGARLI Mahmud, (1985), Divanü Lugat-it Türk, Cilt I, II, III, IV, Besim
Atalay Çevirisi, Ankara.
__________________ (1960-1963), Türkiy Suzler Devoni (Divanu Lugat-it
Türk), Üç Cilt, Yayınlayan: S.M. Muttalibov, Taşkent.
__________________(1982-1985), Compendium of the Turkic Dialects
(Dîwân Luġat at-Turk), çev. R. Dankoff, James Kelly’nin yardımıyla, Cambridge,
Mass.
KLYAŞTORNİY S.G. (1954), Orhun Abidelerinde Kengü’nün Kavmi-Yer
Adı (Etno-togonomiği), Çeviren: İsmail Kaynak, Belleten XVIII/69-72; 91-104.

108
Doç. Dr. Bilgehan A. GÖKDAï
NADELYAYEV, B.M., D.M. ,NASİLOV, E.R. TENİŞEV, A.M. ŞERBAK
(1969), Drevnetyurkskiy Slovar, Leningrad.
NURANİYE Hidayet Ekrem (1999), Çin Elçisi Chang Chien’in Seyahatna-
mesine Göre Orta Asya’daki Etnik Gruplar, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilim-
ler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi.
ÖZÖNDER, Sema Barutçu (2002), Eski Türklerde Dil ve Edebiyat, Türkler,
C. 3, Ankara, s. 481-519.
QULİYEV, Ebulfez (2001), Qedim Türk Onomastikasının Leksik-Semantik
Sistemi II. Hisse, Bakı.
RASONYI, Laszlo (1988), Tarihte Türklük, Ankara.
SEYİDOV, Mireli (1989), Azerbaycan Halkının Soy Kökünü Düşünürken,
Baku.
SÜMER, Faruk (1980), Oğuzlar (Türkmenler), İstanbul.
TEKİN, Talat, M. ÖLMEZ, E. CEYLAN, Z. ÖLMEZ (1995), Türkmence-
Türkçe Sözlük, İstanbul: Simurg Yayınları.
TOGAN, Zeki Velidi (1981a), Umumi Türk Tarihine Giriş I, İstanbul.
______________(11981b) Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, İs-
tanbul.
_______________(2003), Başkurtların Tarihi, Ankara.
TÜRKAY, Cevdet (1979), Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İm-
paratorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar, İstanbul.
Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü III, (1968), Ankara.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SOĞDCA, TÜRKÇEDEKİ SOĞDCA KELİMELER VE BUNLARIN TÜRKÇEYE UYUMLARI

Soğd Ses Sistemi ve Uygur Alfabesinin Kökeni*