Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
155
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve
Unvanlar
Military Ranks and Titles From Old Turkic to Middle
Turkic
Fikret Turan1
ÖZET
Bu çalışmanın amacı Türkçenin ilk yazılı belgeleri olan
Köktürk Yazıtları ile devamında
oluşan Eski Uygurca ile yazılmış Eski Türkçe dönemi
metinlerde askeri-idari rütbeler
ile unvanların neler olduğunu belirlemek ve bu rütbe ve
unvanların İslami dönem
Türk lehçeleri olan Karahanlı, Harezm-Kıpçak ve
Çağataycadan oluşan Orta Türkçe
metinlerinde nasıl bir değişime uğradığını incelemektir.
Bu bağlamda, büyük
çoğunluğu Türkçe kökenli rütbe ve unvanlardan oluşan Eski
Türkçe metinlerinde
sınırlı sayıda Çince, Sanskritçe ve İrani dillerden geçen
kelimelerin bulunduğu görülür.
Türkçenin İslam medeniyeti içinde oluşturduğu ilk edebi
metni olan Kutadgu Bilig’in
yazıldığı Karahanlıca dönemiyle Arapça ve Farsça rütbe ve
unvanların Türkçeye girdiği
ve bu durumun 14-15. yüzyıllarda yazılmış Harezm ve
Kıpçak dönemi metinlerde
iyice belirginleşerek Eski Türkçe birçok rütbe ve unvanı
unutturduğu gözlemlenir.
15. yüzyılın ikinci yarısında klasik bir edebiyat dili
haline gelen Çağatay Türkçesinde
Arapça ve Farsçanın yanı sıra Moğolcadan geçen birçok
rütbe, unvan ve askeri sınıf
ve görev ismi yaygınlık kazanır ve oldukça gelişmiş bir
askeri terminolojiye dönüşür.
Anahtar Kelimeler: Rütbe ve Unvanlar, Eski Türkçe, Orta
Türkçe, Türk Dili Tarihi,
Türkçe Askeri Terminoloji
ABSTRACT
This study determines the military-administrative ranks
and titles in Old and Middle
Turkic texts beginning with the Köktürk Inscriptions,
monuments bearing the first
known Turkic written alphabet and the Old Uighur
documents created afterwards. It
also aims to demonstrate how this system of military
ranks and titles was transformed
in Karakhanid, Khwarezm-Kipchak and Chaghatayid Turkic as
the idioms of the
first Islamic period of Turkic. In this context, it is
established that in Old Turkic, the
majority of the ranks and titles were of Turkic origin
and only a limited number of the
related vocabularies were of Chinese, Sanskrit and
Iranian. This situation changed as
Arabic and Persian words appeared in Kutadgu Bilig (11th
century) for the first time
as the first literary Islamic-Turkic work and as their
number grew and replaced many
Old Turkic ranks and titles in the following
Khwarezm-Kipchak period during the 14-
15th centuries. In addition to Arabic and Persian
loanwords, many Mongolian words
were also used in Chaghatay Turkic, which became an
advanced literary Turkic
idiom in the second part of the 15th century, and all
these lexical items consequently
created a rich military terminology in that period.
Keywords: Ranks and Titles, Old Turkic, Middle Turkic,
History of the Turkish
Language, Turkish Military Terminology
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018,
155-173
DOI: 10.26650/TUDED424587 Araştırma Makalesi / Research
Article
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi
Journal of Turkish Language and Literature
1
Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul, Türkiye
Sorumlu yazar/Corresponding author:
Fikret Turan,
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili
ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul, Türkiye
E-mail: fikret.turan@istanbul.edu.tr
Geliş tarihi / Date of receipt: 30.03.2018
Kabul tarihi/Date of acceptance: 01.05.2018
Atıf/Citation:
Turan, Fikret. “Eski Türkçeden Orta Türkçeye
Askeri Rütbe ve Unvanlar.” Türk Dili ve Edebiyatı
Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018, s. 155-173.
https://doi.org/10.26650/TUDED424587
156 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
EXTENDED ABSTRACT
The purpose of this study is to determine the
military-administrative ranks and titles
in Old and Middle Turkic texts beginning with the Köktürk
Inscriptions, monuments
bearing the first known Turkic written alphabet and the
Old Uighur documents created
afterwards. It is also aimed at demonstrating how this
system of military ranks and titles
were transformed in Middle Turkic Karakhanid,
Khwarezm-Kipchak and Chaghatay Turkic
as the idioms of the Islamic period of Turkic. In this
context, it is established that in Old
Turkic, a majority of the ranks and titles were of Turkic
origin and only a limited number of
the related appellations were Chinese, Sanskrit and
Iranian.
In the Köktürk Inscriptions Tonyukuk, Kültigin, Bilge
Kağan, Ongi and Küli Çor, the highest
titles are ḳaġan (the great king), yabgu (secondary
ruler) and tėgin (prince-commander), all
of which have both administrative and military
responsibilities, while the military ranks şad
/ şadapıt, tarḳan / tarḳat, boyla, buyruḳ, sañun / señün,
ėlteber and çor stand as the high army
positions. The titles çabış and ayġuçı are some of the
highest ranks held by Tonyukuk the
Vizier. The Chinese word totoḳ is used for Chinese and
foreign military governors. Although
their grades and degrees of responsibilities are not
clearly shown, the ranks ınançu, baġa,
çigşi, ışbara, ėrkin and yarġan were middle and lower
ranks. The word sü had the denotation
of both an army and a soldier. Çerig, er, eren, erat and
yaġıçı mean a soldier, warrior and
military personnel, while the word yaġı denotes an enemy.
In Old Uighur texts, while many
of the Köktürk ranks and titles continued as earlier, the
title ėlig (the great king) became
more common than kağan, but şad and şadapıt as high ranks
disappeared.
The nature of title and ranks changed in Middle Turkic as
Arabic and Persian vocabularies
appeared in Kutadgu Bilig (11th century) for the first
time as the first literary Islamic-Turkic
work. Their number grew and replaced many of Old Turkic
equivalents in the following
Khwarezm-Kipchak period during the 14-15th centuries. In
Karakhanid Turkic, the titles
ėlig, ḫāḳān, ḫān, erk, şāh, pādişāh, sulṭān, melik, ṣāḥib-ḳırān
and rarely ajunçı denote a king,
while the words yavgu, tėgin, tėgit,bėg, yuġruş, tügsin,
çuvı, öge-tėgit, terken, ispehsalār,
saġun, kökyuk, ınal are the high army ranks and ınanç,
çaġrı, atlıġ, başġan, toña, sü başı and
çavuş denoted the medium and lower ranks.
In addition to Arabic and Persian loanwords, many
Mongolian words were also used
in Chaghatay Turkic, which became an advanced literary
Turkic idiom in the second
part of the 15th century, and all these lexical items
consequently created a rich military
terminology in that period. The most common titles for
king in Chaghatay were ḫān,
emīr, melik, sulṭān, şāh/şeh, pādişāh, ḫāḳān, ṣāḥib-ḳırān,
emīrü’l-umerā, sulṭānü’s-selāṭīn,
ḫāḳānü’l-ḫāḳān, sulṭān-ı ṣāḥib-ḳırān; titles for high
administrative and army duties were
bek/beg/bėg, mīr, mīrzā, şeyḫ, sipeh-büd, sipeh-dār and
baḫşi; high army ranks were sipehsālār,
çerik başlıḳ, serdār, noyan / noyun, tarḫan, topçı başı
tümen başı, tümen begi, miñ başı,
miñ begi and medium and lower army ranks were başlıġ,
bekevül/bökevül, ėşik aġası, ḳor
begi, ḳoşun begi, ḳuş bėgi, toġḳan ağası, on bėgi, on
başı and tovaçı.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
157
Turan F
GİRİŞ
Köktürk Yazıtlarından başlamak üzere Eski Türkçe dönemi
ile devamı olan Orta Türkçe
dönemi metinlerinde ortaya konan dil malzemesi içinde
önemli sayıda askeri kelime ve
terim bulunmaktadır. Bu kelime ve terimlerin anlamı,
kullanım yaygınlığı ve sosyal ve
kültürel değeri üzerine değerli çalışmalar yapılmış olsa
da, Türklerin din, kültür ve coğrafya
olarak büyük değişimler yaşamasına bağlı olarak askeri
alandaki kelimelerin geçirdiği ses
ve anlam değişmeleri ile sonradan oluşan askeri
terminolojiye dair yeni incelemelerin
konuya perspektif kazandıracağı açıktır. Bu bağlamda, bu
çalışmamızda Köktürk
Yazıtlarından başlayarak Eski Türkçe metinlerinde görülen
askeri rütbe ve unvanların Orta
Türkçe eserlerde nasıl bir değişme ve gelişmeye
uğradığını inceleyeceğiz. Bu çalışmada
esas olarak şu sorulara cevap arayacağız:
1. Eski Türkçede askeri-idari rütbe ve unvan bildiren
kelimeler nelerdir?
2. Bu kelimelerden hangileri Orta Türkçe metinlerinde
görülür ve bunların anlam
kapsamı nedir?
3. Arapça, Farsça ve Moğolcadan Orta Türkçeye geçen rütbe
ve unvanlar nelerdir ve
eski terimleri nasıl dönüştürmüştür?
4. Eski Türkçe döneminden beri varlığını sürdüren rütbe
ve unvanlar hangileridir ve
bunların derece düzeyi nasıl değişmiştir?
Bu sorulara cevap ararken değerlendirmelerimizi öncelikle
Eski ve Orta Türkçe
metinlerde geçen ve üzerinde belirli düzeyde filolojik ve
dilbilimsel çalışmalar yapılmış
ve fikir birliği oluşmuş kelime birlikleri üzerinde
yapacağız. Şurası bir gerçek ki Eski
ve Orta Türkçe metinlerinde rütbe ve unvan olarak kabul
edilen kelimelerin, farklı isim
verme geleneklerine sahip eski Türk topluluklarında isim
mi, mensubiyet mi, bireysel
özellik bildiren sıfat mı, askeri rütbe mi yoksa
memuriyet unvanı mı olduğu dikkatli
cevaplandırılması gereken sorulardır. Bu sorulara
eklenebilecek daha ileri diğer sorular
arasında ise hem idari hem de askeri görevlerin iç içe
geçtiği eski Türk toplumlarında askeri
rütbe ismi olarak kabul edilen terimlerin hangi düzey ve
derecedeki rütbeyi karşıladığı,
bunların askeri sistem içinde sırası, görev ve sorumluluk
alanlarının neler olduğudur.
Bu soruların cevaplandırılması sınırlı sayıdaki mevcut
metinlerde bulunan semantik
ipuçlarına dayalı dikkatli analizler yapılmasını
gerektirir. Bununla birlikte, kaynakların
nispeten çoğalması Orta Türkçe döneminde rütbelerin biraz
daha açık ve net görülmesini
mümkün kıldığını da ifade etmeliyiz.
Metodolojik olarak, bu makalede askeri rütbe olarak
değerlendireceğimiz kelimelerin
anlam kapsamına değişen seviyelerde idari görevlerin de
dâhil olduğunu söylememiz
gerekir. Ayrıca, bir rütbe isminin her zaman aynı askeri
derece ve görevi kapsamadığını,
farklı topluluk, boy ve siyasi yapılarda en azından
nüanslara sahip olduğunu kabul etmemiz
gerekecektir. Çalışmada esasen Eski Türkçenin ilk sağlam
metinleri olarak kabul ettiğimiz
Tonyukuk, Kültigin, Bilge Kağan, Ongi ve Küli Çor
Yazıtları ile Eski Uygurca metinlerinde
158 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
rütbe belirten kelimelerin neler olduğu
değerlendirilecektir. Bundan sonra, Orta Türkçe
döneminin ilk metinlerinden olan ve Karahanlı Türkçesiyle
11. yüzyılda Yusuf Has Hacip
tarafından yazılmış Kutadgu Bilig ile hem Karahanlı
Türkçesi hem de diğer lehçelere dair
değerli bilgiler veren Mahmud-ı Kaşgari’nin Divanü
Lugati’t-Türk’ünde ortaya konan
kelime malzemesini inceleyeceğiz. Bundan sonra, İslami
kültür unsurlarının ağırlıklı
bir duruma geçtiği Harezm Türkçesi ile Kıpçak Türkçesi
metinlerini ele alacağız. En son
olarak da Türkçenin askeri terminolojisinde Arapça,
Farsça ve Moğolca unsurların yaygın
görüldüğü Çağatayca metinlerdeki kelime malzemesini
inceleyerek rütbe isimlerinin neler
olduğunu ortaya koyacağız. Çeşitli araştırmacılar
tarafından kökeni çeşitli komşu dillerdeki
kelimelere dayandırılan bazı rütbe isimlerine dair ortaya
konmuş çelişkili görüşlerin bu
kelimelerle ilgili dilbilimsel sorunları, özellikle de
semantik belirsizlikleri gidermekten uzak
olduğunu söylemeliyiz. Bununla birlikte, biz, çalışmamızı
metin esaslı olarak yaparken bu
türden diğer yorumsal çalışma ve incelemelerden de mümkün
olduğunca ihtiyatı elden
bırakmadan yararlanacağız.
1. Köktürk Yazıtlarında Askeri Rütbe ve Unvanlar
Köktürklerin genel olarak göçebe-savaşçı bir toplum
olduğu ve idari görevlerin önemli
kısmının askeri görevlerle birlikte yürütüldüğü ileri
sürülebilir. Ülkenin başındaki şahsiyet
olan kağan, devletin ve ordunun üst kademelerinde görevli
şehzadelerden, oymak
başlarından, askeri komutanlardan ve askerlerden oluşan
ordusunu düzenleyen ve savaşa
götüren askeri ve idari bir liderdir. Metinlerden,
ülkenin Doğu kısımlarını yöneten yabgu,
oymak başları ve şehzadelerin de bu ikili görev ve işleve
sahip olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bilge Kağan, Kültigin Yazıtında kendisinin bizzat yaptığı
seferlerden (taşıḳmak, sü sülemek)
ve savaşlardan (süñüş, tegiş, uruş) bahsederken en yüksek
rütbeli komutanlara (şadapıt
begleri, şad), üst düzey komutanlara (tarḳat, buyruḳ
begler), oymak başlarına (Otuz Tatar,
Toḳuz Oġuz begleri), halka (bodun) ve akrabalarına
seslenir. Bu hitapta, ayrıca rütbesiz
askerlere seslenmek yoktur. Bununla birlikte, çeşitli
derecelerden askeri rütbeler yazıtların
çeşitli kısımlarında sık sık karşımıza çıkar1
.
Yüksek Rütbeler
Köktürkçede yüksek rütbeli askeri-idari unvanlar arasında
bulunan şadapıt2
, metinlerde
sınırlı sayıda geçse de şad3
ve tarḳan4
(çoğulu tarḳat)
sık karşılaşılan unvanlardır ve
1 Dönem metinleri üzerine yaptığımız incelemede şu
kaynaklar esas alınmıştır: Aydın 2015, Ergin 1996,
Kormuşin vd. 2016, Tekin 2016, Tekin 2008, Tekin 2004,
Tekin 1987.
2 Kelime, Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan Yazıtlarından
daha önce dikildiği bilinen Soğdca Bugut Yazıtında
da geçmektedir. Kljaštornyj & Livšic 1972. Kelimenin
bir diğer yüksek rütbe olan şad kelimesinin çoğulu
olabileceğine görüşler de mevcuttur. Kelimenin kökeninin
İrani olduğu ileri sürülse de ve hem kökeni,
hem de anlam kapsamı üzerine birbiriyle çelişen farklı
görüşler vardır. Konuya dair yapılmış çalışmalar ve
görüşler için bkz. Bombaci 1976 ve Gömeç 2008.
3 Kelimenin İrani kökenli olduğu Bombaci ve Menges
tarafından ileri sürülmüştür. Bkz. Bombaci 1974a,
Menges 1995, s. 82.
4 Kelimenin Orta İran dillerinden, Eski Çinceden, hatta
hakkında oldukça yetersiz bilgilere sahip olduğumuz
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
159
Turan F
bunların Köktürk ordusunda önemli yüksek rütbeler olduğu
açıktır. Sıkça karşılaşılan bir
diğer yüksek rütbe Çince kökenli sañun / señün
rütbesidir5
, ancak bu rütbe daha çok Çinli
ve diğer yabancı generaller için kullanılır. Bu rütbeler
arasındaki sınıf ve derece farkının ne
olduğuna dair metinlerde çok fazla bilgi yoktur. Bununla
birlikte, yazıtların başında ifade
edilen şadapıt ve tarḳat rütbelerinin diğerlerinden
yüksek olduğunu ileri sürebiliriz. Buna
dayanarak, Köktürk Devletinde yüksek düzey rütbeleri, ḳaġan,
yabġu6
, tėgin (şehzadekomutan)
gibi idari yanı ağır basan unvanlardan sonra şad /
şadapıt, tarḳan / tarḳat, boyla7
,
buyruḳ8
, sañun / señün, ėlteber (ilteber)9
ve çor üst düzey
askeri rütbeler olarak karşımıza
çıkar. Metinlerde ayrıca Çinli askeri vali anlamında totoḳ
kelimesi de sıkça karşılaşılan bir
unvandır. Metinlerde orta düzey rütbe olduğunu
düşündüğümüz ınançu rütbesi görülse
de, askeri-idari unvan olduğunu anladığımız baġa10,
çigşi11, ışbara12 (bazen ışvara), ėrkin
Hsiung-nu veya Juan Juan dilinden geçtiğine dair oldukça
şüpheli görüşler vardır. Konuya dair bu görüşler
için bkz. Aydın 2011. Kelime bir rütbe-unvan olarak
yazıtlarda iki yerde apa tarḳan olarak da geçer, ancak
biz, kelimenin geçtiği diğer bağlamlardan hareketle, apa
kelimesini yaşlı, kıdemli ve tecrübeli anlamında
bir sıfat olduğunu kabul ediyoruz. Kelime ayrıca Yenisey
Yazıtlarında terken şeklinde de geçer. Elegest II’de
görülen bu terken kelimesi hükümdar olarak çevrilmiştir
ki bizce komutan olarak değerlendirilmelidir. Bkz.
Kormuşin vd. 2016, s. 116.
5 Kelimenin Çince olduğuna dair bkz. Tekin 2008, s. 165.
Clauson da kelimenin Çince general anlamına gelen
çiang çün yapısından geldiği ve hem Çinli hem de Türk
komutanlara verilen bir rütbe olduğunu bildirir.
Clauson 1972, s. 840. Kelime Yenisey Yazıtlarında Türk
generaller için de kullanılmıştır. Örneğin, Elegest II
Yazıtında bu duruma rastlanır: Körtle sañun ben. “Ben
Körtle generalim.” Kormuşin vd. 2016, s. 161.
6 Kelime bazen yavġu olarak okunmuştur. Kelimenin kökeni,
anlam kapsamı ve değişimi üzerine görüşler
için bkz. Donuk 1988, s. 57-63 ve Tezcan 2012. Clauson
kelimenin çok daha eski bir topluluk ve devlet olan
Yüeh-chih dönemindeki varlığına ve önemine dikkat çeker.
Clauson 1972, s. 873. Yabgu unvanının bazı
dönemlerde şad unvanından sonra geldiğine dair ileri
sürülen görüş de vardır. Dobrovits 2005. Metinlerdeki
yaygın kullanımını dikkate aldığımızda bizce birincisinin
idari yanının daha ağır bastığı, ikincisinin ise esasen
yüksek ordu komutanlığı olduğudur.
7 Bir unvan ve rütbe olarak boyla / buyla 8. ve 9.
yüzyıllardan kalan Proto-Bulgar yazıtlarında boyla, bulya, bule
ve bıylo şekillerinde tespit edilmiştir. Tekin 1987, s.
44.
8 Kelimenin rütbe ve unvan olarak kullanımı üzerine en
geniş çalışma Györffy tarafından yapılmıştır. Györffy
1960. Etimoloji bakımından, Clauson kelimenin buyur-
kökünden türediğini ve kağanın emrinde bulunan
üst düzey sivil ve askeri görevliler için kullanılan bir
rütbe-unvan olduğunu belirtir. Clauson 1972, s. 387.
Kelime, Yazıtlarda bazen buyuruḳ, Eski Uygurcada ise
zaman zaman buryuḳ şeklinde metateze uğramış bir
şekilde de görülür. Kelimenin Eski Türkçe lehçeleri ile
Kıpçakçada kullanım şekilleri için bkz. Şirin User 2006.
Yapısı ve anlamları üzerine tartışmalar ile Volga
Bulgarcası ile Macarcadaki benzer yapılarla muhtemel ilişkisi
üzerine bkz. Dobrovits 2011.
9 Kelimenin kağana bağlı büyük oymak başları için
kullanılan bir idari-askeri unvan olduğuna dair bkz.
Bombaci 1966 ve Clauson 1972, s. 134.
10 Baġa kelimesinin alt düzey rütbe olduğu ve kökeninin
Türkçe, Moğolca ve İrani olabileceğine dair görüşler
vardır. Bkz. Donuk 1988, s. 5 ve Ölmez 1997. Türkoloji
biliminin Avrupa’da oluşmaya başladığı 19. yüzyılda
Eski Türkçede birçok kelimeyi köken olarak Hint-Avrupa
dil ailesine mensup Soğdca gibi İrani dillere, Toharca
ve Sanskritçeye veya Çince gibi yazılı geleneği olan
dillere bağlama anlayışının dilbilim ölçütlerinden çok
dönemin bir yaklaşım tarzı olduğu açıktır. Bunda, dönemin
hakim siyasi ve kültür anlayışlarından başka
ilk Türkologların eğitimlerinin veya ilk çalışma
alanlarının esasen Türkçe dışındaki adı geçen diller ile dil
ailelerinin olmasının ciddi payı olmuştur diye
düşünüyoruz.
11 Kelime Yenisey Yazıtlarında yaygın görülür. Çince tz’u
shih yapısından geldiği ileri sürülmüştür. Kormuşin vd.
2016, s. 181.
12 Kelimenin Sanskritçe kökenli olduğuna dair bkz. Aydın,
s. 173.
160 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
(irkin) ve yarġan gibi rütbelerin derecesi ve kapsamı
açık değildir13.
Tonyukuk Yazıtında, yazıtı diktiren Vezir Tonyukuk,
kendisinin Köktürk milletinin
bilgilisi ve başkomutanı olduğunu dile getirirken bu
rütbe için Türk dili tarihi boyunca
varlığını sürdürecek çabış14 ( > çavuş / çauş)
kelimesini kullanır. Bu kelime sonraki
dönemlerde daha alt dereceli rütbeleri karşılayan bir
askeri rütbe ve idari terim olarak
sık sık karşımıza çıkacaktır. Bu metinde kendisini ayrıca
ayġuçı olarak da niteler ki bunun
askeri ve sivil danışman veya müsteşar anlamında yüksek
askeri ve idari görev olduğunu
düşünmekteyiz15.
Asker ve Erat
Yazıtlarda ordu için kullanılan sü kelimesinin mecazen
tek asker için de kullanıldığını
varsayabiliriz. Bu kelimeden türetilen süle- (asker
göndermek, sefere çıkmak) oldukça
sık karşılaşılan bir askeri ifadedir. Sü kelimesinin
yanında Orta Türkçe döneminde
yaygınlaşacak olan çerig kelimesine az da olsa
rastlanır16. Er (çoğulu eren) bu dönemde
asker için kullanılan en yaygın kelimedir. Gene
yazıtlarda bir yerde sonraki dönemde
yaygınlaşacak olan kalıplaşmış birleşik kelime er at
(muvazzaf asker) da görülmeye
başlamıştır17. Yaġıçı kelimesinin ise tecrübeli kıdemli
muharip asker ve savaşçı anlamında
çok az da olsa kullanıldığı görülmektedir18. Gene alp,
alpaġu (çoğulu alpaġut, yılpaġut) ve
uruñu19 güçlü, atılgan ve usta muharip savaşçı anlamında
kullanılmaktadır. Düşman için
yaġı kullanılır.
2. Eski Uygurca Metinlerde Rütbe ve Unvanlar
Eski Uygurların kitlesel olarak yerleşik hayata geçtikten
sonra kabul ettikleri Budizm
ve Maniheizm gibi dinlerin öğretileri doğrultusunda
askerliği ve savaşı tasvip etmedikleri
ve bu sebeple genel olarak askeri konularda eserler
yazmadıkları ve tercüme etmedikleri
görülür. Askeri konularda yazmamalarının bir sebebi de
metinlerin genellikle dini nitelikli
tercüme eserler olmasından dolayıdır. Her iki din de
insanların birbirleriyle ve diğer
canlılarla zıtlaşmasına ve he türlü gerilim ve çatışmaya
karşı barışı, huzuru, ibadeti ve
13 Bunların dışında Vezir Tonyukuk’un adının da sadece
kendisine mahsus olarak verilmiş bir unvan olduğu ve
bu unvanın sadece kendisiyle özdeşleşmiş ve özel isim
haline gelmiş bir rütbe olabileceği ileri sürülmüştür.
14 Kelime bu dönemde başkomutan anlamında oldukça yüksek
bir rütbe olsa da daha sonraki dönemlerde
gitgide alt düzey askeri rütbeler için kullanılırken yer
yer bazı bürokratik makamlar için de kullanılmıştır.
Clauson kelimeyi baştan beri çavuş olarak kabul eder ve
bunun sivil idareci olan bilge unvanının askeri
karşılığı olarak gösterir. Clauson 1972, s. 399.
Kelimenin vurmak ve çarpmak anlamındaki çap- fiilinden
türetildiğine dair Şirin User tarafından ileri sürülen
görüşün en tutarlı görüş olduğu kanısındayız. Şirin User
2006.
15 Bununla birlikte Bang ve Rahmeti [Arat] bu kelimeyi
kumandan olarak yorumlamış, aynı görüş Caferoğlu
tarafından devam ettirilmiştir. Bkz. Bang ve Rahmeti
[Arat] 1934, Caferoğlu 1968, s. 27.
16 Yazıtlarda çerig kelimesi genelde görülmese de Küli
Çor Yazıtı’nda bir yerde rastlanır. Aydın 2015, s. 152 (KÇ 9).
17 KT D31, Tekin 2008, s. 32.
18 Aydın, s. 129
19 Uruñu, Yenisey Yazıtlarında görülür. Bkz. Kormuşin vd,
2016, s. 71.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
161
Turan F
itikafı savunur20. Bu doğrultuda Eski Uygurların önemli
bir kısmının mensubu bulunduğu
Budizm’in ahlak kaideleri arasında en ağır günahlardan
sayılan askerlik ve savaş şöyle ifade
edilmiştir: “sü sülep, yarıġ kedip, süvri süngün sançıp,
yiti kılınç biçip, ya ḳurup, oḳ atıp,
adnaġu isig özinte adırmak” (askerle saldırarak, zırh
giyerek, sivri süngüyle süngüleyerek,
keskin kılıçla keserek, yay gerip ok atarak, başkalarını
hayatlarından ayırmak)21. Buna
rağmen, Eski Uygurca çok sayıda metin yazıldığı için, bu
metinlerde az da olsa askeri rütbe
ve unvanlara rastlanmaktadır22.
Köktürkçe rütbe ve unvanların Uygurlarda genel olarak
devam ettiğini metinlerde
görebilmekteyiz23. Köktürkçe en yüksek askeri-idari
unvanı karşılayan ḳaġan kelimesi
Uygur dönemi metinlerinde az da olsa devam eder, ancak
kelimenin ḳan / ḫan / han
şekline dönüşmüş şekli daha yaygındır. Aynı anlamda ėllig
veya ėlig (bazen ėleg) sıfatı
da isimleşerek yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Bu
kelimeler benzer anlamlı diğer
unvanlarla birlikte ėlig beg ve ėlig ḳan şeklinde de
hükümdar anlamında kullanılmıştır.
Budizm’le ilgili metinlerde dünya hükümdarı anlamında
Sanskritçe çaḳravart / çaḳravirt
kelimesi ėlig ḳan ile birlikte tekrar grubu şeklinde
kullanılır. Yazıtlarda görülen şadapıt ve
şad kaybolmaya başlamıştır. Bunun dışında, Yazıtlarda
görülen bazı rütbe ve unvanlar
küçük çaplı ses ve anlam değişimlerine uğrayarak
varlıklarını sürdürürler. Anlam olarak bu
rütbelerin idari yanının bu dönemde daha çok önem ve
ağırlık kazandığını söyleyebiliriz.
Bunlar arasında yavgı (<yabgu), tėgin, tarḳan / tarḫan,
tarḳat, bėg, buyruḳ / buryuḳ, sañun /
señün, ışbara, çor, ėlteber ve totoḳ24 yüksek idari unvan
ve askeri rütbe olarak, boyla (buyla),
ınanç, yarġan / yarḳan25 ve baġa orta ve alt düzey rütbeler
olarak varlıklarını sürdürürler.
Bunlardan başka, bu dönemde tėgit (vezir, prens, komutan,
tigit), daruġa / taruḳa26
(askeri vali, üst düzey bürokrat), begrek (boy beyi,
şehzade), tėgin-üge yüksek unvan ve
rütbeler olarak, çaġrı, çoġı tirek, sü başı ve tamġan ise
orta ve alt rütbeler olarak metinlerde
görülmeye başlar27.
Sü (bazen süü) ve çerig / çerik kelimeleri ordu ve asker
anlamında kullanılmaya
devam ederken gene yazıtlarda resmi görevli muvazzaf
asker anlamındaki er at insan
topluluğu için de kullanılmaktadır. Seçkin askeri
görevler arasında közetçi (muhafız) ve
20 Uygurlarda sosyal ve dini hayat için bkz. Caferoğlu
1984, cilt 1, 149-157. Maniheizmin genel özellikleri için
bkz. Gündüz 2003.
21 Arat 1942.
22 Gösterilenler dışında incelenen Eski Uygurca metin ve
dil çalışmaları şunlardır: Aç Bars Hikayesi (Gulcalı
2013), Altun Yaruk VI (Ayazlı 2012), Altun yaruq sudur
(Zieme 1996), Das uigurische Insadi-Sūtra (Tezcan
1974), Eine uigurische Totenmesse (Röhrborn 1971), İyi ve
Kötü Prens Öyküsü (Hamilton 1998), Körüm Bitig
(Şen 2017), Maytrısimit (Tekin 1976), Üç İtigsizler
(Barutçu Özönder 1998), sözlük olarak Eski Uygur Türkçesi
Sözlüğü (Caferoğlu 1968), gramer olarak Eski Uygur
Türkçesi Grameri (Eraslan 2012).
23 Uygurlarda rütbe ve unvanlarla ilgili olarak bkz.
Mackerras 1990.
24 Bazı kaynaklarda kelimenin tutuḳ okunuşu tercih
edilmiştir. Uygurlarda bu kelime daha çok boy başkanı ve
komutan olarak kullanılmıştır. Mackerras 1990.
25 Kelime, cellat ve hafiye anlamında da kullanılmıştır.
Caferoğlu 1968, s. 287.
26 Moğolca kökenli daruġa bir terim olarak özellikle 13.
yüzyıldaki Moğol istilasından sonra askeri vali
anlamında yaygın kullanılmıştır. Bkz. Köprülü 1978, Manz
1985.
27 Caferoğlu, 1968, ilgili maddeler.
162 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
kapaġçı (kapı muhafızı) bulunur. Yiğit ve kahraman
anlamındaki er (çoğulu eren), alp ve
alpaġut gibi sıfatlar asker, savaşçı ve akıncı anlamında
kullanılmaya devam ederken, gene
aynı anlamında tonġa ve Moğolca kökenli iriz28 (< Moğ.
eres) görülmeye başlar. Ayrıca
deneyimli muharip asker için yaġıçı devam ederken aynı
anlamda urunġu / uruñu, urunġut
ve yaġıladaçı gibi yapılarla da karşılaşılır29. Savaşmak
için sançışmaḳ ve süñüşmek, düşman
için yaġı kullanılmaktadır.
Karahanlıca Metinlerde Rütbe ve Unvanlar
Türkçenin bilinen ilk İslami edebiyat metni olan Kutadgu
Bilig, dönemin standartları
düşünüldüğünde konu, kapsam ve edebi unsurlar bakımından oldukça
yüksek düzeyli
yetkin bir eserdir. Eser yazıldığı Karahanlı Türkçesinde
kullanılan askeri rütbelere dair de
belirli düzeyde veriler ortaya koymaktadır. Bu veriler
arasında ilk dikkati çeken özellik
Arapça ve Farsça askeri-idari kelimelerin Türkçede
kullanılmaya başlamasıdır. Bu dönemde
ḳaġan kelimesinin yerine Eski Uygurcada da çok yaygın
görülen ėlig30 kullanılmaya devam
ederken Farsça kökenli pādişāh31 ile Arapça kökenli sulṭān,
melik ve ṣāḥib-ḳırān az da
olsa görülmeye başlar. Bundan başka Türkçeden Farsçaya
alıntılanan ḫāḳān (<ḳaġan) ve
aynı kelimenin türevi ḫān (< ḫan / ḳan < ḳaġan)
Farsça imla ve telaffuzlarıyla Türkçede
yaygınlaşmaya başlar. Bu kelimelerin Türk dilinde yaygın
hale gelmesi Türkler arasında
İslam dini ve medeniyetinin öncelikle idari ve askeri
alanlarda başladığını düşündüren bir
durumdur. Hükümdar anlamında ilk defa olarak
Karahanlıcaya özgü ajunçıda görülmeye
başlar. Gene önceki dönemlerde yüksek rütbeli komutan
için kullanılan tarḳan kelimesi,
terken şeklinde ince ünlüyle hükümdar için
kullanılmaktadır32.
Genel anlamda oymak başı, başkan ve yüksek düzeyli
idareci ve komutanlar için beg
kullanılmaya devam ederken, yüksek unvan ve rütbeler
olarak tėgin (tigin) ve tėgit (tigit)
varlıklarını sürdürürler. Bundan başka ordu komutanı için
ınanç (ınanç beg), çaġrı (çağrı
beg), sü başı ve sü başçısı da eserde sık görülen rütbe
isimleridir33.
Asker ve ordu için sü ve çėrig, asker ve savaşçı için ise
er, eren, er at ve yaġıçı kelimeleri
önceki anlamlarında kullanılmaya devam eder. Özrüm er
seçme asker için, yėzek ise öncü
asker veya keşif kolu askeri olarak açıklanır. Atılgan,
güçlü ve savaşçı askerler için alp, alp
atım, ersig, ḳurç, ḳatıġ, kür ve kür alp gibi sıfatlar
eserde görülen askeri kelimelerdir. Türkçe
yaġı kelimesinin yanında, gene ilk defa olarak, ileride
kendisini unutturacak olan Farsça
kökenli düşmān / düşmen34 kelimesi de görülmeye başlar35.
28 Caferoğlu 1968, s. 97.
29 Caferoğlu 1968, ilgili maddeler ve Barutçu Özönder
1998, s. 44.
30 KB 765,
31 Esere sonradan eklendiği düşünülen baş kısımdaki
mensur parçada geçmektedir. KB A2 16.
32 Sırasıyla KB 2458, 2522, 3007, 82, 88, 2056, 115.
33 Eserde komutan anlamında sü başlamak, sü başlar kişi
ve sü başlar er gibi bazı morfo-sentaktik yapılar da
kullanılmıştır.
34 KB 119, 5800, vd.
35 KB cilt 3, ilgili maddeler.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
163
Turan F
Aynı dönemdeki Karahanlı Türkçesi ile diğer Türk
lehçeleri hakkında önemli bilgiler
sunan Divanü Lugati’t-Türk askeri rütbelere dair bazı
farklı veriler ortaya koyar. Kaşgari,
mesela, erk (sultanlık mertebesi ve gücü), ḫān, ḫāḳān ve ḫemīr
(< Ar. emīr, Oğuzcada)
kelimelerinin hükümdar için kullanıldığını gösterirken
yüksek düzey idari-askeri unvanları
yuġruş (hanedandan olmayan vezir), yavgu, çuvı (Hoten
yöresinde) ve tügsin (hakanın
üç derece altında hanedandan olmayan vezir) olarak
bildirir. Inal, annesi halktan olan
şehzadedir. Yüksek askeri-idari rütbelerden terken
(<tarḳan) hakana bağlı bölge veya vilayet
komutanlarıdır. Karlukça saġun ile Türkmence kökyuk
yüksek derece unvan ve rütbelerdir.
Komutan ve oymak başını gösteren yaygın unvan önceki
dönemlerde olduğu gibi beg olsa
da çeşitli seviyede komutanlık ve liderlik gösteren
atlıġ, başġan, sökmen ve toña rütbe veya
unvan olarak kullanılmaktadır. Eserde tarḳan kelimesinin
bir başka türevi olan tarḫan özel isim
olarak gösterilir. Tėgin ve tėgit kelimelerinin bir
rütbeden daha çok bu dönemde unvan olarak
şehzade ve efendi (mevali) unvanları ile sıradan er ve
erkek (ʿabd)36 anlamlarında kullanıldığını
bildirir. Öge-tėgit tėginin bir derece altında bulunan
unvandır. Eserde, çavuş (<çabış) rütbesi
askerin disiplininden sorumlu inzibat komutanı için
kullanılmaya başlamıştır37.
Kaşgari, eserinde çatışma, savaş ve muharebe ile ilgili
zengin bir kelime varlığı ortaya
koyar. Bu anlamda çoġı, ölit, süñiş / süñüş, toḳış / toḳuş,
tutuş, uruş ve uruş-toḳuş gibi isim
soylu kelime ve kelime birlikleriyle birlikte bas-,
çalpaş-, ḳaçruş-, kemiş-, küreş-, ölütle-,
savaş-, süle-, süñüş- ve toḳış- fiillerini gösterir.
Asker için çėrig, er, eren, erat ve sü, usta savaşçı
ve akıncı için aḳıncı, alp, alpaġut ve sökmen
gösterilmiştir. Öncü birliğe mensup asker için
yėzek, gece devriyesi ve gözcüsü için tutġaḳ kelimeleri
verilmiştir. Eserde ayrıca, çatışma,
savaş ordu ve askeri birlilerle ilgili yeni ve özgün
başka bilgiler de sunulmuştur38.
Bu iki eserden yaklaşık iki asır sonra Edib Ahmed Yükneki
tarafından kaleme alınan
Atabetü’l-Hakayık dönemin idarecilerinden ve
komutanlarından Dād Muḥammed
İspehsalār Bėg’e sunulmuştur. Eserde bu isimde de
görüldüğü üzere hükümdar kelimesinin
karşılığı olarak artık Farsça şāh, komutan olarak da
ispehsalār kullanılmaya başlamıştır.
Komutanlık ve yüksek makam bildiren Türkçe beg düzenli
şekilde varlığını sürdürmektedir.
Eser ahlaki kısa bir metin olduğu için askeri konulara
girmez. Bundan dolayı askeri rütbelere
dair bu kelimelerin dışında veri bulunmaz39.
Harezmce ve Kıpçakça Metinlerde Rütbe ve Unvanlar
Harezmce ve Kıpçakça eserlerin önemli bir kısmı Arapça ve
Farsçadan yapılmış
tercüme eserlerdir. Bu tercümecilik faaliyetlerinin
sonucunda Türk yazı dilinde, birçok
36 Bu kelime bazı kaynaklarda kul ve köle olarak çevrilse
de, kelimenin Arapçadaki ikinci anlamı hür veya köle
sıradan erkektir. Kaşgari, tėgin kelimesinin bir
anlamının da Arapça ʿabd olduğunu söylerken bunu hem
erkek ve er anlamında, hem de Kaşgari’nin döneminde
Abbasi ordusunda kölemen olarak bulunan Türk
askeri anlamında kullandığını düşünüyoruz.
37 Dankoff 1985, cilt 3, s. 258-262. Atalay 1999, cilt 4,
ilgili maddeler.
38 Dankoff 1985, cilt 3, s. 258-262.
39 Arat 1992.
164 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
alanda olduğu gibi askeri ve idari alanda da Arapça ve
Farsça kelimelerin yaygınlaşmaya
başladığını ve bunların Türkçe kökenli kelimelerin yerine
geçtiğini görürüz. Bu olguya
daha 12. yüzyılda Arapçadan Harezm Türkçesine satır arası
tercümesi yapıldıktan sonra
13. yüzyılda istinsah edilen Muḳaddimetü’l-Edeb’in
elimizdeki Şuşter nüshasında da tanık
oluruz. Bu çeviri eserde ḳaġan, ḫāḳān ve ḫān bulunmazken,
yerlerine sadece Farsça pādişāh
ile Arapça sulṭān kullanılmıştır. Eserde, yüksek rütbe
isimleri olarak sadece Türkçe kökenli
beg ve başçı kullanılmaya devam ederken bir önceki dönem
olan Karahanlı Türkçesinde
yaşayan terken, tėgin, tėgit ve çaġrı gibi rütbelere de
rastlanmaz. Asker ve ordu karşılığı
olarak sadece çerig, usta savaşçı ve atılgan asker için
ise alp ve aḳıncı kullanılmaya devam
eder. Er ve eren kelimeleri çoğunlukla kişi anlamında,
özelde erkek ve genelde sıradan
insanlar için kullanılır olmuştur. Savaş ve mücadele
karşılığı olarak kalıtışmak, sançış,
toḳuş ve uruş gibi Türkçe kelimelerin yanında Arapça
cedel, ḥarb ve ḫarḫaşa da görülmeye
başlamıştır40. Nehcü’l-Ferādis’te ise, hükümdar ve bey
için melik (çoğulu mülūk) ve emīr
(çoğulu umerā), alp için Moğolca kökenli bahatur (<
bahadur) da görülür41. Altın Ordu
sahasına ait yarlıklarda düşman kelimesinin karşılığı
olarak kullanılan yaġı kelimesi bazen
yaġu şeklinde de görülür42.
Yaklaşık aynı dönemlerde istinsah edilen ve Kıpçak
Türkçesi özelliklerine sahip Orta Asya
Kuran Tefsiri’nde de benzer duruma rastlamaktayız. Bu
eserde de hükümdar için sadece
pādişāh ve sulṭān görülür. Şehzade-komutan olarak Farsça
mīrzāde görülür ki bu kelime
Timurlular döneminde mīrzā olarak yaygın şekilde
kullanılacaktır. Beg varlığını sürdürürken,
eserde asker anlamında çerig ve sü kelimelerinin yanında
Farsça leşker de kullanılmaya
başlamıştır. Yazarın üslubundan sü kelimesinin bu dönemde
fazla bilinmediğini bildiren
ipuçları vardır. Bu bağlamda yazar bazen “sü yaʿni
leşker” diyerek kelimeyi açıklama gereği
duyar. Yiğit ve atılgan savaşçı anlamında alp varlığını
sürdürmektedir. Er, erkek ve kişi
anlamının yanı sıra savaşçı anlamında gösterilse de eren
sadece erkek ve kişi anlamındadır.
Savaş için toḳuş ve uruş dışında öldürüşmek de karşımıza
çıkmaktadır43.
13-15. asırlarda Kıpçakça yazılmış mensur eserler ile
sözlüklerde Eski Türkçe döneminde
kullanılmış olan rütbe ve unvanların önemli bir kısmının
kaybolduğu görülür. Hükümdar
için bu dönemde İslam dünyasında yaygın kullanılan Arapça
emīr (çoğulu umerā), melik,
reᵓīs, sulṭān (çoğulu selāṭīn) ve Farsça pādişāh ve şāh
yaygın olarak kullanılırken kaġan ve
ondan türeyen ḫāḳān görülmez. Bazı kaynaklarda nadiren ḳan
ve ḫān görülürken komutan
anlamında beg / bey ve sü başı ile birlikte Farsça server
ve Arapça-Farsça emīr-i ceyş de
kullanılmaya başlamıştır. Askeri vali anlamında Moğolca
daruġa da Moğol yayılmasından
sonra askeri terminolojideki yerini almıştır. Çavuş daha
alt rütbede saray ve sultan
muhafızıdır. Asker anlamında çok nadir görülen sü yerine
çerig / çeri yaygın kullanılmaya
devam ederken Kodeks Kumanikus’ta asker anlamında alpavut
(<alpagut) da görülür. Farsça
40 Yüce 1988, ilgili maddeler.
41 Ata 1998, cilt III.
42 Özyetgin 1996, s. 105.
43 Borovkov 2002, ilgili maddeler.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
165
Turan F
leşker, piyāde ve sipāhī ile Arapça cundī (usta süvari)
yayılmaya başlamıştır. Türkçede diğer
eşanlamlılarını unutturacak ʿasker kelimesi de 14.
yüzyılda yazılmış atçılıkla ilgili Kıpçakça
Münyetü’l-Guzat’ta ortaya çıkar. Savaşçı anlamında alp
kelimesinin yanı sıra Farsça serbāz
ve Moğolca bahadur da iyiden iyiye bu dönemde yayılmaya
başlamıştır. Er kelimesi erkek,
insan ve nadiren asker anlamında görülürken eren asker
anlamını yitirmiştir44.
Kırım Hanlığı yarlıklarında ise ḫunkār, erikli kişi,
hükmdār (hükümdar), bėk (bey,
komutan), ban (sancak beyi), çavuş (hacip, padişah
muhafızı), çerü / cerü (asker) rütbe ve
unvanlar olarak görülür45.
Çağatayca Metinlerde Rütbe ve Unvanlar
13. yüzyılın ilk yarısından itibaren Asya’nın doğusundan
Doğu Avrupa içlerine kadar
geniş bir coğrafyayı ele geçiren Cengiz Han ve çocukları,
anadilleri olan Moğolcayı
kendi aralarında bir süre kullandıktan sonra bu dille
ciddi bir edebi dil oluşturamadan
bulundukları coğrafyada daha önceden beri hâkim olan
dinleri benimsemiş, kullanılan
dilleri edebi dil olarak kabul etmişlerdir. Cengizli
hanedanına damat olarak katılan Timur
Han’ın Maveraünnehir ve çevresinde 14. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren kurduğu güçlü
siyasi yapı içinde Fergana bölgesi Türkçesine dayalı daha
sonra Çağatayca adını alacak
güçlü bir edebiyat dili oluşmuştur. Bu edebi dil, 15.
yüzyılın ikinci yarısından itibaren
özellikle Ali Şir Nevayi’nin eserleriyle klasik dil
seviyesine ulaşmış ve modern dönemlere
kadar Doğu Türkçesi edebi çevrelerinde ortak yazı dili
olarak kullanılmıştır.Timuroğullarının
Maveraünnehir çevresi ile Hindistan’da çeşitli şehir ve
bölgelerde kurdukları askeri ve
siyasi yapılar oldukça gelişkin özellikler
göstermektedir. Bu askeri ve siyasi yapıların
Moğol, Türk ve İrani-İslami diyebileceğimiz sentetik
özelliklere sahip olduğunu hem
ordu ve bürokrasinin yapısından, hem de kullanılan
terminolojinin kaynaklarından
ve anlamlarından çıkartabilmekteyiz. Benzer durumu
rütbelerde de görmekteyiz. Bu
bağlamda kullanılan askeri rütbe ve unvanların önemli bir
kısmı Türkçe kökenli olsa da
Moğolca, Farsça ve Arapça kökenli idari-askeri kelime
sayısı da oldukça çoktur. Bu rütbe ve
unvanlara dayanarak denilebilir ki Timurlu ve
Babürlülerin kurdukları askeri sistem, Türk
tarihi içinde izleyebildiğimiz en geniş askeri
terminolojiye sahip sistemlerden birisidir.
Çağataycada rütbe bildiren kelimeler özellikle Babürname,
Nevayi’nin Muhakemetü’lLugateyn,
Şerafeddin Ali Yezdi’nin Zafername tercümesi ve Çağatayca
sözlüklerde
gösterilmiştir46. Bu eserlerde hükümdar için kullanılan
unvanların önemli bir kısmı Arapça
ve Farsçadan geçen kelimeler ile kelime gruplarıdır.
Bunlar arasında özellikle emīr, melik,
44 Karamanlıoğlu 1989, Toparlı, vd. 2014.
45 Keten 1939.
46 Çağataycada kullanılan rütbe isimleri için şu
kaynaklar incelenmiştir: Babürname (Thackston 1993),
Muhakemetü’l-Lugateyn (Barutçu Özönder 1996),
Zafername’nin Nuruosmaniye Kütüphanesinde 2796
numarayla saklanan tercümesi (Kik 2007), Lutfi Divanı
(Karaağaç 1997), Şiban Han Divanı (Karasoy 1998),
Sekkâki Divanı (Eraslan 1999). Çağatayca sözlükler için
ise Bodrogligeti 1981, Courteille 1870, Kaçalin 2011,
Kara 2011, Kelimetullah Ḫwāce 1253/1837 (yazma), Sarıca
2014, Seyyid Ḥabbeddīn (yazma, tarihsiz), Şeyh
Süleyman 1298/1880.
166 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
sulṭān, şāh / şeh, pādişāh ve Türkçe kökenli ḫān ve ḫāḳān
en yaygın kullanılanlarıdır. Bununla
birlikte emīrü’l-umerā, sulṭānü’s-selāṭīn, ḫāḳānü’l-ḫāḳān,
sulṭān-ı ṣāḥib-ḳırān ve ṣāḥib-ḳırān
gibi unvanlar Timur Han ve Hüseyin Baykara gibi büyük
hükümdarlar için kullanılmaktadır47.
Bunlardan başka daha genel anlamlı Arapça kökenli mīr
(<emīr) ve şeyḫ, Farsça kökenli
cihān-gīr (cihan fatihi, hükümdar), ḫüsrev (hükümdar),
mīrzā (şehzade, hükümdar), sertācdār
(taç sahibi), server (lider, baş komutan) ve Türkçe bek /
beg / bėg, erklik, ḳaan, tura da
sultanlar için zaman zaman unvan olarak kullanılır. Şiir
ve edebiyatta Çin hakanı için Farsça
fağfur, Roma, Bizans ve bazen Osmanlı sultanları için ḳayṣar
tercih edilmektedir.
Bek / beg / bėg, çerik başlıḳ ve Farsça serdār,
sipeh-büd, sipeh-dār, sipeh-sālār üst düzey
komutanlık bildiren unvan ve rütbelerdir. Bundan başka,
Moğolca noyan / noyun (vezir,
komutan), daruġa (askeri vali, komutan), Türkçe ve
Türkçeleşmiş baḫşi, tarḫan, topçı başı,
tümen başı, tümen bėgi, miñ başı, miñ bėgi yüksek
rütbeler olarak görülür.
Orta düzey rütbe ve unvanlar arasında aḫtaçı, mīr-āḫūr
(hükümdarın atlarından
sorumlu komutan), başlıġ (birlik komutanı), bekevül /
bökevül (çeşnicibaşı), ėşik aġası
(hacip, sarayın kapıcıbaşı), ḳor bėgi (silahtar, cebeci),
ḳoşun bėgi (birlik komutanı), ḳuş bėgi,
toġḳan aġası (doğancıbaşı), alt düzey rütbeler arasında
ise on bėgi, on başı (onbaşı) ve
tovaçı (inzibat çavuşu) sayılabilir.
Çağatayca asker, askeri pozisyon ve görevleri bildiren
kelimeler bakımından oldukça
zengindir. Bu kelimeler şöyle sıralanabilir: çerig /
çėrik (asker, ordu), leşker (Far. asker,
ordu), uruşçı (asker), merd-i cengī (Far. asker),
ʿalemdār (Ar.-Far. sancaktar, bayraktar), atlıḳ
/ atlıġ, atlu, sipāhī (süvari), atışlıġ (okçu), baranġar
/ buranġar, meymene (Moğ., Ar. Savaş
düzeninde sağ kolda duran askerler), çaġdavul / çañdavul
/ çındavul (Moğ. Savaş düzeninde
arkada duran askerler), çapḳunçı (akıncı, baskıncı),
cavanġar / çuranġar, meysere (Moğ., Ar.
savaş sırasında solda duran askerler), ėşikçi (kapı
nöbetçisi), életmiş (merkez kuvvetlerin
önünde duran asker), ıravul / irevül, herevül / hirevül
(Moğ. ön saflardaki askeri birlikler,
öncü devriye), ġaçarçı (Moğ. kılavuz), ġol / ḳol (Moğ.
savaş sırasında merkezde duran
askerler), ḳaravul (Moğ. bekçi, gözcü, devriye birliği, artçı
birlik), ḳavçın / ḳauçın (muhafız,
özel koruma, badigard), kelendī (Far. baltacı), kitpevül
(Moğ. gece muhafızı), ḳoruḳçı,
ḳoruḳmal, ḳurġançı (şehir ve kasaba inzibat sorumlusu,
jandarma), nīze-ver (Far. süngü ve
kılıçlı asker, asker, silahşör), nöker (Moğ. emir eri,
hizmetçi), piyāde (Far. yaya asker), sözevül
(asker toplayan görevli, inzibat çavuşu?), şıḳavul (Moğ.
özel koruma, muhafız), tapavul
(hizmetkâr, öncü asker, keşifçi), tebin (özel seçme
asker), terkeş-bend (Far. okçu), topçı
(topçu), tosḳavul / tuşḳavul / tutḳavul (Moğ. 1. vurkaççı
birlikler, 2. öncü akıncı birlikleri),
tuġçı (tuğcu, sancaktar, bayraktar = ʿalemdār), tüfekçi,
tüfek-endāz (Far. tüfenkçi), yanġavul
(hudut muhafızı), yasa / yasal (Moğ. devriye, asker
dizisi), yasalġa (karavulun arkasındaki
asker), yasavul (Moğ. hassa alayı askeri, asker ve polis
ekibi, devriye, çavuş, yasakçı), yayaḳ
(piyade asker).
47 Özellikle Nevayi bu tercihi yapmaktadır. Bkz. Barutçu
Özönder 1996, s. 188-189.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
167
Turan F
Savaş için iş, uruş, atḳulaşmaḳ ve Farsça cenk, neberd,
rezm kelimeleri, savaşçı askerler
için daha çok bahadur, batur (<bahadur) ve Farsça
pehlivān sıfatları kullanılır. Düşman için
yaġı ile birlikte Farsça düşmān / düşmen de
kullanılmaktadır.
SONUÇ
Eski Türkçe dönemi metinlerini oluşturan Köktürk
Yazıtları ile Eski Uygur Türkçesi
metinleri incelendiğinde askeri rütbe ve unvanların büyük
çoğunluğunun Türkçe
kökenli olduğu görülür. Bununla birlikte, metinlerde
Soğdca gibi İrani diller ile Çince
ve Sanskritçeden alınmış oldukça sınırlı sayıda rütbe
ismi ile unvan da bulunmaktadır.
Köktürkçede hükümdar anlamında kaġan görülürken, Eski
Uygurcada bunun karşılığı
yaygın olarak ėlig kelimesidir. Yine Köktürkçede
kullanılan yüksek rütbelerden şad ve
şadapıt Eski Uygurcada kaybolmuştur. Türkçenin bu dönemi,
rütbe ve unvanların yapısı
itibarıyla, Çince ve İslam öncesi İran dillerinin sınırlı
ölçüde etkisinde kalan ama yoğun
olarak Türkçe kökenli kelimelerden oluştuğu bir dönemdir.
11. yüzyılda Karahanlıca yazılmış Kutadgu Bilig’de Arapça
ve Farsça rütbe ve unvanlar
ilk defa görülmeye başlar. Bununla birlikte bu dönemde
alt rütbeler ile savaşa dair ifadeler
Türkçe kökenlidir. Bir geçiş dönemi olan Karahanlıcanın
kelime hazinesine bakıldığında
Arapça ve Farsça rütbe ve unvanların önce hükümdar ve üst
düzey komutan ve idareciler
için kullanılmaya başladığı görülür. 14. ve 15. yüzyıl
Harezmce ve Kıpçakça metinlerde
bu eğilim artarak devam eder. Arapça ve Farsça alıntılar
bu iki tarihi lehçede artık sadece
üst düzey rütbelerde değil alt düzey rütbeler ile askeri
sınıfların isimlendirilmesinde de
görülür. Türkçe kökenli çerig ve bu dönemde nadiren
kullanılan sü kelimelerinin yanısıra
Farsça leşker ve piyāde, Arapça ʿasker ve cundī
metinlerde kullanılmaya başlamıştır. Bu
bakımdan, Türkçe artık bu dönemde, İslamiyetin din ve
bilim dili olan Arapça ile edebiyat,
kültür ve tasavvuf dili olarak kabul edilen Farsçadan
yoğun şekilde etkilenerek bu diller
arasında ortak kullanılan birçok askeri-idari kelimeye
sahip İslami dil haline gelmiştir.
15. yüzyılda güçlü bir edebiyat dili olarak Maveraünnehir
ve çevresindeki Timurlu
şehirlerinde ortaya çıkan Çağatay Türkçesi asrın
sonlarına doğru Ali Şir Nevayi’nin yüksek
nitelikli manzum ve mensur eserleriyle klasik niteliğe
ulaşmıştır. Çağatay Türkçesi modern
dönemlere kadar Doğu ve Kuzey Türk lehçelerinin hâkim
olduğu eğitim, kültür ve siyaset
merkezlerinde ortak kültür dili olarak kullanılmıştır.
İster Timurlular döneminde olsun,
isterse de onun devamı niteliğindeki Babürlüler döneminde
olsun Türk askeri düzeni
ve ordu teşkilatı oldukça genişlemiş ve gelişmiştir. Bu
askeri sistem içinde üst düzey
birçok rütbe ve unvandan başka askeri sınıf ve görevler
için de çok sayıda askeri terim
kullanılmıştır. Çağataycayı askeri rütbe ve unvanlar
bakımından önceki dönemlerden
ayıran en önemli özellik Çağataycadaki kelimelerin
çokluğu ve çeşitliliğidir. Çağatayca
döneminde kullanılan bu rütbe, unvan ve terimlerin bir
kısmı daha önceki dönemlerde
kullanılan Türkçe kökenli kelimeler olsa da, çok önemli
bir kısmı Arapça ve Farsçadan
alınan kelime ve kelime grubu yapısında kalıplaşmış
isimlerdir. Çağataycada daruġa ve
168 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
noyan gibi yüksek rütbe ve unvanların yanı sıra askeri
sınıf ismi olarak kullanılan birçok
Moğolca kelime de görülür. Çağatayca askeri rütbe, unvan
ve görev isimleri başta Türkçe
olmak üzere Arapça, Farsça ve Moğolca kelimelerden
oluşmuş güçlü bir semantik sınıf
niteliği gösterir.
Eski Türkçeden Çağataycaya hem fonetik hem de anlam
yönünden değişmeden gelen
tek rütbe ve unvan beg’dir. Kelime, hükümdarı da kapsayan
üst düzey komutanlıkları ve
boy başkanlıklarını karşılayan genel bir askeri-idari
terimdir. Fonetik değişime uğrayarak
anlamını devam ettiren kelime ḳaġan>ḫāḳān, ḳaġan>ḳaan,
ḳan>ḫān unvanlarıdır. General
anlamındaki cabış/çavış rütbesi çavuş şeklinde çok daha
alt görevleri karşılayan bir rütbe
olmuştur. Eski Türkçenin ilk dönemlerinde asker karşılığı
kullanılan sü kelimesi kaybolmuş,
yerine bir başka Türkçe kelime olan çerig ile Farsça
leşker kullanılmaya başlamıştır. Yakın
anlamdaki yerli ve alıntı başka kelimeler kullanılmış
olsa da, savaş anlamındaki uruş ile
düşman anlamındaki yaġı Eski Türkçe döneminden
Çağataycaya kadar değişmeden
varlığını sürdürmüştür.
İlk defa Eski Uygurcada sü başı örneğinde görülen baş
kelimesiyle yapılmış belirtisiz
isim tamlaması şeklindeki rütbeler Çağataycada tümen
başı, miñ başı ve on başı gibi
rütbelerle yaygınlık kazanmıştır. Çağataycada ayrıca beg
/ bėg ve aġa da aynı yapı içinde
tümen bėgi, ḳor bėgi, ėşik ağası gibi örneklerde görülür.
Bu dönemde, ḳaravul ve yasavul
gibi birçok askeri görev ismi Moğolca –vul/-vül
(<-ġul) ekiyle yapılmıştır.
Eski ve Orta Türkçe lehçelerinde görülen askeri-idari
rütbe ve unvanlar, 8. yüzyıldan
16. yüzyıla kadar Türkçenin içinden geçtiği din, kültür
ve siyasi dönem ve tecrübeleri
leksikolojik, morfolojik, sentaktik ve semantik unsurlar
yönüyle başarılı bir biçimde yansıtır.
Bu bağlamda, 16. yüzyılda Çağataycada görülen çok
sayıdaki rütbe, unvan ve askeri sınıf ve
görevler, Orta Asya, Hindistan ve çevresinde oluşan Türk
askeri örgütlenmeleri üzerindeki
Arap, İran ve Moğol etkisine ve onların ortak İslami
niteliğine işaret etmektedir.
KAYNAKÇA
ARAT, Reşid Rahmeti. 2007. Yusuf Has Hacip - Kutadgu Bilig
I: Metin, 5. Baskı, Ankara: Türk Dil Kurumu.
---, 1992. Edib Ahmed b. Mahmud Yükneki,
Atabetü’l-Hakayık, Ankara: Türk Dil Kurumu.
---, 1985. Yusuf Has Hâcib - Kutadgu Bilig II: Çeviri, 3.
Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu.
---, 1979. Kutadgu Bilig III: İndeks, Yayına
Hazırlayanlar: K. Eraslan, O. F. Sertkaya, N. Yüce, İstanbul: Türk
Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
---, 1942. “Uygurlarda Istılahlara Dair,” Türkiyat
Mecmuası, cilt 7, s. 56-94.
ATA, Aysu. 1998. Nehcü’l-Ferādīs III, Dizin-Sözlük,
Ankara: Türk Dil Kurumu.
AYAZLI, Özlem. 2012. Altun Yaruk Sudur VI. Kitap, Ankara:
Türk Dil Kurumu.
AYDIN, Erhan. 2015. Orhon Yazıtları, Konya: Kömen
Yayınları.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
169
Turan F
---, 2011. “Yenisey Yazıtlarında Geçen Unvanlar ve Unvan
Niteleyicileri,” Belleten 2011-2, s. 5-26.
BATTAL, Aptullah. 1988. İbni-Mühennâ Lûgati, 2. Baskı,
Ankara: Türk Dil Kurumu.
BODROGLİGETİ, A. J. E. “A Glossary to the Rylands Eastern
Turkic-Persian Versified Vocabulary,” UralAltaische
Jahrbücher, cilt 53 (1981), s. 1-65.
BOMBACİ, Alessio. 1976. “On the Ancient Turkish Title
Šadapït,” Ural-Altaische Jahrbücher, cilt 48, s. 32-41.
---, 1974. “On the Ancient Turkish Title ‘šaδ’,”
Gururājamañjarikā. Studi in Onore di Giuseppe Tucci, Napoli, s.
167-193.
---, 1970. “On the Ancient Turkic Title Eltäbär,”
Proceedings of the IXth Meeting of the Permanent International
Altaistic Conference, Naples, s. 1-66.
BOROVKOV, A. K. 2002. Orta Asya’da Bulunmuş Kur’an
Tefsirinin Söz Varlığı (XII.-XIII. Yüzyıllar), Çeviren: H. İ.
Usta & E. Amanoğlu, Ankara: Türk Dil Kurumu.
CAFEROĞLU, Ahmet. 1984. Türk Dili Tarihi I-II, 3. Baskı,
İstanbul: Enderun.
---, 1968. Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul: Türk
Dil Kurumu.
---, 1931. Abū Hayyān: Kitāb al-İdrāk li-Lisān al-Atrāk,
İstanbul.
CLAUSON, Sir Gerard. 1972. An Etymological Dictionary of
Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford: Clarendon
Press.
---, 1960. Sanglax – A Persian Guide to the Turkish
Language by Muhammad Mahdī Xān, London: Trustees of
the E. J. W. Gibb Memorial.
COURTEİLLE, M. Pavet de. 1870. Dictionnaire
Turk-Oriental, destiné principalement à faciliter la lecture des
ouvrages de Bâber, d’Aboul-Gâzi et de Mir-Ali-Chir-Nevâï,
Paris: Imprimerie Impériale.
DANKOFF, Robert. James KELLY. 1985. Mahmūd al-Kāšγarī -
Compendium of the Turkic Dialects (Dīwān Luγāt
at-Turk), 3 cilt, Cambridge: Harvard University.
DEVELLİOĞLU, Ferit. 1997. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik
Lûgat, 14. Baskı, Ankara: Aydın Kitabevi.
DOBROVİTS, Mihály. 2011. “Göktürk ve Uygurlar’da Buyruḳ
Terimi ve İdari Fonksiyonları,” Belleten 2011-1,
s. 7-15.
---, 2005. “The Tölis and Tarduš in Old Turkic
Inscriptions,” The Black Master: Essays on Central Eurasia in
Honor of György Kara on His 70th Birthday, Editörler: S.
Grivelet, R. I. Meserve, A. Birtalan, G. Stary,
Wiesbaden: Harrassowitz, s. 33-42.
DOERFER, Gerhard. 1963-1975. Türkische und mongolische
Elemente im Neupersischen unter besonderer
Berücksichtigung älterer neuperisischer
Geschichtsquellen, vor allem der Mongolen- und Timuridenzeit,
cilt I-IV, Wiesbaden: F. Steiner.
DONUK, Abdülkadir. 1988. Eski Türk Devletlerinde
İdarî-Askerî Unvan ve Terimler, İstanbul: Türk Kültürü
Araştırmaları Enstitüsü.
EBERHARD, W. 1945. “Bir Kaç Eski Türk Unvanı Hakkında,”
Belleten 9/35, s. 319-340.
EKER, Süer. 2007. Türk Dil Bilimi Bakımından Tarihi
Askeri Terminoloji, Ankara: Grafiker.
---, 2006. “Sü ve Sü ile Yapılan Tarihî Askerî Terimler
Üzerine Disiplinlerarası Bir İnceleme,” Türkbilig 2006/12,
s. 104-133.
ERASLAN, Kemal. 2012. Eski Uygur Türkçesi Grameri,
Ankara: Türk Dil Kurumu.
---, 1999. Mevlâna Sekkâkî Divanı, Ankara: Türk Dl
Kurumu.
170 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
EREN, Hasan. 1999. Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü,
Ankara: Bizim Büro Basım Evi.
ERGİN, Muharrem. 1996. Orhun Abideleri, 20. Baskı,
İstanbul: Boğaziçi Yayınları.
ERKOÇ, Hayrettin İhsan. 2008. Eski Türklerde Devlet
Teşkilatı (Göktürk Dönemi), Hacettepe Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara (Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi)
GOLDEN, Peter B. (Editör). 2000. The King’s Dictionary:
The Resulid Hexaglot, Fourteenth Century Vocabularies
in Arabic, Persian, Turkic, Greek, Armenian and Mongol,
Leiden: Brill.
GÖMEÇ, Sadettin. 2008. “Şadapıt Unvanı Hakkında,” Prof.
Dr. Işın Demirkent Anısına, Editörler: A. Özaydın, F.
Başar, E. Altan, B. Küçüksipahioğlu, M. Kesik, İstanbul:
Dünya Yayıncılık, s. 417-420.
GULCALI, Zemire. 2013. Eski Uygurca Altun Yaruk Sudurdan
‘Aç Bars’ Hikayesi, Ankara: Türk Dil Kurumu.
GÜL, Ekrem. 2014. “Babürname’de Geçen Askeri Terimler
Üzerine,” Belleten 2014-62-1, s. 27-103.
GÜLENSOY, Tuncer. 1974. “Eski ve Orta Türkçede Moğolca
Kelimeler ve Moğolca-Türkçe Müşterek Kelimeler
Üzerine Notlar,” Türkoloji Dergisi, C.VI/1. s. 235-259.
GÜNDÜZ, Şinasi. 2003. “Maniheizm,” DİA, cilt 27, s.
575-577.
GÜRSOY-NASKALİ, Emine & M. DURANLI. 1999.
Altayca-Türkçe Sözlük, Ankara: Türk Dil Kurumu.
Györffy, G. 1960. “Die Rolle Des Buyruq in Der
Alttürkischen Gesellschaft,” Acta Orientalia Academiae
Scientiarum Hungaricae, cilt 11, no 1/3 (1960), s.
169-179.
HAMBLY, Gavin R. G. & Catherine B. ASHER. 1994.
“Delhi Sultanate,” Encyclopedia of Iran, cilt VII, Fasikül 3,
s. 242-250.
HAMİLTON, James Russell. 1998. İyi ve Kötü Prens Öyküsü,
çeviren: Vedat Köken, Ankara: Türk Dil Kurumu.
IRVİNE, William. 1903. The Army of the Indian Moghuls:
Its Organization and Administration, London: Luzac
& Co.
KAÇALİN, Mustafa S. 2011. Niyāzî: Nevȃyî’nin Sözleri ve
Çağatayca Tanıklar El-Luġātu’n- Nevā’iyye ve‛lİstişhādatu’l-Caġātā’iyye,
Ankara: Türk Dil Kurumu.
KARA, Funda. 2011. Zebân-ı Türkî (Kelür-Nâme): İnceleme,
Metin, Dizin, Erzurum: Fenomen Yayıncılık.
KARAAĞAÇ, Günay. 1997. Lutfi Divanı, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
KARAMANLIOĞLU, Ali Fehmi. 1989. Seyf-i Sarāyī, Gülistan
Tercümesi, Ankara: Türk Dil Kurumu.
KARASOY, Yakup. 1998. Şiban Han Divanı, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
Kaşgarlı Mahmut. 1999. Divanü Lûgat-it-Türk: Tercümesi ve
Dizini, 4 cilt, Çeviren: Besim Atalay, 4. Baskı,
Ankara: Türk Dil Kurumu.
KAYA, Ceval. 1994. Uygurca Altun Yaruk, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
Kelimetullah Ḫwāce Pādişāh. 1253/1837. Nisāb-i Ḳutbiyye,
British Library Or. 404, s. 93a-110a.
(Yayımlanmamış el yazması)
KETEN, Raci. 1939. Kırım Han Yarlıkları Üzerinde
Araştırmalar, İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı
Bölümü (Yayımlanmamış Dönem Çalışması, Travay)
KİK, Ayşe. 2007. Zafer-Nâme-i Emîr Temür, 1a-50b
Varaklar, İnceleme-Metin-Dizin, Marmara Üniversitesi,
Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı
Ana Bilim Dalı, Türk Dili Bilim Dalı (Yayımlanmamış
Yüksek Lisans Tezi)
KLJAŠTORNYJ, Sergej G. & Vladimir A. LİVŠİC. 1972. “
The Sogdian Inscription Of Bugut Revised,” Acta
Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae, cilt XXVI (
1 ), s. 69-102.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
171
Turan F
Komisyon. 1972. Divanü Lûgat-it-Türk Dizini, Ankara: Türk
Dil Kurumu.
KORMUŞİN, İ., E. MOZİOĞLU, R. ALİMOV, F. YILDIRIM. 2016.
Yenisey – Altay – Kırgızistan Yazıtları ve Kâğıda
Yazılı Runik Belgeler, Ankara: Bilgesu.
KÖPRÜLÜ, Fuad. 1978. “Daruga,” MEB İA, cilt 3, 5. Baskı,
İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, s. 486-489.
MACKERRAS, Colin. 1990. “The Uighurs,” The Cambridge
History of Early Inner Asia, Editör: Denis Sinor,
Cambridge: Cambridge University Press, s. 320-342.
MANZ, Beatrice Forbez. 1985. “The Office of Darugha under
Tamerlane,” Türklük Bilgisi Araştırmaları-Journal
of Turkish Studies, cilt 9, s. 59-69.
MENGES, Karl H. 1995. The Turkic Languages and Peoples:
An Introduction to Turkic Studies, 2nd, Revised
edition, Wiesbaden: Harrassowitz.
NECİP, Emir Necipoviç. 1995. Yeni Uygur Türkçesi Sözlüğü,
Rusçadan çeviren: İklil Kurban, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
ÖLMEZ, MEHMET. 1997. “Eski Türk Yazıtlarında Yabancı
Öğeler 2,” Türk Dilleri Araştırmaları 7, S. 175- 186.
ÖLMEZ, Zuhal. 2007. “Mongolian Loanwords in the Classical
Chagatay Period,” Türk Dilleri Araştırmaları,
Festschrift in Honor of András J. E. Bodrogligeti,
Editör: Kurtuluş Öztopçu, cilt. 17, s. 229-236.
---, 1996. Ebulgazi Bahadır Han, Şecere-i Terākime
(Türkmenlerin Soykütüğü), İstanbul: Simurg.
ÖZYETGİN, A. Melek. 2001. Ebū Hayyān – Kitābu’l-İdrāk
li-Lisāni’l-Etrāk, Ankara: KÖKSAV.
---, 1996. Altın Ordu, Kırım ve Kazan Sahasına Ait Yarlık
ve Bitiklerinin Dil ve Üslûp İncelemesi, Ankara: Türk
Dil Kurumu.
RAMSTEDT, G. J. 1951. “Alte türkische und mongolische
Titel,” Journal de la Société Finno-Ougrienne 55/2,
s. 59-82.
RÖHRBORN, Klaus. 1971. Eine uigurische Totenmesse; Text,
Übersetzung, Kommentar, (Berliner Turfantexte
2), Berlin, Akademie-Verlag.
RYBATZKİ, Volker. 2000. “Titles of Türk and Uigur Rulers
in the Old Turkic Inscriptions,” Central Asiatic
Journal, vol. 44, no. 2, pp. 205-292.
SARICA, Bedri. 2008. “Kutadgu Bilig’de Komutan Ve Ordunun
Nitelikleri,” A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
Dergisi, Sayı 37, s. 87-105.
SCHÖNİG, Claus. 2000. Mongolische Lehnwörter im
Westoghusischeen, Turcologica 47, Wiesbaden:
Harrassowitz.
Seyyid Ḥabbeddīn. (tarih yok)
Zubdetu’l-Esmāʾi’t-Turkiyye, British Library Or. 404, s. 79b-92b.
(Yayımlanmamış
el yazması)
SHARMA, S. R. 1999. Mughal Empire in India: A Systematic
Study Including Source Material, 3 cilt, New Delhi:
Atlantic Publishers.
STEINGASS, F. J. 1892. A Comprehensive Persian-English
Dictionary, London: Routledge K. Paul.
ŞEN, Serkan. 2017. Körüm Bitig: Eski Uygurca Fal Kitabı,
İstanbul: Kesit Yayınları.
Şeyh Süleyman Efendi-yi Buhârî. 1298/1880. Lügat-i
Çağatay ve Türkî-yi Osmânî, İstanbul: Mihran Matbaası.
ŞİRİN USER, Hatice. 2006. “Eski Türkçede Bazı Unvanların
Yapısı Üzerine,” Bilig 36 (2006), s. 219-238.
TEKİN, Şinasi. 1976. Maytrısimit, Ankara: Sevinç
Matbaası.
TEKİN, Talat. 2016. Orhon Türkçesi Grameri, Ankara: Türk
Dil Kurumu.
172 Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1,
2018
Eski Türkçeden Orta Türkçeye Askeri Rütbe ve Unvanlar
---, 2008. Orhon Yazıtları, 3. Baskı, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
---, 2004. Irk Bitig- Eski Uygurca Fal Kitabı, Ankara:
Öncü Kitap.
---, 1987. Tuna Bulgarları ve Dilleri, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
TEZCAN, Mehmet. 2012. “Yabgu Unvanı ve Kullanımı –
Kuşanlardan İlk Müslüman Türk Devletlerine Kadar,”
A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi TAED, no 48
(2012), s. 305-342.
TEZCAN, Semih. 1974. Das uigurische Insadi-Sūtra,
(Berliner Turfantexte 3), Berlin: Akademie-Verlag.
THACKSTON, Jr., W. M. 1993. Zahirüddin Muhammad Babur
Mirza, Baburnama, cilt I-III, Cambridge: Harvard
University.
TOPARLI, Recep. Hanifi Vural. Recep Karaatlı. 2014.
Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, 3. Baskı, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
TURAN, Fikret. 2006. “Doğu Türk Yazı Dili Edebi Çevresi:
Harezm-Kıpçak, Mısır-Suriye ve Çağatay Sahası
(XIII-XVIII. Yüzyıl),” Türk Edebiyatı Tarihi, cilt I,
Editörler: Talât Sait Halman, Osman Horata, Yakup Çelik,
Ramazan Korkmaz, Nurettin Demir, Mehmet Kalpaklı, M. Öcal
Oğuz, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı
Yayınları. s. 667-682.
---, 2002. “The Mamluks and Their Acceptance of Oghuz
Turkish as Literary Language: Political Maneuver
or Cultural Aspiration?,” Einheit und Vielfalt in der
türkischen Welt. Materialien der 5. Deutschen
Turkologenkonferenz, Universität Mainz, 4.-7. Oktober
2002, Editörler: Hendrik Boeschoten & Heidi
Stein, Wiesbaden: Harrassowitz, s. 37-46.
VÉLİAMİNOF-ZERNOF, V. de (Hazırlayan). 1869. Dictionnaire
Djaghataï-Turc (El-Luġātu’n-Nevāʾiyye ve’lİstişhādātu’l-Caġataʾiyye),
Saint-Pétersbourg: Imprimerie de l’Académie Impériale des
Sciences.
TUTAR, Adem. İsmail Erdoğan. 2017. “Divânu
Lugâti’t-Türk’te Yer Alan Bazı Askeri Kavramlar,” Journal of
Islamic Research 28-1, s. 19-26.
YUDAHİN, K. K. 1994. Kırgız Sözlüğü, 2 cilt, Çeviren:
Abdullah Taymas, Ankara: Türk Dil Kurumu.
YÜCE, Nuri. 1988. Mukaddimetü’l-Edeb, Ankara: Türk Dil
Kurumu.
ZİEME, Peter. 1996. Altun yaruq sudur, Vorworte und das
erste Buch, (Berliner Turfantexte 18), Turnhout,
Belgium: Brepols, 1996.
Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 58, Sayı: 1, 2018
173
Turan F
Eski ve Orta Türkçede Askeri-İdari Rütbeler ve Unvanlar
Eski Türkçe
Köktürkçe Uygurca
Hükümdar kaġan ėllig/ėlig/ėleg, ḳan/ḫan/han, ėlig beg,
ėlig ḳan,
nadiren: ḳaġan,
tekrar grupları içinde: çaḳravart/çaḳravirt
Üst Düzey İdari-Askeri
Unvanlar
yabġu, tėgin, beg, totoḳ, çor yavgı, tėgin-üge, tėgit,
beg, begrek, totoḳ
Yüksek Rütbe ve
Unvanlar
şadapıt, şad, tarḳan (çoğ. tarḳat), boyla, çabış, ayġuçı,
buyruḳ, ėlteber, sañun/señün,
tarḳan/tarḫan, tarḳat, buyruḳ/buryuḳ, sañun/señün,
boyla, daruġa/taruḳa, çor, ışbara, ėlteber
Orta ve Alt Rütbeler ınançu, baġa, çigşi, ėrkin, ışbara,
yarġan ınanç, yarġan/yarḳan, baġa, çaġrı, çoġı tirek, sü başı,
tamġan
Asker ve askeri sınıflar sü, er (çoğ. eren), nadiren:
çerig,
er at (muvazzaf asker), yaġıçı (usta asker)
Sü/süü çerig/çerik, er (çoğ. eren), er at (muvazzaf
asker), tonga, iriz, urunġu/uruñu, urunġut, yaġıçı,
yaġıladaçı (usta asker), közetçi (muhafız), kapaġçı
(kapı muhafızı)
Savaş bildiren
kelimler
süñüş, tegiş, uruş sançış-, sünüş-
Kahramanlık sıfatları alp, alpaġu (çoğ. alpaġut) alp,
alpaġu (çoğ. alpaġut, yılpaġut)
Düşman yaġı yaġı
Orta Türkçe
Karahanlıca Harezm-Kıpçak Çağatayca
Hükümdar ėlig, ḫāḳān, ḫān, erk, şāh,
pādişāh, sulṭān, melik,
ṣāḥib-ḳırān,
nadiren: ajunçı
pādişāh, sulṭān (çoğ. selāṭīn),
melik (çoğ. mülūk), emīr (çoğ.
umerā), reᵓīs, ḳan, ḫān,
Kırım bölgesinde: ḫunkār, erikli
kişi, hükmdār
ḫān, emīr, melik, sulṭān, şāh/şeh, pādişāh,
ḫāḳān, ṣāḥib-ḳırān, emīrü’l-umerā, sulṭānü’sselāṭīn,
ḫāḳānü’l-ḫāḳān, sulṭān-ı ṣāḥib-ḳırān,
nadiren: cihān-gīr, ḫüsrev, mīr, şeyḫ, mīrzā,
sertāc-dār, server, ḳaan, bek/beg/bėg, erklik,
tura,
faġfūr (Çin hükümdarı için)
ḳayṣar (Roma, Bizans ve nadiren Osmanlı
hükümdarları için)
Üst İdari-Askeri
Unvanlar
yavgu, tėgin, tėgit,bėg,
yuġruş, tügsin, çuvı
beg/bey, mīrzāde
Kırım bölgesinde: bėk,
bek/beg/bėg, mīr, mīrzā, şeyḫ, sipeh-büd,
sipeh-dār, baḫşi
Yüksek Rütbe ve
Unvanlar
öge-tėgit, terken, ispehsalār,
saġun, kökyuk, ınal
server, emīr-i ceyş, başçı, daruġa,
Kırım bölgesinde: ban,
sipeh-sālār, çerik başlıḳ, bek/beg/bėg, serdār,
noyan / noyun, tarḫan, topçı başı tümen başı,
tümen begi, miñ başı, miñ begi
Orta Rütbeler ınanç, çaġrı, atlıġ, başġan,
toña, sü başı,
sü başçısı
sü başı,
Kırım bölgesinde: çavuş
başlıġ, bekevül/bökevül, ėşik aġası, ḳor begi,
ḳoşun begi, ḳuş bėgi, toġḳan aġası
Alt Rütbeler çavuş çavuş on bėgi, on başı, tovaçı
Asker ve askeri
sınıflar
sü, çerig, er, eren, er at,
yaġıçı, özrüm er (seçme
asker), yėzek (öncü asker),
tutġaḳ (gözcü asker),
alpaġut, sökmen (usta
asker), aḳıncı
çerig/çeri, leşker, ʿasker, cundī,
piyade, sipāhī,
alp, aḳıncı,
nadiren: er, sü, alpavut
Kırım bölgesinde: çerü/cerü
çerig/çėrik, leşker, uruşçı, merd-i cengī,
ʿalemdār, atlıḳ/atlıġ, atlu, sipāhī, atışlıġ,
baranġar/buranġar, meymene, çaġdavul/
çañdavul/çındavul, çapḳunçı, cavanġar/
çuranġar, meysere, ėşikçi, ıravul/irevül, herevül/
hirevül, ġaçarçı, ġol/ḳol, ḳaravul, ḳavçın/ḳauçın,
kelendī, kitpevül, ḳoruḳçı, ḳoruḳmal, ḳurġançı,
nīze-ver, nöker, piyade, sözevül, şıḳavul,
tapavul,tebin, terkeş-bend, topçı, tosḳavul /
tuşḳavul/ tutḳavul, tuġçı, tüfekçi, tüfek-endāz,
yanġavul, yasa/yasal, yasalġa, yasavul, yayaḳ
Savaş bildiren
kelimeler
süñüş, toḳuş, tutuş, uruş,
çoġı, ölit, bas-, çalpaş-,
ḳaçruş-, kemiş-, küreş-,
ölütle-, savaş-, süle-, süñüş-,
toḳış-
sançış, toḳuş, uruş, cedel, ḥarb,
ḫarḫaşa, kalıtış-, öldürüş-,
iş, uruş, cenk, neberd, rezm,
atḳulaş-
Kahramanlık
sıfatları
alp, alp atım, ersig, ḳurç,
ḳatıġ, kür, kür alp
alp, bahatur, serbāz, bahadur, batur, pehlivān
Düşman yaġı, düşman/düşmen yaġı/yaġu, düşmān/düşmen yaġı,
düşmān/düşmen
Yorumlar
Yorum Gönder