Türkler ve Soğdlular / Prof. Dr. Boris I. Marshak
Türkler ve Soğdlular / Prof. Dr. Boris I. Marshak
Soğd, Amuderya ve Sırderya nehirleri arasındaki toprakların
merkezi bölgesidir. Bu bölgede Hint-Avrupa grubuna dahil olan Doğu İran
dillerinden birini, Sağdcayı konuşan Soğdlular yaşamışlardır. Soğdluların
halefleri VIII. yüzyılın sonundan başlayarak XI. yüzyıla kadar giderek Soğdca konuşmayı ve yazmayı terk
etmiş ve Soğd'un
kendi topraklarında Fars-Tacik, Tiyanşan'dan kuzeydeki kolonilerde ise Türk diline geçilmiştir.
Soğd'un en önemli kenti Semerkand idi. Ancak ülkede çok sayıda prenslik ve kent
devletler mevcuttu.
Bozkırlarla çevrelenmiş Soğd zaman zaman aşırı nüfus yoğunluğu yaşanan zengin bir
tarım ülkesi ve Asya ticaretinin merkezi idi.
Henüz milattan sonra ilk yüzyıllarda Çin'de Soğd kolonileri mevcuttu, Soğdlu tüccarlar da Çin'e ve Hindistan'a giden Orta Asya ticaret yollarına hakimdiler. Bozkırlara hakim olanlar ile barış ve işbirliği ister ülkede yaşayan, ister seyahat eden, isterse de yabancı ülkelerde yaşayan tüm Soğdlular için hayati önem taşıyordu (Marshak, Raspopova 1990: 179-185).
Henüz milattan sonra ilk yüzyıllarda Çin'de Soğd kolonileri mevcuttu, Soğdlu tüccarlar da Çin'e ve Hindistan'a giden Orta Asya ticaret yollarına hakimdiler. Bozkırlara hakim olanlar ile barış ve işbirliği ister ülkede yaşayan, ister seyahat eden, isterse de yabancı ülkelerde yaşayan tüm Soğdlular için hayati önem taşıyordu (Marshak, Raspopova 1990: 179-185).
Aynı zamanda Soğdlular tarım ve zanaat ürünleri üreticileri, eski kent kültürünün
taşıyıcıları ve uluslararası ilişkiler alanında büyük bir deneyime sahip
olmaları nedeniyle bozkırlarda yaşayanlar için faydalıydılar. Bununla birlikte
onlarla işbirliği yapmak tehlikeli değildi. Çünkü onlar Çinlilerden ve
Farslardan farklı olarak bozkır halklarıyla düşman olan büyük bir devletin tebaaları
değildiler.
Soğdluların Türk halkalarıyla ilk kez ne zaman
karşılaştıklarını söylemek zordur. Göktürklerin VI. yüzyılda kendi
kağanlıklarını kurmalarından bir kaç yüzyıl önce gerçekleşmiş olması mümkündür.
Ancak sadece bu dönemden itibaren Göktürk-Soğd ilişkileri konusunda kesin bir
şey söylemek mümkündür.
Altay Türklerinin Çin'le olan ilişkilerinin, muhtemelen Buhara Soğdlularının soyundan olan ve daha sonra Gansu'ya yerleşmiş An Nopanto tarafından kurulmuş olması özellikle dikkat çekicidir. O, 545 yılında Kuzey Wei hanedanının hükümdarı tarafından elçi olarak Türklere gönderilmiştir (Liu Mau-tsai 1958,1: 6-7). Muhtemelen elçi bu halkın, Türklerin o dönemde tebaasında bulundukları güçlü Juan-juanlara karşı Kuzey Çin'in potansiyel müttefiki olduklarını biliyordu. Zaten elçiler tanımadıkları ülkelere gönderilmezdi. Muhtemelen o, soydaşlarının yaşamış oldukları bir yere gönderilmiş oluyordu.
Altay Türklerinin Çin'le olan ilişkilerinin, muhtemelen Buhara Soğdlularının soyundan olan ve daha sonra Gansu'ya yerleşmiş An Nopanto tarafından kurulmuş olması özellikle dikkat çekicidir. O, 545 yılında Kuzey Wei hanedanının hükümdarı tarafından elçi olarak Türklere gönderilmiştir (Liu Mau-tsai 1958,1: 6-7). Muhtemelen elçi bu halkın, Türklerin o dönemde tebaasında bulundukları güçlü Juan-juanlara karşı Kuzey Çin'in potansiyel müttefiki olduklarını biliyordu. Zaten elçiler tanımadıkları ülkelere gönderilmezdi. Muhtemelen o, soydaşlarının yaşamış oldukları bir yere gönderilmiş oluyordu.
Soğdluların Altay Türkleriyle erken çağlardan itibaren
tanışmış olması, o dönemde Altay demirinin çok önemli ürün olmasından
kaynaklanmış olabilir. Çünkü Türkler Juan-juanlar için demir ürünler
hazırlıyor, Soğdlular ise uluslararası ticareti kendi denetimlerinde
tutuyorlardı.
555-563 yıllarında Juan-juanların yenilgiye uğratılmasından
sonra Soğd'dan kuzeydoğuya uzayan bozkırlar artık Türklerin elindeydi. Bu
dönemde Soğd ve civar topraklar Eftalitlerin yönetimi altındaydı. Bu dönemde
Soğd tüccarları her iki tarafın desteğini almadan ticaret yapamıyorlardı.
Soğdluların Eftalitler ve Türkler konusundaki tutumlarına ilişkin çok az şey
biliyoruz. Semerkand'dan Çin'e sık sık heyetlerin geldiklerine ilişkin
bilgilere 510 yılından sonraki kaynaklarda pek rastlanılmamaktadır. Bunun yerine
Eftalitlerin ülkesinden gelen heyetlerden bahsedilmektedir. Enoki'nin
belirttiği gibi, bu "heyetler" aslında Soğdluların diplomatik misyon
kılığına bürünmüş ticaret kervanlarıydı (Enoki 1959: 1-58). Ancak 564 yılındaki
"heyet" Eftalitlerden değil, Soğd adlı ülkeden gelmiştir. Muhtemelen,
Göktürk-Eftalit savaşı da bu dönemde başlamış ve Soğdlular Göktürk
topraklarından Eftalitlerin adıyla geçmek istememişler. Bu savaşla ilgili
Firdevsi'nin (X. yy.) ünlü "Şehname" eserindeki hikayede Soğd'un ve Kuşan'ın
(Semerkand Soğdu'nun batı kısmı) yerli halkının savaşlara katılmadığı, sadece
seyirci kaldıkları tasvir edilmiştir (Ptitsın 1947: 95-306). İki göçebe
imparatorluğun mevcut olduğu kısa barış döneminde Çin'de yaşayan Soğdlu
göçmenlerin Göktürklerle ilişkileri konusunda elimizde yazılı kaynaklar
bulunmamaktadır. Ancak kısa bir süre önce çok önemli bir bulguya ulaştık. Bu,
Japonya'daki Miho Müzesi'nin elde ettiği, muhtemelen Kuzey Çin'de yaşamış ve
gömülmüş bir Soğuldlunun, üzerinde Soğdluların, Eftalitlerin ve Göktürklerin
kabartma usulüyle tasvir edildiği mermerden yapılmış sandukasıdır. (Juliano
1992; Watt 1996; Lerner 1995; Luliano-Lerner 1997a; 1997b; 2001). Göktürkler
kendilerine özgü uzun saçlarıyla hemen fark ediliyorlar. Mezar taşı üç taraftan
kabartmalı taş levhalardan yapılmış duvarlarla kaplanmıştır.1 Bunların
üzerinde, ölü Soğdlu cennette Çinli eşiyle birlikte ziyafetteyken; sadece
Soğdluların katıldığı anma töreni; definden dönen kadınların bulunduğu araba;
Nanayya tanrıçasının Soğd'daki mabedi; Soğdlu Zerdüşt kahini tasvir edilmiştir.
Bizim açımızdan önemli olan ise rölyefleri yapanın, Soğdlunun ilgili olduğu
daha iki ülkenin-Eftalitlerin ve Göktürklerin yaşamından kesitleri verme
gerekliliğini duymasıdır. Eftalitler Göktürklerin kullandığı oklukları olan at
üstündeki avcılar, hükümdarları ise fil üstünde tasvir edilmiştir. Zira
Eftalitlerin Hindistan'da da toprakları vardır. Nihayet Eftalitlerin işgal
ettikleri Toharistan'daki Tiştriya mabedindeki ünlü kutsal atın tasviri yer
almaktadır. Göktürklerin ülkesinin tasviri de buna benzemektedir. Yurtun içinde
ve önünde Göktürklerin, at üstünde av sahnelerinin tasvir olunduğu rölyefli
levha ve hükümdar şemsiyesi ile gölgelenmiş at üstündeki Göktürk kağanının
törensel geçişi tasvir edilen levhalar vardır. Aradaki fark sadece Göktürklerin
Eftalitlerden farklı olarak Soğdlularla birlikte defin törenine katılması ve
develerle mabede hediyeler getirmesidir. Farklı ülkelerin hükümdarlarının bir
resimde tasvir olunması muhtemelen Soğda özgü bir şey olmuştur. "Tang Hanedanın
Tarihi"nde (Sin Tanşu, Bölüm 2216) Soğd prensliği olan Kuşan'da kuzey
duvarında Çin İmparatorlarının, doğu duvarında Göktürk ve Hint, batı duvarında
ise İran ve Bizans hükümdarlarının resimleri bulunan bir binanın olduğu
belirtilmektedir (Biçurin, II: 315).
579 yılında ölmüş ve Siani'de (Xian) defnedilmiş An
Tszya'nın (An Jia) mezarında bulunmuş VI. asra ait bir diğer sanduka üzerindeki
kabartmada artık Eftalitler yer almamaktsadır; fakat daha çok sayıda Göktürk
bulunmaktadır (Yin Shenping 2000; Wenwu 2001, No 1; Kaogu yu wenwu 2000, No 6;
Han Wei 2001). An Jia Buhara
kökenli bir Soğd ailesine mensuptur; fakat onun dedesi ve babası ise
Kuzey Çin'de hizmet etmişlerdir. Onun kendisi sabao görevinde, yani
kervancıların ve batılı yabancıların, özellikle Soğdluların işlerinden sorumlu
memur görevinde çalışmıştır. Birçok panolar Miho Müzesi'ndeki kabartmalara
benzemektedir.
Sandukanın uzun arka duvarının ortasında eşiyle ziyafet
çeken sabao'nun resmi tasvir edilmiştir. Yanında ise Soğdlularla Göktürklerin görüşmesinin
ve biraradaki ziyafetlerinin tasvir edildiği pano bulunmaktadır. Buradaki
ziyafet sahnesi Miho Müzesi'ndeki kabartmadaki ziyafet sahnesine çok
benzemektedir. Sağ tarafta sabao'nun Göktürk kağanı tarafından kabulü sahnesi
bulunmaktadır. Onlar, kağanın karşısındaki halının üzerinde, aralarında kendine
özgü tacıyla seçilen Soğd hükümdarının da bulunduğu daha az önemli konukların
oturduğu bir yurtun içinde otururlarken tasvir edilmişler. Biraz daha sağda ise
sabao'nun kendi Çin çadırında karşısında diz çökmüş şekilde bir Göktürk'ü kabul
ettiğini görüyoruz. Daha kenarda yan duvarda Göktürklerin ve Soğdluların
katıldığı at üstünde av sahnesi tasvir edilmiştir. Bundan sonra ise bir
Soğdlunun An Tszya'ya misafir olduğu sahne ve nihayet hanımların erkek ve kadın
hizmetçilerin eşliğinde gidişi sahnesi yer almaktadır. Merkezi fragmanın
sağında, büyük duvarda iki levha yer almaktadır. Bunların birinde An Tszya'nın
üzüm bağında Soğdlular arasında ziyafeti ve aslan avına çıkmış bir Soğdlu;
diğerinde ise Soğd çadırında aralarında Göktürklerin de bulunduğu misafirlerin
kabul töreni tasvir edilmiştir. Sağ taraftaki yan duvarda çok sayıda vahşi
hayvanların bulunduğu bir ülkede yer alan kaplan derilerinden yapılmış yurtta
kabul töreni sahnesi ve at üstünde av sahnesi yer almaktadır. Her iki sahnede
ölünün tasviri yer almakta, fakat Göktürkler bulunmamaktadır. Sıranın sonunda
yine de giden kadınların tasviri olan pano yer almaktadır. Nadide iki abide de,
VI. yüzyılın ikinci yarısında Çin'e yerleşmiş ve Kuzey Çjou Hanedanı'na hizmet
etmiş Göktürklerle Soğdluların ilişkilerinin nasıl pekiştiğini gösteriyor.
Kendi ülkelerinde kalan Soğdlulara gelince Göktürk
hükümdarlarının Soğd prenslikleri konusundaki politikasının sadece genel
hatlarını biliyoruz. Açıktır ki, Göktürk yönetiminin himayesi olmadan
Yedisu'nun ve Kazakistan'ın güney batısının Soğdlular tarafından büyük çapta
kolonileştirilmesi imkansız olurdu. Göktürklerin gelişinden bir kaç yıl sonra,
568 yılı civarında Bizans elçileri Soğdluların artık Yedisu'nun batı kısmındaki
Taraz kentinde ve onun civarında yaşadıklarını belirtmişler (Mokrınin 1984:
230). Ancak bu topraklardaki kentlerin arkeolojik araştırılmalarında
Göktürklere kadarki döneme ait bulgulara rastlanılmamaktadır. Bununla birlikte,
ünlü Çin seyyahı Syuan Tszyan yaklaşık 630 yılında Soğdluların yaşadığı
toprakların Çu nehri vadisindeki Suyab kentinden Merkezi Soğd'a kadar
uzandığını ve bu yol boyunca her yerde Soğdca konuşulduğunu belirtmiştir (Beal
1884: 27).
İslam tarihçilerinin (X-XII. yy.) verdiği daha sonraki
dönemlere ait bilgilerden bize sadece, Birinci Göktürk Kağanlığı Dönemi'nde
vuku bulduğu anlaşılan Buhara Vahası'nda gelişen olaylara ilişkin hikaye
ulaşmıştır. Bu olaylar bir Soğd kolonisinin ortaya çıkması ile sonuçlandı. Bu
hikayede Göktürk Kağanı, Abruy
isimli Buhara Tiranı'nın hakimiyetine son veren ve onu cezalandıran
yüksek hakim sıfatıyla verilmiştir. Abruy'un takipleri sonucu Buhara
zadeganları ve onlarla ilişkisi bulunanlar Göktürklerin yönetimdeki Yedisu'ya
göç etmek zorunda kalmışlar. Burada onlar Taraz bölgesinde (Talas nehri vadisi)
Camukat kentini inşa etmişler. Daha sonra Kağanın müdahalesi sonucu geri
dönmüşler. Abruy Göktürkler tarafından idam edildikten sonra Abruy'un
egemenliği altındaki yoksul halk geri dönenlere bağımlı hale geldi. Söz konusu
bu topluluğun içerisinde en güçlü olanı ise Buhara Hanedanını kurdu. Bu tiranın
güzel kadınları kendi haremine aldığı da hatırlatılmaktadır. S. P. Tostov bu
durumun, Mazdekileri (tüm mülkiyetin ve kadınların ortak olması yanlıları) destekleyen
Sasani Kubat Şahın (V. yy. sonu-VI. yy. başları) Dönemi'nde ortaya çıkan
durumla benzer olmasından yola çıkarak hükümdarın önderlik yaptığı zadeganlara
karşı bir halk hareketi olduğundan bahsetmektedir (Tolstov 1938; 1948: 251
vd.). Ancak kaynakta ülkede kalan yoksulların neyi veya kimi bir araya
getirdiklerine, onların Abruy'a yardım ettiklerine veya hiç olmazsa Abruy
Dönemi'nde onların durumunun ondan önceki ve sonraki dönemden daha iyi olduğuna
ilişkin bir kelime bile yoktur.2
Taraza istikametine sürülen zenginler bozkırda sadece iki
koşulun gerçekleşmesi durumunda kent inşa edebilirlerdi. İlk önce; çiftçi,
zanaatkar ve tüccar nüfusa sahip bu şehrin inşası ülkenin sahipleri olan
Göktürkler için yararlı olmalıydı. İkincisi; zadeganları ve tüccarları,
Abruy'un ağalarını sıkıştırdığı, en azından da kendilerine yardım etmediği
çiftçilerin ve zanaatkarların izlemesi gerekirdi. Muhtemelen, Soğd'da vahalar
üzerindeki hakimiyetlerini tek başına pekiştirmeye gayret gösteren
hükümdarlarla zadeganların önderlik ettiği kent toplulukları arasında mücadele
vardı. Sonuçta Soğd'un kent devletlerinde prens hakimiyetinin yanı sıra
oligarşik sivil toplulukların büyük önemi vardı. Soğd kenti olan Pencikent ile
ilgili belgelerde bulunmuş VII. yy. ve VIII. yy. başlarına ait bulgular ve Mug
dağındaki şehrin 722 yılında ölen hükümdarı Devaştiç'in kalesinde ortaya çıkarılan Soğd
belgeleri koleksiyonu bunu söylememize olanak sağlıyor (Belenitskiy, Marşak,
Raspopova 1979; Raspopova 1990).
VI. yüzyılın son 30 senelik bölümünde ve VII. yüzyılın ilk
30 yılında Göktürkler Soğd'da sosyal barışı sağlamışlardır. Bunun sayesinde de
Soğd kent devletleri tercih ettikleri yönde engelsiz bir şekilde
gelişmişlerdir. Göktürkler Abruy olayında olduğu gibi, yüksek hakimlik görevini
yerine getirmiş, ayrıca kendilerine doğru yavaş seyeden kolonileşmeyi teşvik
ederek nüfusun aşırı yoğunlaşmasını ve sosyal çatışmaların artmasını
engellemeye çalışmışlardır. Göçmenlerin bir bölümünün Buhara'ya dönmesine
rağmen, Soğd'un Semerkand ve Maymurg bölgelerinden gelenlerin yerleşim
birimlerinin yanı sıra, Camukat kenti ve Buharalıların diğer kolonileri
Yedisu'da kalmıştır.
VI. ve VII . yüzyılların kavşağında güçlü Batı Göktürk
Kağanı kızını Semarkand hükümdarıyla evlendirdi (Suyşu, gl. 83, razd. o
gosudarstve "Kan", Biçurin, II: 281). Bu olay, hem Soğdluların, hem
de Göktürklerin oluşan ilişkilerden memnun olduğunu gösteriyor. Nitekim,
Göktürkler Eftalitlerden farklı olarak Soğd kentlerinde askeri birlikler
bulundurmamaktaydı. Sadece 618 yılından sonra her bir Soğd prensliğine Kağanın
bir temsilcisi atandı. Yerli
hükümdarlar ise "İltebir" Göktürk unvanını aldılar.
Soğd göçlerinin nasıl organize edildiğine ilişkin
bilgilerimiz çok azdır. Büyük bir grubun göçünden önce göçmenlerin gideceği
ülkenin hükümdarıyla bir anlaşma yapılıyordu. VII. yüzyılda kendisiyle beraber
10 000 bin kişi getiren Semerkand hanedanı şehzadesi Lobn gölü yakınlarında
köylerle çevrelenmiş bir Soğd kenti inşa etti (Pelliot 1916: 111-123). 721-722
yıllarında Semerkand Soğdunun o dönemde artık Araplar tarafından fethedilmiş
Batı kısmında bir grup zadegan, Arap Emirlerinin yönetimi altında bulunan
topraklardan göç etmek isteyen, içlerinde 400 tüccarın da bulunduğu 14 000
göçmen topladılar. Bunların içinde Suyab'a ve Yedisu'ya göç etmeye taraf
olanların da bulunmasına rağmen Fergana'ya gitmeyi yeğleyenlerin sayısı daha
çoktu. Göçmenler içinde Araplara vergilerini ödemiş, ancak kendi ağalarıyla
beraber giden çok sayıda köylü de vardı. Fergana seçimi yanlış oldu. Araplar
Soğdlulara arkadan yetiştiler ve kısa bir zaman içinde onları yenerek, kan
parasını ödeyen tüccarlar dışında herkesi öldürdüler (Grenet, de la Vaissiere).
Bu dönemde Taraz, Suyab ve Yedisu'daki diğer birçok Soğd
kenti gelişmekteydi. Her bir kent ve civar bölgeleri uzun duvarlarla çevriliyordu
(Kojemyako 1959: 63). Kentlerin hepsi Göktürklerin Tiyanşan Dağı'na mevsimlik
göç yollarının üzerindeydi. Bu yüzden de duvarlar tarlaların göçebelerin
sürüleri tarafından çiğnenmesini önlemeliydi.
Birinci Kağanlık dönemine geri dönersek, Göktürk
hükümdarlarıyla onlara itaat eden Soğd kent devletleri arasındaki ilişkilerin
yanı sıra başka ilişki türlerinin de mevcut olduğunu belirtmek gerekir. Birçok
Soğdlu Kağanın hizmetine girmiş ve Göktürkler arasında yerleşmiştir. Diğer
taraftan Göktürkler de sık sık Soğd'a geliyor ve Soğd toplumunda yer
ediniyorlardı.
Öncelikle Göktürklere hizmet eden Soğdlular üzerinde
duralım. 567 yılında Eftalitler üzerindeki zaferden hemen sonra bir grup Soğdlu Maniah adlı birisinin
önderliğinde Göktürk kağanının elçileri sıfatıyla İran'a geldiler.
Beraberlerinde ipek getirmişlerdi ve İranlılara ticari anlaşma öneriyorlardı.
Ancak Şah getirilen kumaşların hepsini alarak yaktı. Bununla da Göktürk
topraklarından ipek ithaline karşı olduğunu gösterdi. Bu tür gösterişli bir
reddin nedeni, o dönemde İran'da ipek böcekçiliğinin ve ipekçiliğin yaygın
olmasına rağmen korumacılıktan daha çok tüccar olarak gelecek Soğdluların,
İran'ın Eftalit mirasını bölüştüğü ve güneye doğru yayılmasından endişe ettiği
Göktürkler lehine ajanlık yapacakları korkusuydu. Bu başarısız denemeden sonra
Göktürkler İran'a tümüyle Göktürklerden oluşan bir heyet gönderdiler; fakat bu
da başarısızlıkla sonuçlandı. Hal böyle olunca Göktürkler, şimdiki Kazakistan
bozkırları ve İdil nehriyle Don nehrinin aşağı bölgeleri üzerinden Bizansla
ipek ticaretini düzene sokmak, ayrıca Asya'da İran'a ve Avrupa'da Avarlara
karşı Göktürk-Bizans ittifakı oluşturmak amacıyla Maniah'ı 568 yılında
Konistantinopol'a gönderdiler (Menander, kısım 8).
Heyetin başındaki Maniah'ın adı onu Mani dinine mensup olduğunu gösteriyor. Maniah,
Göktürk Kağanının temsilcisi olmanın yanısıra ipek ticareti yapan Soğdlu
tüccarların başında dururdu. Ancak o, hiç bir Soğd prensliğini temsil
etmiyordu. Belirtmek
gerekir ki Manilik, Buddizm ve Hıristiyanlık gibi dünya dinleri uluslararası
ilişkilerinden dolayı Soğd göçmenleri arasında çok yaygındı. Ancak Soğd'un
kendisinde atalarının tanrılarına inançlar ve Zerdüştlüğün özgün bir versiyonu
halen başattı.
VI.
yüzyılda Doğu Göktürk Kağanlığı'nın resmi yazıları Soğdca ve Hint dillerinden
birinde yazılıyordu. 580'li yılların başlarında Moğolistan'da yapılmış ünlü
Bugut taş anıtı bunun bir kanıtıdır (Kljastornyj, Livsic 1972; Yoshida Moriyasu
1999: 122-125). Burada Göktürk rünik yazıları hiç kullanılmamıştır. Böylece Doğu Göktürk
Kağanlığı'nda katipler Soğdlu memurlardır.
Dulan Kağan'ın yönetimi döneminde (588-599) onun yakın
çevresinde bulunan ve güney Çin prensesi olan karısının gözdesi Soğdlu An Suytsze idi.3
O, Kağanı'nın Kuzey Çin'in Suy hanedanının İmparatoru tarafından işgal edilen
Güney Çin'in Çen Devleti'nin ihyasını hedefleyen gizli darbe planını
desteklemesini sağlamaya çalışıyordu. Ancak 593 yılında gizli planı ortaya
çıkaran Suy elçisine teslim edildi ve prensese ihanet eden birisi olarak kısa
bir süre içinde öldürüldü.
Suy hanedanının ünlü ayanı Pey Tszyuy (Pei Qui) Batı
Vilayetinin valisi olarak Soğdluların kervan ticaretinin gelişmesine yardım
ediyordu. Aynı zamanda doğu Göktürk Kağanı Şibi'ye (Shih-pi) (609-619) hizmet
eden Soğdluları Çin'in tehlikeli düşmanları olarak görüyordu. İmparatora şöyle
yazıyordu: "Göktürklerin kendileri saf ve basiretsiz oldukları için onlar
arasında husumet yaratmak mümkündür. Ne yazık ki, onların arasında çok sayıda
kurnaz Soğdlu yaşıyor ve onları bilgilendirerek yönlendiriyor. Duyduğuma göre,
özellikle Şi Şuhusi'nin çok sayıda kurnaz planları vardır ve o, Şibi Kağan'ın
konumundan yararlanmaktadır. Ben onun bir hile ile öldürülmesi için izin
istiyorum." İmparatordan onay aldıkta sonra Pey Tszyuy Soğdlu Şi Şuhusi'nin yanına
bir adam gönderdi. Bu adam ona Çin'in sınır kalelerinden birinde hazine
mallarının açık artırma ile satılacağını ve ilk gelenin daha geniş tercih
imkanı olacağını söyledi. Kağanın iznini almadan Şi ve onun birçok yandaşı
kaleye gittiler. Burada onu tutukladılar ve idam ettiler. Kağana ise Soğdlunun
ona ihanet ettiğini söyledilerse de Şibi buna inanmadı. Birinci Doğu Göktürk
Kağanlığı'nın sonuncu kağanı olan Heli (Hsieh-li) (619630) Dönemi'nde yönetim
Soğdluları daha çok himaye ediyordu. Ancak Kağan'ın önemli makamlara atamalarda
kendi yurttaşlarına değil, onlara itibar etmesine karşı Göktürkler arasında
hoşnutsuzluk artıyordu. Devlet bürokrasisinin güçlenmesi eski kabile
dayanışmasının zayıflamasına ve buna bağlı olarak Kağan'la Göktürk zadeganları
arasında karşılıklı güvensizliğe neden olmuştur. Ancak Soğdlular da pek
güvenilir değildirler. 630 yılının başlarında Göktürklerin Tang ordusu
tarafından yenilgiye uğratılmasından ve tüm Oğuz kabilelerinin ayrılmasından
sonra başlarında Semarkandlı
kabile reisi Sumit'in olduğu (Kang Sumi) Soğdlular da Kağan'a ihanet
ettiler. Onun Hint dilindeki ismi (Sumitta, Sumitra) Buddist olduğunu, yani
Buddizm'in az yaygın olduğu Soğd'u uzun zaman önce terk etmiş bir aileden
geldiğini gösteriyor (Pulleyblank 1952: 324). Heli'nin diğer yardımcısı
Buharalı An Tukan (Tarkan?) da
Kang Sumi ile birlikte teslim oldu. Kendisiyle beraber 5000 Soğdlu
getirmiştir. An Tukan'ın atalarının Kağan'ın yanına doğrudan Buhara'dan değil,
Doğu Göktürkistan'daki Kuça'dan geldikleri bilinmektedir. Onun atası da Göktürklere hizmet
etmiş ve yüksek "İlteber" unvanını taşımıştır.
Teslim olan Soğdluların sayısı o kadar çoktu ki, Çinliler
onları, Heli Dönemi'nde Moğolistan'da belli toprakların verildiği kağanlık
kabilelerinden biri zannetmişlerdi. Çin yönetimi Soğdluları sınır bölgelere
yerleştirdi. Onların her iki önderi de idari makamlara getirildi. VII. yüzyılın
sonlarında Doğu Kağanlığı'nın yeni yükselişi döneminde Kapagan Kağan Çin'den
Göktürklerle birlikte teslim olmuş Soğdluların da geri verilmesini talep etti
(Malyavkin 1989: 258; Klyaştornıy 1964: 78-98). Ancak Soğdlular artık
yerleştikleri toprakları terketmek istemediler. Onlar Çin tarfında savaştılar
ve 702 yılında Göktürkler tarafından ciddi bir yenilgiye uğratıldılar. Büyük çoğunluğu
köle olarak bozkıra götürüldüler.
Öyle görülüyor ki, Birinci Batı Göktürk Kağanlığı'nda da Soğdlular belli
idari makamlarda bulunuyorlardı. Bunu, Sasani madeni paraları
üzerine darbedilen yazılarda Soğd dilinini kullanılması da kanıtlıyor
(Livşits, Lukonin 1964: 173-176; Smirnova 1967: 39-40; Göbl 1967, II: 142, 152;
Taf. 12; Zeymal 1995). Bu darbedilen yazılar Soğd'da ve Toharistan'da (eski
Baktirya) Göktürklerin yönetimde olduğu dönemde yapılmıştır. Önceki Eftalit Dönemi'nde Toharistan'da
resmi yazıtlar sadece Baktirya yazısıyla yazılıyordu.
Göktürkler
Dönemi'nde ise ülkenin başında Göktürk yabguların bulunduğu VII. yüzyılda
Soğdca "Tohari" (yani Toharistana ait) kelimesi yazılmıştır
(Zeymal 1995; Weihrauch und Seide 1996: 358, 360, 436). Genelde İran gümüşü
Orta Asya'ya Sasanilerin Eftalitler tarafından V-VI. yüzyıllarda yenilgiye
uğratılmasından sonra büyük miktarlarda gelmeye başlamıştır. Farslar
Eftalitlere esir düşen İran Şahı Firuz için büyük miktarda para ödemişlerdir.
484 yılında Eftalitlerele yapılan diğer bir savaşta Firuz'un öldürülmesinden
sonra da uzun bir süre onlara devamlı haraç ödemişlerdir. Göktürkler ülkeyi
işgal ettikten sonra, bu madeni paraların üzerine dolaşımına izin veren veya
onların daha yüksek kura sahip olduğunu belirten kendi damgalarını bastılar. Peruz'un madeni paraları üzerinde
"tegin" (Göktürk prensi) ve "Deşçi Vagi" ("Deşçi
Ağa") şeklinde Soğd damgalarına rastlanılmaktadır. Bazen bir para
üzerinde her iki damga da rastlanılmaktadır.
Deşçi, muhtemelen, Göktürklere hizmet eden Soğd memurlarına verilen isimdir.
Deşçi, muhtemelen, Göktürklere hizmet eden Soğd memurlarına verilen isimdir.
631 yılında Doğu Kağanlığı'nın Çinliler tarafından yenilgiye
uğratılmasından sonra Batı Kağanlığı'nda başgösteren beyliklerarası savaş
ortamında Soğdlular Göktürklerin denetiminden çıkıyorlar. Semerkand hükümdarı
ise Tang İmparatorluğu tebaalığına kabul edilmesi için Çin imparatorundan
ricada bulunuyor. Ancak Batı Göktürkleri hala yeterince güçlüydüler. Bu yüzden
İmparator Tay-tszun onun bu isteğini reddediyor. 640-650'li yıllarda Göktürkler
Soğd üzerine bir kaç saldırı düzenliyorlar. Nihayet, 658 yılında Batı
Göktürkleri üzerinde zaferden sonra Çinliler Soğd'u ve komşu toprakları
tebaalıklarına kabul ettiler. Yerli hükümdarlar Çin'in valisi unvanını aldılar
ve sahip oldukları topraklarını koruyabildiler.
Bu olay Semerkand'daki soylu Soğd hükümdarının evindeki
tören salonun duvarında tasvir edilmiştir (Afrasiyab harabeleri) (Albaum 1975;
Marşak 1994). Bu tasvir üzerindeki yazılarda o dönemde Soğd'u yönetmiş Varhuman'ın adı geçmektedir.
Ana duvarın merkezinde hediyeleri taşıyan Çinliler tasvir edilmişler. Sol
tarafında Orta Asya devletlerinin elçileri tasvir edilmiştir. Aynı duvar
üzerinde çok sayıda yere oturmuş ve ayakta duran kılıçla silahlanmış uzun saçlı
Göktürkler tasvir edilmiştir. Onların elçi olmadıkları açık şekilde
anlaşılmaktadır. Onlardan birinin eli üzerinde kendisinin hizmetçi durumunda
olduğu anlamını veren kısa bir Soğd yazısı bulunmaktadır (V. A. Livşis'in sözlü
bilgisi). Muhtemelen bu Göktürke ait mızraklar iki özel direklerin yanında
duruyor.
Bu Göktürklerin rolleri konusunda iki ihtimal vardır: Bu
Soğd Çarı Varhuman'ın Göktürk muhafız birliği veya Çin elçilerine eşlik eden
Göktürk askerleridir. Soğd hükümdar Göktürk muhafız birliklerine ilişkin
elimizde her hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Fakat aşağıda da belirtileceği
gibi, Göktürkler onlara ayrı ayrı hizmet etmişlerdir. Doğu Göktürkleri 630'dan
680'e kadar kendi kağanlarının olmadığı 50 yıllık dönemde "zahmetlerini ve
güçlerini (Çin için) tüketmişlerdir. Güneşin doğduğu (ülkede) onlar ileriye
savaşlarla Bökli Kağan'a kadar (yani Kuzey Kore), geriye ise savaşlarla Demir
Kapılara kadar yürüyorlardı. Onlar devletlerini ve kendi üzerlerindeki
egemenliklerini Tabgaç halkının Kağanına (Çin İmparatoruna)
vermişler" (KTb 8; Klyaştornıy, 1964; 23). Şöyle bir başka ifade daha
bulunmaktadır:
Sen (Göktürk halkı) bazen ileri gidiyor, bazen geri
geliyorsun. Gittiğin ülkelerde senin için iyi olanlar neydi?
Senin kanın su gibi aktı, senin kemiklerin dağ gibi yığıldı;
senin metin nesillerin köle oldular (KTb 23, 24; Klyaştornıy 1964; 23, 24).
Seferlerin uç noktaları Sogd'un güney-batı sınırındaki Demir Kapılar ve Koguryö
(Kuzey Kore) idi. Belirtmek gerekiyor ki, tasvirler arasında kendi giysileri
ile Kuzey Kore askerleri de bulunmaktadır. Bular muhtemelen Çin'e de hizmet
etmek zorunda kalan savaş esirleridir. Belirtmek gerekiyor ki, Çin 630-680
yılları arasındaki 50 yıllık dönemde sadece 658 yılında kendi egemenliğini
Demir Kapıya kadar yaymak için girişimlere başladı. Bu yüzden Çin'e bağımlı
durumdaki Göktürkler yalnız bu zaman Soğd'a girebildiler.
VI-VII. yüzyıllarda Soğd hükümdarlarının politikası
süreklilik arz eden bir politkaydı. Onlar ticaret yollarının güvenliğini
sağlayabilecek bir devlete bağımlı olmaya meyilliydiler. Fakat kendi
özerkliklerini korumuşlar, 660 yılından itibaren ise tamamen bağımsız
olmuşlardır. 670 ve 680 yıllarında kimi Göktürkler Arapların Soğd üzerine
seferleri zamanı Buhara ve Semerkant'a yardım etmişler (Bolşakov 1998; 160-162;
Goibov 1989). Hızla gelmelerinden onların neredeyse yakın bir yerde yaşadıkları
anlaşılmaktadır. Bu Göktürkler Batı Kağanlığı'nın topraklarında henüz bir
Göktürk devletinin mevcut olmamasına rağmen, liderlerini Kağan olarak
adlandırıyorlardı.
Soğd'da yaşayan Göktürklere gelince bu konuda yok denecek
kadar az kaynak bulunmaktadır. Sadece Semerkand'ın yakın civarındaki bir tepe
üzerinde Birinci Kağanlık Dönemi'ne ait bir Göktürk'ün mezarı bulunmuştur. Eski
geleneğe göre ölenlerinse atıyla birlikte götürülüyordu (Sprişevskiy 1951:
38-40; Raspopova 1980: 97-98). 605/6 yılında Göktürkler tarafından fethedilmiş
Çaç'ta (Taşkent vahası) bir Göktürk hanedanı ortaya çıktı (Beyşi/Pei shi, Bölüm
98, Şi Devleti'ne ilişkin kısım; Biçurin II: 273).
Bazı durumlarda Göktürklerle Göktürk adları taşıyan Soğdluları birbirinden ayırmak zordur.
Zira bu dönemde Göktürk adları Soğdlular arasında çok yaygındı.
VII. yüzyılın başlarında ve muhtemelen 658 yılında Maymurk Prensliği'nin hükümdarları Biçud veya Biçut adlarını taşımışlardır. Bu da VII. yüzyılın sonlarında Pencikent'te hükümdarlık eden Göktürk soylu Çekin Çur Bilge'nin babasının adıyla aynıdır (Ma Xiache 1987; Yoshida 1993: 254). Bununla birlikte Suy-şu'da, Maymurg'un bu iki hükümdardan birincisinin Semerkant hanedanından geldiği belirtiliyor (Suy-şu/Sui shu, Bölüm 83; Mi Devleti; Biçurin II: 286).
VII. asrın son 30 yılında Buhara'da Hatun adlı bir kadın, hükümdarlık yapmıştır. Kaynakların çoğunda bu Göktürk unvanı onun adı yerine geçmektedir (Goibov 1989: 40).
VIII. yüzyılın başlarında Semerkant'ın batısındaki Pay bölgesine sahip olan Soğdlular Göktürk Kağan olarak adlandırılmıştır (Teberi II: 1423, 1426). VII. yüzyılın II. yarısı ve VIII. yüzyılın başlarında sadece Göktürk adları değil, Göktürk kültürünün diğer unsurları da Soğd'da yaygınlaşmıştı. Özellikle askeri alanda kullanılan eşyalar büyük benzerlik gösteriyordu. Zira Göktürk süvarileri örnek teşkil ediyordu. Kemer, zırhlı donanımlar, silahlar ve ziyafetlerde kullanılan gümüş ve seramik kaplardan en yaygını olan halka şekilli ve kulplu fincanlar Göktürklerde ve Soğdlularda çok benzer, hatta aynı idi (Marşak 1961; Raspopova 1980: 65-109).
Bazı durumlarda Göktürklerle Göktürk adları taşıyan Soğdluları birbirinden ayırmak zordur.
Zira bu dönemde Göktürk adları Soğdlular arasında çok yaygındı.
VII. yüzyılın başlarında ve muhtemelen 658 yılında Maymurk Prensliği'nin hükümdarları Biçud veya Biçut adlarını taşımışlardır. Bu da VII. yüzyılın sonlarında Pencikent'te hükümdarlık eden Göktürk soylu Çekin Çur Bilge'nin babasının adıyla aynıdır (Ma Xiache 1987; Yoshida 1993: 254). Bununla birlikte Suy-şu'da, Maymurg'un bu iki hükümdardan birincisinin Semerkant hanedanından geldiği belirtiliyor (Suy-şu/Sui shu, Bölüm 83; Mi Devleti; Biçurin II: 286).
VII. asrın son 30 yılında Buhara'da Hatun adlı bir kadın, hükümdarlık yapmıştır. Kaynakların çoğunda bu Göktürk unvanı onun adı yerine geçmektedir (Goibov 1989: 40).
VIII. yüzyılın başlarında Semerkant'ın batısındaki Pay bölgesine sahip olan Soğdlular Göktürk Kağan olarak adlandırılmıştır (Teberi II: 1423, 1426). VII. yüzyılın II. yarısı ve VIII. yüzyılın başlarında sadece Göktürk adları değil, Göktürk kültürünün diğer unsurları da Soğd'da yaygınlaşmıştı. Özellikle askeri alanda kullanılan eşyalar büyük benzerlik gösteriyordu. Zira Göktürk süvarileri örnek teşkil ediyordu. Kemer, zırhlı donanımlar, silahlar ve ziyafetlerde kullanılan gümüş ve seramik kaplardan en yaygını olan halka şekilli ve kulplu fincanlar Göktürklerde ve Soğdlularda çok benzer, hatta aynı idi (Marşak 1961; Raspopova 1980: 65-109).
Kesin tanımlanmamış bir devletin ve Pencikent'in hükümdarı
olan (en erken 693-en geç 707/8) Çekin Çur Bilge'nin Göktürk olduğu
kuşkusuzdur. Muhtemelen onun "devleti" Pencikent'ten kuzey ve
kuzeybatıya doğru Göktürkistan sıra dağlarının dağ eteği bölgelerinde
yerleşmiştir. Ondan önce buralarda yarı göçebe Göktürk kabileleri
yaşamışlardır. Onun varisi (sadece Pencikent'te) Soğdlu Devaştiç olmuştur.
İlginçtir ki, belgelerde açık şekilde belirtildiğinin aksine, Devaştiç'in daha
sonraki halefleri Çur'un onun babası ve kendilerinin ecdadı olduğunu
düşünmüşlerdir. Onların belli ölçüde haklı oldukları göz ardı edilemez. Çur,
Devaştiç'in babası değil de, kayınpederi olarak onların ecdadı olabilir
(Livşits 1962: 45-53; 1979: 65-68).
Mug dağından bulunmuş nikah sözleşmesi Göktürk-Soğd
nikahlarının hukuki açıdan nasıl yapıldığını göstermektedir (Lifşits 1962:
17-45). Belgede 708 (?) yılında Ot-tegin (Ut-tegin) soyundan bir Göktürk
prensin Semerkant'da Soğd hukukuna uygun olarak, muhtemelen Yedisu'da bulunan
Soğd kenti Nevaket'in hükümdarı Çer'in himayesinde bulunan Soğdlu bir kızla
evlenmesi belirtilmiştir. Daha sonra Ot-tegin Devaştiç'in çevresine girmiş,
onun hazinesinden bir teçhizat eşyası, muhtemelen deri sadak almıştır. Burada
nikah sözleşmesinin kadına ait nüshası bulunmuştur. Ot-tegin Soğd hükümdarı yanında askeri hizmette
bulunan ve herhangi bir sınıf mensubiyeti olmayan Göktürk zadeganlarına verilen
addır.
Devaştiç'in çevresinde Göktürk kökenli aynı Ot adını taşıyan
ve önemli bir görev yerine getiren memur-framandar da bulunuyordu (Livşits
1962: 71, 132-137; Bogolyubov, Smirnova 1963: 32, 33, 37-40, 62, 67-70, 73-82).
Ryttpyr, yani İlteber, İltâber [Sims-Williams 2000: 228] unvanı taşıyan ve
Göktürklerin saygı gösterdiği birisi belgelerde bir asalak olarak
gösterilmektedir. Nitekim Devaştiç ona iyi şarap verilmemesini emretmişti (B 13
belgesi, 5.,7. satırlar; B 15-5. satır). Bu şahıs muhtemelen vadettiği askeri
yardım karşılığında Devaştiç'ten Pencikent'in doğusundaki dağlık bölgede toprak
almayı amaçlayan daha aşağı rütbeli bir Göktürk (Türgeş) ordu komutanının
temsilcisi olmuştur (Lifşits 1962: 95, A-9 Belgesi, 5-8. satırlar). Görüyoruz
ki, VIII. yüzyılın birinci çeyreğinde bir zamanların itibarlı Göktürk unvanları
Soğd-Göktürk ortamında önemli ölçüde değer kaybetmiştir. Devaştiç'in çevresinde
Göktürk kökenli Yrk'y adını taşıyan bir şahıs da bulunmuştur. Onun babası
muhtemelen Göktürk kölelere verilen ve Soğdcada "Hatuna ait (mahsus)"
anlamına gelen Wt'y-nc adını taşımıştır.4
Belgede Yrk'y bir köle olarak değil, Devaştiç tarafından
Mahyan adlı birisine değirmenlerin kiraya verilmesine ilişkin sözleşmenin tam
yetkili tanığı gibi gösterilmektedir (Livşits 1962: 53-62). İki şahıs Tarduş ve
Göktürkmen (Trwkkm'n) olarak adlandırılmaktadır. Onlar Ot-tegin'le birlikte
sadak (?) almışlardı ve muhtemelen Devaştiç'in muhafız alayında bulunuyorlardı
(B 1 belgesi, 5., 7. satırlar).5 Bunlar muhtemelen Soğd'da etnik aidiyetlerinin
adıyla adlandırılan Tarduşlar ve Türkmenler içinden çıkmış insanlardı. Bu
soylara mensup olanlardan, Soğd
prenslerinden birinin babası olan Merzuban b. Turkaş (Türgeş) adlı birisi 800
yılında kendi adıyla adlandırılmıştır (Ibn al-Athir, VI., 366).
Göktürk-Soğd ilişkilerinin yeni dönemi VII. yüzyılın sonunda
Doğu Göktürk Kağanlığı'nın yeniden kurulması ve Batı Göktürk Kağanlığı'nın
yerinde Türgeş Kağanlığı'nın ortaya çıkmasından sonra başlamıştır. Bu dönem her
iki Kağanlığın yıkıldığı VIII. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Burada
üç önemli noktaya değinmek gerekmektedir. Bunlardan birincisi, Soğd'da ve sınır
topraklarda Arap-Göktürk rekabeti, ikincisi, Yedisukida Soğd kolonilerinin
kaderi, üçüncüsü ise Soğd kökenli ayanların Doğu Göktürk Kağanlığı'ndaki
faaliyetidir.
Araplara itaat etmenin tedricen, fakat geri dönülmez bir
şekilde İslam dünyasında asimile olunmaya götürdüğü bir dönemde, eski
statülerini ve yaşam tarzlarını korumada Soğdlulara sadece Göktürkler yardım
edebilirlerdi. Fakat Doğu Göktürkleri çok uzak oldukları için sadece Demir
Kapılara kadar kısa ve verimsiz bir seferle yetindiler.6 Türgeşler ise 720'li
ve 730'lu yıllarda büyük başarılar kazanmalarına rağmen Arapları Amuderya
ötesine atabilecek güçte değildirler.
VIII. yüzyılın birinci yarısındaki olaylar Arap kaynaklarına
dayanan O. G. Bolşakov tarafından daha mantıklı şekilde yorumlanmıştır
(Bolşokov 1973: 143-155). 706-710 yıllarında Soğd'da Araplara karşı sadece
Soğdlular değil, Türgeş Kağanlığı'ndan, Çaç ve Fergana devletlerinden oluşan
bir koalisyon da mücadele ediyordu. Fakat, 710 yılında Semerkant Soğdu'nun
hükümdarı, Tarkun Türgeşlerin onun topraklarını işgal edeceği endişesiyle
onlarla ilişkileri keserek Arapları egemenliğini kabul etti. Ancak Soğd
soyluları Tarkun'un iktidarına son verdiler. O, ya öldürüldü, ya da intihar
etti. Sonraki mücadelede Soğdluların tüm isyanları Göktürklerin yardımıyla
gerçekleştirilmiştir.
711 yılında Araplar Semerkant'ı aldılar ve oraya askeri
birik yerleştirdiler. 719-720 yılında Türgeşler Arapları Soğd'daki
birliklerinden birini geri çekmeye mecbur ettiler; fakat 722 yılında koalisyon
dağıldı ve Türgeşler Yedisu'ya çekilmek zorunda kaldılar. Daha sonra 724
yılında kağanın bizzat kendisi Türgeşlerin, Çaç'ın, Fergana'nın ve Soğd'un bir
kısmının askeri güçlerini yeniden birleştirerek Araplara üzerine sefer
düzenledi. 726 yılında, Toharistan'a ulaştı ve 728 yılında ise Soğdluların
isyanına yardım etti. Buna rağmen Araparın esas birlikleri karşı koymayı
sürdürüyorlardı. 728 yılında Türgeşler ve Soğdlular Arap Emirini geri çekilmeye
mecbur ettiler. 730 yılında ise Semerkant'ın alınması için kanlı bir savaş
başladı ve Araplar kısa bir süre içinde buradan çıkarıldılar. 739 yılında
Türgeşlerin yenilgisinden sonra bu kenti tekrar geri almak ihtiyacı doğdu. 740
yılına dek savaşta taraflardan hiç birisi üstünlük sağlayamadı.
20 yıl süren savaş döneminde çok sayıda Soğdlunun ölmesi
veya Yedisu'ya göç etmesi sonucunda Soğd tamamen boşalmıştı. Özellikle
Pencikent harabeye dönüşmüştü. Soğdlu göçmenler Türgeş ordusuyla birlikte
Araplara karşı savaşıyorlardı. Fakat Türgeşlerle Soğdluların hedefleri
farklıydı. 740/41 yılında Araplar Soğdluların vergi borçlarını ve İslam'dan
dönmelerini af ederek, onlarla anlaşmaya vardılar. Soğdlular, özellikle de
Pencikentliler geri döndüler ve yıkılmış evlerini tekrara inşa etmeye
başladılar. Türgeşlerle olan birlik dağıldı ve bir kaç yıl sonra Türgeş
Kağanlığı da yıkıldı. Kağanlığın zayıf noktası türgeş kağanlarının kendi
ülkelerindeki Göktürk kabileleriyle Soğd kentlerini bir bütün halinde
birleştirememesiydi. Birinci Batı Kağanlığı Dönemi'nde VII. yüzyılın ilk otuz
yılında Yedisu kentlerinin hepsinin kendi hükümdarı olduğu halde, Türgeşlerin
en güçlü olduğu 730'lu yılların ortalarında Buhara'dan ve Semergan Soğdu'ndan
olan göçmenler, Soğdlu mültecilerin akını sonucu sayısı artan kentleri kısmen
birleştirdiler ve 735 yılında Doğu Göktürk Kağanının defin törenine Türgeşlerle
eşit düzeyde iki temsilci gönderdiler (Klyaştornıy 1964: 126-135).
Bununla birlikte kısa bir süre mevcut olmuş Türgeş Kağanlığı
büyük tarihi öneme sahiptir. Göktürk (Türgeş) ve İran (Soğd) unsurlarının bir
araya gelmesi sayesinde başkenti (Suyap) olan ve üzerinde Soğdak yazılı
sikkeler bulunan bir devlet ortaya çıkmıştır. Bu birleşme daha az gelişmiş
şekilde henüz Birinci Göktürk Kağanlığı Dönemi'nde ortaya çıkmıştı. Bunun en
gelişmiş örneğine ise XI-XII. yüzyıllarda Karahanlı ve Selçuklu devletlerinde
rastlanmaktadır. VIII.
yüzyılın ortalarında Karluklar tarafından işgal edilen eski Türgeş
topraklarında nüfusu XI. Yüzyıla kadar Soğdca konuşan ve yazan kentler
kalmaktaydı. Bu kentlerin nüfusu Göktürkçe'yi de biliyorlardı ve gelenekleri
Göktürklerinkine çok yakındı (Livşits 1981: 163, 164; Bartold 1964: 464, 467).
Bu dönemde Soğd'un kendisinde
Soğdca'nın yerini Farsça (Tacikçe) aldı.
İkinci Doğu Göktürk Kağanlığı Dönemi'nde de Soğdlu ayanlar
mevcuttu. Ancak onlar Soğd kökenli değil, Göktürklerin içinde ve Çin'in sınır
bölgelerinde yaşayan kuşakların halefleri idiler. Bunlar, daha sonralar Çin
Tang hanedanını az daha mahveden ünlü isyancı An Luşan ailesi ve Kağanlığın önemli kişilerinden
olan Kan A-i Kül Tarkan'dır
(Pulleyblank 1952; 1955; Forte 1995; Rong Xinjiang 2000: 12). Eğer birincinin
Soğdlu değil de, Fars kökenli olabileceği yönünde fikir ayrılıkları varsa da
(An Luşan'ın annesi ise soylu Göktürk Aşide boyundandı), Kan A-i'nin en uzak
ecdadı kuşkusuz Semerkand'dan gelmiştir. Ailenin daha sonraki üyelerinden
birisi henüz 620 yılında Göktürklere hizmet etmiş, dedesi Kağan'ın güveyi
olmuş, babası ise Kağan'dan İlteber unvanı almıştır. Bu tür Soğdlular artık
önemli ölçüde asimile olmuşlardı. 742 yılında Kan A-i Çinlilere teslim oldu.
Bununla birlikte, çok sayıda Soğdlu, VIII yüzyılın ortalarından itibaren
Uygurların egemen oldukları Moğolistan topraklarında kaldılar.
760'lı yıllarda Uygurlar Soğdlulardan Maniliği almışlar ve
Soğdca Uygur Kağanlığı'nda (VIII-IX. yy.) resmi dillerden biri olmuştur. Uygur
Kağanı Moğolistan'da başkentini yaptırırken ya kentin inşasında Soğdlularla
Çinlileri görevlendirmiş, ya da bunların her ikisini kentte yerleştirmiştir
(Moriyasu, Yoshida, Katayama 1999: 209-224). Belirtmek gerekir ki, Batı Göktürk
Kağanlığı'nın yıkılmasından sonra VII. yüzyılın ikinci yarısında daha sonralar
Türgeş Devleti'nin başkenti olan Suyab'da Çin askeri birliği vardı. Bu dönemde
yerli Soğdlular arasında (Doğu Göktürkistan Soğdluları arasında olduğu gibi)
Buddizm'in Çin versiyonu yaygınlaşmış ve Türgeşler Dönemi'nde de önemini
korumuştur. Daha sonralar hem Karlukların kendileri, hem de Yedisu kentlerinde
yaşayan Soğdlular Nesturi Hıristiyanlığını veya Maniliği kabul etmişler.
Sonuç olarak Soğlular ve Göktürkler arasında faal ve uzun
süren bir karşılıklı etkileşimin olduğunu söyleyebiliriz. Bazen onların
çıkarlarının çatışmasına rağmen bu etkileşim gerek Soğdluların kervan
ticaretine ve kolonileşmesine, gerekse de Göktürk halklarının devletin
gelişimine yardımcı olmuştur.
1 Bu sandukanın ve daha sonra bahsedeceğimiz An Jia'nın Siani'deki
mezarından bulunmuş sandukanın kabartmalarına ilişkin açıklamalarımın
dayanakları Marşak 2001 makalesinde verilmiştir.
2 Nişaburi'nin muhtemelen X. asırda Arapça yazılmış metninin
XII. asra ait Farsça versiyonunda Abruy'la ilgili bilgi kurumuş denizin yerinde
Buhara vahasının ortaya çıkması ve Göktürkistan'dan, yani vahayı çevreleyen
bozkırlardan gelenlerin buraya yerleşmesine ilişkin hikayenin arkasından
gelmektedir. Bu yüzden de bazen onun Eftalit (Frye 1997: 11, 12) veya Göktürk
(Tolstov 1938; 1948: 251 vd.) olduğu düşünülmektedir. Fakat vahanın en eski
dönemlerde ilk defa meskunlaşması ve Abruy'un hakimiyetiyle bağlı VI.
yüzyıldaki olaylar bir birini izleyemez. Bunlar iki farklı kesitlerdir. Onları
birleştiren tek ifade Abruy'un vahaya yerleşen göçmenlerin lideri
adlandırılmasıdır. Bu muhtemelen iki olayı birbiriyle bağlamaya çalışan
hikayenin yazanın bir çabasıdır.
3 Kağanattaki Soğdlulara ilişkin bilgiler Pulleyblank
(Pulleyblank 1952) tarafından toplanmış ve S. G. Klyaştornıy (1964: 114 122)
tarafından tamamlanmıştır. Onların kaynakları ve yorumları makalenin bu
bölümünün ana hatlarını oluşturuyor.
4 Bir Soğdlunun 639 yılında Turfan'da sattığı Göktürk köle
kadınla ilgili olarak bkz.: Yoshida, Moriyasu 1988.
5 Tarduş ayrıca sepilenmiş deriler de almıştı-(Nova 1, recto
32, Bogolyubov, Smirnova
1963: 26).
6 S. G. Klyaştornıy bu seferi kapsamlı bir şekilde
anlatmıştır (1964: 136-154), fakat seferin kesin tarihi, olayların gelişimi ve
mevcut şartlar açıklığa kavuşturulmamıştır. S. G. Klaştornıy, her halükarda,
Göktürklerin Araplarla ve onların Toharistan vassalı ile karşı karşıya
geldikleri konusunda haklıdır.
Bartold V. V. K voprosu o yazıkah sogdiyskom i toharskom. /Soç., t. II, çast 2, M., 1964, s. 461470.
Belenitskiy A. M., Marşak B. I., Raspopova V. I. Sotsialnaya struktura naseleniya drevnego Pendjikenta/Tovarno-denejnıe otnoşeniya na Blijnem i Srednem Vostoke v epohu srednevekovya. M., 1979.
Biçurin N. YA. Sobranie svedeniy o narodah, obitavşih v Sredney Azii v drevnie vremena. Moskva, 1950, t. II.
Bogolyubov M. N., Smirnova O. I. Hozyaystvennıe dokumentı/Sogdiyskie dokumentı s gorı Mug/Çtenie, per. i komment. M. N. Bogolyubova i O. I. Smirnovoy. M., 1963. Vıp. 3.
Bolşakov O. G. Gorod v kontse VIII-naçale XIII v. /Belenitskiy A. M., Bentoviç I. B., Bolşakov I. G. Srednevekovıy gorod Sredney Azii. L., 1973.
Bolşakov O. G. Istoriya Halifata. 3. Mejdu dvuh grajdanskih voyn (656-696). M., 1998.
Zeymal E. V. Serebryanıe drahmı sasanidskogo obraztsa v Severnom Toharistane (V-VIII vv. )/Ermitajnıe çteniya 1986-1994 godov pamyati V. G. Lukonina. SPb, 1995: 122-127.
Goibov G. Rannie pohodı arabov v Srednyuyu Aziyu. Duşanbe, 1989.
Klyaştornıy S. G. Drevnetyurkskie runiçeskie pamyatniki kak istoçnik po istorii Sredney Azii. M., 1964.
Kojemyako P. N. Rannesrednevekovıe goroda i poseleniya Çuyskoy dolinı. Frunze, 1959. KTb-pamyatnik Kyul-teginu (bolşaya nadpis).
Livşits V. A Yuridiçeskie dokumentı i pisma. /Sogdiyskie dokumentı s gorı Mug/Çtenie, per. i komment. V. A. Livşitsa. M., 1963. Vıp. 2.
Livşits V. A. Praviteli Pança. (Sogdiytsı i tyurki). /Narodı Azii i Afriki, 1979, No: 4.
Livşits V. A. Sogdiyskiy yazık. Vvedenie. /Osnovı iranskogo yazıkoznaniya. Sredneiranskie yazıki. M., 1981: 347-368.
Livşits V. A., Lukonin V. G. Srednepersidskie i sogdiyskie nadpisi na serebryanıh sosudah. /Vestnik Drevney Istorii, 1964, No 3, s. 155-176.
Malyavkin A. G. Tanskie hroniki o gosudarstvah Tsentralnoy Azii. Tekstı i issledovaniya. Novosibirsk, 1989.
Marşak B. I. Vliyanie torevtiki na sogdiyskuyu keramiku VII-VIII vekov. /Trudı Gosudarstvennogo Ermitaja Leningrad, V, 1961: 177-201.
Mokrınin V. P. Rannefeodalnıe gosudarstva VI-X vv. /Istoriya Kirgizskoy SSR, tom pervıy, Frunze, 1984: 219-289.
Ptitsın G. V. K voprosu o geografii Şah-Name/Trudı Otdela Vostoka Gos. Ermitaja, t. IV, Leningrad, 1947.
Raspopova V. I. Metalliçeskie izdeliya rannesrednevekovogo Sogda. L., 1980.
Raspopova V. I. Jili] a Pendjikenta (opıt istoriko-sotsialnoy interpretatsii). L., 1990.
Smirnova O. I. Numizmatiçeskie zametki/Epigrafika Vostoka, XVIII, L., 1967.
Sprişevskiy V. I. Pogrebenie s konem seredinı 1 tısyaçeletiya n. e., obnarujennoe okolo observatorii Ulugbeka/Trudı Muzeya istorii narodov Uzbekistana. Taşkent, 1951, vıp. 1, s. 38-40.
Tolstov S. P. Tiraniya Abruya/İstoriçeskie zapiski, t. III, 1938: 3-53.
Tolstov S. P. Drevniy Harezm. M., 1948.
Beal S. Si-yu-ki. Buddhist Records of the Western World. Translated from the Chinese of Hiunen Tsiang (A. D. 629), c. I-II. London, 1884.
Enoki K. On the Nationality of the Ephthalites". Memoirs of the Research Department of the Toyo Bunko, 1959, No 18: 1-58.
Forte A. The Hostage An Shigao and his Offspring, Kyoto, 1995.
Frye R. N. The History of Bukhara Translated from a Persian Abridgement of the Arabic Original by Narshakhi. Cambridge, Mass., 1954.
Frye Richard N. Bukhara. The Medieval Achievement. 1997 Costa Mesa, California.
Göbl R. Dokumente zur Geschichte der iranischen Hunnen in Bactrien und Indien. Bd. I-IV, Wiesbaden, 1967.
Grenet F., E. de Vaissiere. "The Last Months of Panjikent". Silk Road Art and Archaeology. Kamakura (forthcoming).
Han Wei, "Views on Questions Relating to the Surrounding Screen of the Stone Bed in the Tomb of An Jia, Northern Zhou", Wenwu, 2001, no 1: 90-101.
Ibn-el-Athiri Chronicon Quod Perfectissimum Inscribitur, edited by C. J. Tornberg. I-XIV. Lugduni Batavorum, 1867-1876.
Juliano A. L. "Northern Dynasties: A Perspective". In: Chinese Archaic Bronzes, Sculptures and Works of Art, June 26 to June 27, 1992, J. J. Lally and Co. New York, (no pagination).
Juliano A. L. and Lerner J. A. "Cultural Crossroads: Central Asian and Chinese Entertainers on the Miho Funerary Couch", Orientations, Oct. 1997, ss. 72-78.
Juliano A. L. and Lerner J. A. "Eleven Panels and Two Gate Towers with Relief Carving from a Funerary Couch". In: Miho Museum. South Wing, 1997, ss. 247-257.
Juliano A. L. and Lerner J. A. "The Miho Couch Revisited in Light of Recent Discoveries". Orientations, c. 32, No. 8, October 2001: 56-61.
Kaogu yu Wenwu, 2000, no 6: 18-35.
Kljashtornyj S. G., Livshits V. A. "The Sogdian Inscription of Bugut Revised". Acta Orientalia Hungaricae, c. 26-1: 69-102.
Lerner Judith. "Central Asians in Six-century China. A Zoroastrian Funerary Rite", Iranica Antiqua, c. XXX, 1995, ss. 179-187;.
Liu Mau-tsai. Die chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Turken (T'u-küe). I-II. Wiesbaden, 1958.
Ma Xiaohe "On the identification of the town Boxide in the country of Mi", Zhongya Xuckan, II, 1987: 65-75.
Marshak B. "Le programme iconographique des peintures de la "Salle des Ambasssadeurs â Afrasiab (Samarkand)", Arts Asiatiques, Tome XLIX, 1994, ss. 1-20.
Marshak B. La thematique sogdienne dans l'art de la Chine de la seconde moitie du VI-e siecle/Comptes rendus de l' Academie dee inscriptions et belles-lettres, {CRAI), juin-mars, 2001 (forthcoming).
Marshak B. I., Raspopova V. I. "Les nomades et la Sogdiane"/Nomades et sedentaires en Asie Centrale. Textes reunis par H. -P. Francfort. Paris, 1990.
Menander. Blockley R. C. ed. Liverpool, 1985.
Moriyasu T., Yoshida Yu., Katayama A. "Qara-Balgasun İnscription"/ProVisional Report of Researches on Historical Sites and Inscriptions in Mongolia from 1996 to 1998. Osaka, 1999: 209224.
Pelliot P. Le "Cha tcheou tou tou fou t'ou king" et la colonie sogdienne de la region du Lob Nor/JA, c. VII, 1916: 111-123.
Pulleyblank E. G. A Sogdian colony in inner Mongolia/Tong Pao, c. 41, 1952: 317-356.
Pulleyblank E. G. The Background of the Rebellion of An Lu-shan. London, 1955.
Rong Xinjian "Research on Zoroastrianism in China 1923-2000", China Art and Archaeology Digest (CAAD), c. IV, no. 1, 2000: 7-13.
Sims-Williams N. Bactrian Documents from Northern Afghanistan. I: Legal and Economic Documents. 2000. Oxford.
Watt James. "Three panels with relief carving". In: The Metropolitan Museum of Art. Ancient Art from the Shumei Family Collection. NY 1996, ss. 142-145.
Weihraush und Seide. Kunsthistorisches Museum Wien, 1996.
Wenwu, 2001, no 1: 4-26.
Yin Shenping et alii "Notes on the Excavation of the Tomb of An Qie", China Art and Archaeology Digest (CAAD), c. IV, no. 1, 2000, pp. 15-29.
Tabari: Annales quios ssripsit Abu Djafar Mohammed ibn Djarir at-Tabari cum alii. Ed. M. J. de Goeje. Lugduni Batavorum, ser. II, t. 1-3, 1881-1888.
Yoshida Yu. Review: Sims-Williams N. Sogdian and other Iranian inscriptions of the Upper Indus, I. Indo-Iranian Journal, 1993, 36: 252-256.
Yoshida Yu., Moriyasu T. "A Sogdian sale-contract of a female slave from the period of Gaochang kingdom under the rule of Qu clan". Studies of the Inner Asian Languages, IV, Kobe, 1988.
Yoshida Yu., Moriyasu T. "Bugut Inscription". Provisional Report of Researches on Historical Sites and inscriptions in Mongolia from 1996 to 1998. Osaka, 1999: 122-125.
Yorumlar
Yorum Gönder