YABGU UNVANI ve KULLANIMI (KUŞANLARDAN İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİNE KADAR)


A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 48, ERZURUM 2012, 305-342
YABGU UNVANI ve KULLANIMI
(KUŞANLARDAN İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİNE KADAR)

Title of Yabghu and its Usage in the Nomadic Titulature
(From the Kushans to the First Islamic Turkish States)
Dr. Mehmet TEZCAN

ÖZ
Yabgu unvanı, aslen Türkçe menşeli
olmayıp muhtemelen Sakalarla bağlantılı bir
kelimedir. Çin kaynaklarında, yabancı asıllı
kişiler ve yabancı kavimlerin liderleri için
kullanılan xihou, shehu ve yehu unvanları,
Kuşan sikkelerindeki zaoou, hiaou gibi
tabirler de yabgu kelimesinin bozuk
imlalarıdır. Yuezhi’ların Bactria’yı fethetmesi
ve Beş Yuezhi beyliği’nin kurulması ile xihou
kelimesi göçebelerde kullanılmaya başlıyor.
Kangju, Wusun ve Hunalar gibi
kavimlerde yabgu kelimesi Grek veya Hint
yazılarıyla yavuha, iabgo ve zaboho olarak da
gözükür. Beylik sonrası devlet görevlilerinin
unvanlarında yabgunun yeniden görülmesi
Eftalitler, Türk Kağanlığı, Hazarlar, Karluk,
Kimek ve Oğuz Yabgu devleti dönemindedir.
Dönemle ilgili muhtelif kaynaklar bunu cebü,
cibgu, ziebel, silziboulos şekillerinde
vermektedirler. Batı Türkistan’daki Çince
zhaowu, İslam kaynaklarındaki camuk gibi
sözler de yabgu ile doğrudan ilgilidir. İslâmî
dönemde yabgu kelimesi Türk titülatüründe
bir unvan olarak kulanılmaya devam etmiştir.
Kaşgarlı Mahmud’un eserinde bu yafgu
olarak görülür.
Yabgu unvanı, henüz devletleşme
olmadan önceki dönemden itibaren
hükümdardan bir rütbe aşağı, yüksek bir
unvan olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kelimenin anlamı konusunda tam bir fikir
birliği yoktur. Bunun Çince transkripsiyonu
olan xihou ‚birleşik, yönetici‛ gibi bir anlama
sahipti. Yabgu için de ‚yönetici‛ anlamında
İranî veya Altayik bazı kökler teklif edilmiştir.
ABSTRACT
The title of yabghu is not a Turkic origin
and possible is related one to the Sakas. In
the Chinese sources some titles such as xihou,
shehu and yehu used for non-Chinese persons
in China and for the leaders of nomadic
peoples, and also some words such as zaoou
and hiaou on the Kushan coins are a kind of
deformed ones of the name yabghu. The use
of the title of xihou among the nomadic
peoples is begining in nomadic titulature,
together with conquering of Bactria by the Da
Yuezhi and founding of the Five Xihous by
them in Daxia.
Among the Kangju, Wusun and the
Hunas, the word yabghu is also seen as
yavuha, iabgo, zaboho etc. in Greek or Brahmi
script. Its re-using in the titulature of the
members of the nomadic states is during the
periods of the Hephthalites, Turkish
Kaghanates, Khazars, Karluqs, Kimaks and the
State of Oghuz Yabghus. The various sources
relating to those periods give it as Jebu,
Jibghu, Ziebel and Silziboulos but in various
languages and scripts.Even Zhaowu in Chinese
sources and Jamuk in Islamic sources are
related directly to just yabghu term. In the
Islamic period, the word yabghu continued to
use in Turkish titulature as a title. In DLT by
Mahmud of Kashghar it is seen as yafghu.
As for its degree in the Turkish titulature,
from the earlier periods before the foundation
of a state on, it was a title of secondary one
after the ruler, that is, kaghan or khagan, but
a high title. There is not a general opinion
about its meaning. Some scholars are opinion
that it has a meaning as its Chinese

Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, (tezcanm@isbank.net.tr)
306* TAED 48 Mehmet TEZCAN

Anahtar Sözcükler: Yabgu, Xihou, Yuezhi,
Kuşan, Daxia, Bactria, Huna, Eftalit, Türk.
equivalent xihou, ‚united, lord, marquis‛. The
name of yabghu had an Iranic or Altaic origin
according to some scholars.
Key Words: Yabghu, xihou, Yuezhi, Kushans,
Daxia, Bactria, Hunas, Hephthalites, Türks.

Giriş
Karahanlılar Tarihi, Oğuz Yabgu Devleti ve Türk Unvanları hakkındaki
çalışmaları esnasında diğer unvanların yanısıra yabgu unvanı, bunun gerek İslâm
öncesi, gerekse İslâmî ilk Türk devletlerindeki muhtelif versiyonları hakkında ilk
çalışmaları yapan âlimlerden biri Prof. Omeljan Pritsak’dır (Mesela bk. Pritsak
1951; Pritsak 1952). Bu konudaki diğer çalışmalar da VIII. yy.daki Orhon
kitabelerine ve, o dönemden başlayarak, X. ve XI. yy.lardaki ilk Müslüman Türk
devletleri hakkındaki kaynaklarda bulunan bilgilere ve bunların yorumlarına
dayanmaktadır. Halbuki bu unvan, oldukça daha eski tarihlere uzanmakta ve
Orta Asya’daki ilk göçebe devletlerin tarihine kadar geri gitmektedir. Bu
yazımızda biz, M.S. I. yy.dan itibaren Orta Asya’nın batısında ve Hint kıtasının
kuzeyinde bir devlet kuran Kuşanlarda ve VIII. yy.daki Türk Kağanlığı devrinde
de kullanılan dört önemli unvandan biri olan yabgu unvanı üzerinde duracağız.
1. Yuezhi’lar ve Kuşanların Erken Tarihleri Hakkında
Kuşanların kurulmasında Çin kaynaklarına göre en önemli unsuru teşkil
eden Yuezhi’ların anavatanı, Çin kaynağı SJ’nin kaydına göre, Çin’in kuzeybatısında
Gansu koridorundaki Qilian dağları bölgesi idi ve M.Ö. II. yy.ın
başlarında refah içerisinde yaşıyorlardı (Pulleyblank 1983: 457). Xiongnu (Asya
Hunları) shanyu’sü Modu / Maodun (M.Ö. 209-174) ve halefi Laoshang (M.Ö.
174-160) shanyu’ler devrinde Xiongnu’lardan çeşitli dönemlerde yedikleri üç ağır
darbeden sonra (bk. Tezcan 1996: 110-112, 116-117, 119-125; Narain 2000: 23-26, 30;
Thierry 2005: 440-451, 491-492; Benjamin 2007: 66-69, 89-94, 114-116; Csornai
2009: 39-40) Da Yuezhi’lar (Büyük Yuezhi) adıyla M.Ö. II. yy. ortalarına doğru
önce Tanrı Dağları bölgesine, daha sonra Batı Türkistan’a göç ettiler. Buralardaki
ikametleri esnasında bölgede bulunan Sai’ler (Saka) ile irtibat kurdular. Zhang
Qian’in bize bıraktığı Batı Bölgesi Raporu’nun (Dayuan kısmı) SJ’deki
versiyonuna göre,1
Sai’leri yerlerinden süren Da Yuezhi’lar, onların daha güneye

1
Zhang Qian’in SC 123’de yer alan bu raporunda Sai (Saka)’lere saldırıldığı hakkındaki bilgi, aynı
rapora dayanan HS 61’deki Xiyu (Batı Bölgeleri) kısmında yoktur. Bu bakımdan K. Enoki gibi
bazı bilginler, Sakalarla Yuezhi’lar arasındaki çarpışma senaryosunu reddederek, Yuezhi = Saka
eşitlemesini kabul edilebilir bulmuşlardır. Bu ise Da Yuezhi’lardan getirilen Kuşanların Saka
bağlantılarını daha da güçlendiren bir durum ortaya koymaktadır.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 307
ve batıya, Keşmir, Kuzey Hindistan ve Sakastana (Sicistan / Sistan) bölgelerine
kadar yer değiştirmelerine sebebiyet verdiler. Bactria ve Sogdiana bölgelerinde
kurulmuş bulunan Hellenistik Bactria Grek Devleti (Yavāna)’ni M.Ö. II. yy.ın
ikinci yarısında yıkan Da Yuezhi’lar,2 HS 96A’ya göre, Bactria (Çin kaynaklarına
göre Daxia)’daki fetihten sonra bölgeyi beş ayrı xihou / yabgu’luğa ayırdılar.3 HS
96A’ya dayanan HHS 118 (Xiyu bölümü)’e göre bunlar birbirlerinden müstakil,
ama hepsi de Da Yuezhi’lara tâbi idi (Frye 1984: 251; Frye 1996: 456; Yu 1998:
28-29, 41; Yu 2000: 27; Cöhce 2002: 817; Kumar 2005: 8-9; Thierry 2005: 493,
498).
4
100 yıl kadar sürecek bir ‚Beş xihou / yabgu’luk‛ döneminden sonra M.S.
I. yy.da Kuşanlar (Guishuang) diye anılacak olan devleti kurdular. Batı
kaynaklarında ise bu Bactria Grek Krallığı’nın, Yaksartes (Sır-Derya) ötesinden
gelen, ama hepsi de Aral Gölü ve çevresinde oturan ve bir kısmı da Saka
kavimleri çevresinden gelen muhtelif kavimler tarafından5
yıkılmış olduğu
anlatılır. Bununla beraber, Yuezhi’lar, buradaki şehirleri kendi hallerine
bıraktıkları gibi onların tanrılarını, bazı dinî ve kültürel geleneklerini
benimsediler. Grekler gelmeden önce Bactria’da yaşayan kavimler, bizzat kendi
dil ve kültürlerini nasıl muhafaza ettilerse, Yuezhi’lar gelmeden önce ve geldikten
sonra buradaki göçebe gruplar da bunları muhafaza ettiler (Liu 2010: 45).
Kuşanlar, Taksila’daki hükümdarlığı sırasında Hindistan’daki eski Saka
Krallığı topraklarının bir kısmını zaptederek Krallar Kralı unvanını almış olan
Indo-Parth (Çin kaynaklarında: Anxi / Arşak, Hind kaynaklarında: Pahlava)
hükümdarı Maharaja Gondophares’in ölümünden (M.S. 20-46 civarı)6
sonra ise
Hindukuş Sıradağları güneyine inip Gaofu (Kabil)’yu ele geçirdiler ve Hindistan

2
Bactria Grek Krallığı’nın, Çin kaynaklarında Da Yuezhi, Batı kaynaklarında ise dört veya beş
farklı göçebe kavim (Saka menşeli?) tarafından yıkılması hakkında bk. Konukçu 1973: 7; Tezcan
1996: 151-152, 162-163; Tezcan 2004: 154-158; Benjamin 2007: 184-191.
3
Bu beyliklerin, isimleri, B. Karlgren’e göre Erken Orta Çincedeki (EMC) muhtemel telaffuzları,
bulundukları yerler ve bu konudaki muhtelif görüşler için bk. Yu 1998: 25-28; Tezcan 1996:
197-225; Ray 2004: 68-69, 91; Csornai 2009: 39.
4
Yu Taishan, HHS 88’deki kayda göre, Beş Xihou’nun hepsinin de Da Yuezhi olduğunu gösteren
hiçbir ifade olmadığını; ‚bunların hepsinin aslında Yuezhi halkı olmayıp Daxia devleti
içerisindeki halk‛ olduğu görüşündedir. Da Yuezhi’lar, bölgede daha önce bulunan önceki
küçük beylikleri tamamen ortadan kaldırmamışlar, sadece kendilerine tâbi hale getirmişlerdi.
Çünkü Beş Xihou veya en azından bunlardan bazıları, Yuezhi’lar Daxia’yı fethetmeden de orada
bulunuyorlardı. Bölgedeki İskit ve Saka varlığı ise açıkça Kuşanların hakimiyeti altında olup,
Yuezhi’larda xihou kelimesinin görülmesi de onların bu bölgeye gelmesinden sonraya
rastlamaktadır (2011: 2-3; Hill 2003).
5
Bunlar, Strabon ve Pompeius Trogus’un eserlerinde Asiani, Pasiani, Tokhari, Sakarauli
(Strabon’a göre, ‚ve Sakai‛)’ler olarak zikredilmektedir. Çin ve Batı kaynaklarına göre Bactria ve
Sogdiana’nın göçebeler tarafından yıkılması, buna iştirak eden kabileler ve kimlikleri hakkında
bk. Narain 2000: 38-39; Tezcan 2004: 155-161; Yu 2011: 5-7; Loeschner 2008: 12-13.
6 Gondophares’in saltanat yılları, kullanılan kronoloji sisteminden dolayı tartışmalıdır. En yakın
teklif olarak bk. Bivar 2007: 30-31.
308* TAED 48 Mehmet TEZCAN
bölgesindeki fetihlerine başladılar. M.S. III. yy. ortalarına kadar bölgede
hakimiyetlerini devam ettiren Kuşanlar, gerek İran, gerek Hind, gerekse GrekoRoman
tesirler altında çok sayıda dinî, siyasî, kültürel, edebî ve ikonografik
unsurlar almışlar ve bunları kendi içlerinde uyumlu bir biçimde mezcederek
kendilerinden sonraki diğer hanedan ve devletlere taşımışlardır. Sadece,
kullandıkları unvanlardaki çeşitliliğe bakıldığında (mahārāja rājātirāja, šaonano
šao, basileus basileon, kaisara, devaputra) bile ne kadar farklı bir kültür
zenginliğine sahip oldukları görülebilir (Bk. Konukçu 1973: 25; Christian 1998:
213; Narain 2002: 273).
2. Kuşanlarda Bactria-Grek (Yavāna) ve İran Tesirleri
M.Ö. II. yy.ın sonlarından M.S. I. yy. başlarına kadar Batı Türkistan
sahasındaki yerlerinde yaklaşık 100 yıl kadar beş ayrı Yuezhi beyliğinden biri
olarak yaşayan Kuşanlar, bu tarihlerde başlarında Qiujiuque (Kujula Kadphises)
olmak üzere, diğer dört beyliği birleştirerek devletlerini kurdular. Kuşanların bu
yüzyıllık beylik dönemine Çin kaynaklarındaki ‚Beş xihou‛ tabirinden dolayı ‚Beş
Yuezhi Yabguluğu‛ dönemi adı verilmektedir.7
Bu beyliklerin, en azından ilk
dönemlerde, bölgede daha önce yaşamış olan Bactria Greklerinin tesirleri altında
bulunduğu, bırakmış oldukları para örneklerinden de anlaşılmaktadır. Bactria
bölgesinde bulunan bu döneme ve göçebelere ait olduğu sanılan sikkelerin, Grek
paraları örnek alınarak bozuk taklitlerinin çıkarıldıkları; aynı şekilde ilk Yuezhi
yabgularından ‚Heraus‛un parasının da gerek tip, gerekse üzerindeki yazılar ve
kullanılan unvanlar olarak Bactria Grek hükümdarlarının örneklerine göre
çıkarıldıkları görülmektedir (Zeimal 1983: 246).
Çin kaynaklarına göre, Weishui (Oxus / Amu Derya)’in kuzeyinde
karargâhlarını kurarak burada yerleşen Yuezhi’lar, birleşmiş bir yapıya sahip
değillerdi; beş ayrı kabile grubu / yabgu’luk şeklinde organize olmuşlardı ve
diğer beylikleri gevşek bir yapıda idare ediyorlardı. Kuşanların ilk hükümdarı
olan Kujula Kadphises’in M.S. I. yy.ın ilk yarısı içerisinde, güneye inerek diğer
dört Yuezhi xihou / yabgu’suna saldırması ile onları itaat altına alarak istiklalini
ilan edip devletini kurması (Frye 1962a: 201) arasında geçen yaklaşık 200 yıllık
dönem hakkında başka bilgi yoktur.8
Elimizdeki arkeolojik belgeler ve para

7
Bu Beş Yuezhi beyliği dönemi ve muhtemel yerleri hakkında bk. Konukçu 1973: 9; Hulsewé
1979: 121-123; Tezcan 1996: 196-225; Narain 1982: 175-183; Narain 2000: 40-50; Thierry 2005:
462-475; Grenet 2006: 325-341; Loeschner 2008: 5-6. Bazı bilginlere göre, Yuezhi (Kuşan)’lar
Bactria bölgesine geldiklerinde bölgede zaten Beş yabgu’luk vardı ve bunların oluşması onların
buraya gelişi ile ilgili değildi. Bk. Puri 1994: 247.
8 Çin kaynaklarından HHS’da bu dönem, yaklaşık 100 küsur sene olarak ifade edilmektedir. D.
Christian, Kujula Kadphises’in devleti kurmasını M.S. aş.yk. 50 yılı olarak kabul ederek, arada
geçen zamanı da tahminen 200 yıl olarak hesaplamaktadır. Bk. Christian 1998: 211-212.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 309
buluntuları ise beylikler dönemine kısmen ışık tutabilecek durumdadır. Bugün
elimizde, herbiri Grek tesirinde yapılmış birçok para bulunmaktadır ve bunların
üzerindeki bazı yazılar da bize Kuşanların beylikler dönemi ve bu dönemde
kullanmış oldukları bazı unvanlar hakkında fikir yürütmemizi sağlamaktadır.
3. Xihou / Yabgu Unvanının Xiongnu, Beş Yuezhi Beylikleri ve
Wusun’lardaki Karşılıkları
Çince xihou ismi, Çin kaynağı SJ’nin 110. (Xiongnu), 21. ve 5.
(General Wei Qing) bölümlerinde, ayrıca Batı Barbarları (Hu)’nın küçük kralı
Zhao Xin münasebetiyle, HS’nun 96A (Xiongnu) HHS’nun ise HS 96A’ya
dayanan 118. bölümlerinde (Xiyu: Batı Bölgeleri) geçer (Humbach 1966: 26;
Doerfer 1975: 128; Davary 1982: 297; Hill 2003); ama daha çok, Hunların Batıya
çekilmeleri ile birlikte onların Batı kısımlarında ve bilhassa Yuezhi’lardaki Beş
Beylikte görülmektedir. Yuezhi’ların Bactria bölgesine gelmelerinden sonra
burada kurdukları beyliklerin isimleri yanında beylerinin unvanları olarak Çin
kaynaklarında geçen bu xihou kelimesine, Xiongnu’ların batıya kaymalarından
sonra onlarda görülen shehu ve daha çok da yehu unvanı münasebetiyle yeniden
rastlanmaktadır. Daha sonra, Wusun hükümdarlarının unvanları arasında da
xihou unvanı görülür.9
Yuezhi’lar, Daxia’ya geldikleri zaman ise mahallî âdete uyarak bu unvanı
kullanmış olabilirler. Veya, hem Yuezhi, hem de Daxia bölgesi halkı için genel bir
unvan da olabilir. Fakat Yuezhi’lar Daxia bölgesine gelmeden önce xihou
unvanının onlarda kullanıldığına dair bir bilgi olmadığı ve Zhang Qian’in
seyahati hakkında bilgi veren SJ 123’de de bu unvandan bahsedilmediğine göre
demek ki unvanın illâ da Yuezhi’larla doğrudan bir bağlantısı olması gerekmiyor.
Muhtemelen, ‚Yuezhi’lar Daxia bölgesine geldiklerinde bu xihou’lar henüz
mevcud değildi‛ (Yu 1998: 41, n. 35; Yu 2011: 3). Daxia’daki Beş Xihou’luk / Beylik
döneminde bu xihou’ların Yuezhi’lara tâbi olduğu belirtilmekle beraber, hepsinin
Yuezhi asıllı olduğundan bahsedilmiyor. Yu Taishan’ın dediği gibi bu Beş
xihou’luk, Yuezhi’ların Daxia bölgesinde uyguladıkları bir düzenleme de olabilir,
ama Yuezhi müessesesiyle hiçbir alakası yoktur. Buradan, xihou müessesesinin
daha önce bölgede mevcud olduğu veya xihounun kelime anlamı itibariyle
birleşik, müttefik, sahip‛ gibi bir manaya sahip olduğu, Kuşanlar da bu beş
beyliği birleştirdikten sonra xihou’luğun bir müessese olarak başta HS olmak
üzere Çin kaynaklarında zikredilmeğe başlandığı sonucuna varılabilir.
10 Unvan,

9
Xihou unvanının Yuezhi, Kangju ve Wusun’larda görülmesi hakkında bk. Pulleyblank 1966: 28;
Pulleyblank 1968: 250-254; Bosworth 2007, ‚JABḠUYA‛, EnIr, available at www.iranica.com
10 N. Sims-Williams, bu kelimenin Çincede ‚müttefik prens‛ anlamında olduğunu belirtmiştir.
Sims-Williams, kelimenin aslında Çin menşeli olduğu üzerinde duran Humbach gibi bilginler
310* TAED 48 Mehmet TEZCAN
Sakalar döneminden beri bölgede daha önce mevcud olmuş olmalıdır. Kuşanların
da Sakalarla bir tür etnik ve kültürel akrabalığı olduğuna göre,11
unvanın
Sakalarla ve İran kültür tesiriyle bir alakası olabilir. Xihou unvanı eğer yabgu
kelimesinin vaktiyle Çinceye uyarlanmış bir şekli idiyse, biz de bunun Kuşanlar
gelmeden daha önce bölgede mevcud olduğu görüşündeyiz. Çünkü Hunlar ve
Türkler de ancak Batıya kaydıktan ve Soğd ve İranî kültür ile etkileşim içine
girdikten sonra bu tür unvanları kullanmaya başlamışlardı.
Fakat birçok araştırıcı, hem xihou, hem de shehu unvanının, Çincede
özel bir anlama sahip olmayıp yabgu karşılığı olduğunu ve kelimenin Çinceye
uyarlanmış şeklinden ibaret olduğunu belirtmişlerdir. Onlara göre, xihou
kelimesi Eski Çincede (OC) ve Orta Çincede (EMC) yabgu’ya benzer bir şekilde
telaffuz edilmekteydi.
12, Türklerdeki shehu ve yabgu unvanları münasebetiyle
Xiongnu’lardaki shanyu unvanı üzerinde de durmak gerekir. Shanyu, M.Ö. III. yy.
ortalarından itibaren Kuzey Çin’de ‚Savaşan Devletler Devri‛nde ortaya çıkmıştır
ve Xiongnu’larda yüksek hükümdarlık unvanı olarak görülür; bu unvan, M.S.ki
Proto-Moğol ve Türk devirlerinin Kagan unvanına
13 karşılıktı. Xiongnu’lardaki
Shanyu unvanının Tanhu ve Shenhu şekillerinde farklı okunuşları hususunda J.
Marquart, kelime başında farzettiği d- harfinin daha sonradan y-’ye dönüştüğünü
varsayarak burada yapagu / yabgu kelimesinin fonetik yönden farklı bir
transkripsiyonunu görmüştü (Markwart 1929: 87).
14 Fakat Menges, Modern

tarafından, Çince xi ‚birleşik, müttefik‛ olarak, hou ise bir unvan olarak genellikle ‚marquis‛
anlamında tercüme edildiği için bu görüşü sadece biraz değiştirmiştir. Bk. Bosworth 2007,
JABḠUYA‛, EnIr, available at www.iranica.com . Çin kaynaklarında xihou unvanı, Yuezhi,
Kuşan ve Wusun’larda ortaya çıkması ve bu konulardaki tartışmalı görüşler hakkında bk. Hill
2003 (http://depts.washington.edu/silkroad/texts/hhshu/hou_han_shu.html); Thierry 2005: 463,
dn. 55.
11 Kuşanların Saka menşeli ve Bactria Grek Krallığı’nı yıkan dört Saka boyundan biri olabileceği
hakkında en son görüşler için bk. Yu Taishan 2011: 6, 15, 18 (dn. 13).
12 Xihou kelimesi için OC: *qʰəp *gˁo; EMC: Karlgren’e göre: *xiəp γəu, Pulleyblank’a göre: xipγəԝ;
Baxter-Sagester’e göre: xip huw. Bk. Ulving 1997: 4301.2901; Pulleyblank 1991: 332.125
(Pulleyblank’ın eski teklifi için ayrıca bk. 1962: 95; 1966: 28); Hulsewé 1979: 121, n. 288;
Yoshida 2003: 45; Baxter-Sagart 2011: 68, 162; Bosworth 2007, ‚JABḠUYA‛, EnIr, available at
www.iranica.com Macar bilgini Géza Képes, Macarcadaki ‚jobbágy‛ kelimesini aslında ‚sahip‛
anlamında olarak, Çinceye xihou şeklinde transkribe edilen Eski Türkçe bu yabgu sözünden
türetmektedir. Bu konuda bk. Csornai 2009: 40, n. 31.
13 Shanyu unvanının Türkçe, ilk olarak Xianbei’ler tarafından kullanıldığı anlaşılan Kagan’ın ise
Moğolca olduğu ve aralarındaki münasebet hakkında, K. Shiratori’den sonraki bir araştırma için
bk. Taskin 1986: 213, 217.
14 Eski Çincede kelime başındaki *d- nin durumu hakkında bk. Csornai 2009: 33, n. 9.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 311
Çincede shanyu olarak okunan kelimenin15 Karlgren’in verdiği Arkaik (*d’yangiwo)
ve Eski Çincedeki (*źyān-yiu) okunuşlarını da dikkate alarak bu ayniyet
fikrine biraz şüpheli bakmıştır (Golden 1980: 190). Bu yabgu / xihou unvanı,
Tang dönemi kayıtlarında, Batı Türkleri’nden bahsedilirken zaman zaman Shihou
/ Shehou / Yehu şeklinde de görülür (Chavannes 1941: 95-96 ve n. 1, 3; Doerfer
1975: 130).
16 Kuşanların vaktiyle Türk menşeli olarak gösterilmesinde kullanılan
bir delil olması münasebetiyle xihou kelimesine uzunca temas eden Humbach,
bunun bazılarının iddia ettiği gibi Türkçe veya İran dilinden alınmış olmayıp
Çince olduğu görüşündedir (1966: 26). Aslında ise bu kelime, Çinli olmayan
hükümdarlarca kabul edilen ve sinologlar tarafından da Çinceye yabancı menşeli
bir kelime olarak xihou olarak transkribe edilen bir unvandı.
Xihou kelimesi, Kuşanların ilk hükümdarı Kujula’nın Kharosthice yazılmış
sikkelerinde geçen yavuga unvanının Çince karşılığıdır ve bu unvan daha sonra
yabgu şekliyle erken dönem Türk unvanı olmuştur (Frye 1962a: 201-202).
Kelimeyi Toharca ile irtibatlandıran Pulleyblank’a göre ise xihou kelimesi, Orta
Çincedeki eski şekli ile (hiəp-hu / śiəp-hu) Kujula Kadphises’in sikkelerindeki
yavuga ve ismi verilmeyen bir Kuşan hükümdarının sikkesindeki ΙΑΠΓΥ ile aynı
şeydi (Pulleyblank 1962: 95).
17
4. Xihou / Yabgu Unvanının Sakalarla İlişkisi Hakkında
Çinli tarihçi Yu Taishan’ın görüşüne göre, xihou unvanının menşei
konusunda şu ihtimaller üzerinde durulabilir: xihou / yabgu, Daxia / Bactria
bölgesine Yuezhi’lar tarafından getirilmiş olabileceği gibi, daha önce orada
bulunan (Saka ve İskit menşeli) bir unvan da olabilir. Sakaların Kuzey Hindistan
bölgesindeki hakimiyetleri dönemine ait çok sayıda sikke ve kitabeleri mevcuttur,
ama bunlarda onların doğrudan yabgu unvanını kullandıklarına dair açık bir bilgi
yoktur. Hint kaynaklarına göre Sakaların bilinen ilk hükümdarı kabul edilen ve
Pencap bölgesinin de ilk Saka kralı olan Büyük Kral Maues (veya Moga)
döneminde (M.Ö. I. yy.ın ikinci yarısı sonları ile M.S. I. yy.ın ilk yarısı)18 ona tâbi
olan Saka Liaka Kusulaka’nın oğlu ve Taksila satrapı Mahaksatrapa Patika’nın,
yabgu / yavuga karşılığı olabilecek yauva (veya zauva) unvanını kullandığı

15 Shanyu unvanı, bugün sinologlar tarafından artık shanyu şeklinde değil danyu olarak
okunmaktadır. Bk. Ulving 1997: 6892.2222 (tân giwo); Csornai 2009: 39 (Csornai’de: danhu).
OC: chanyu: *dˁar *Gᴡa (Baxter-Sagart 2011: 95.122).
16 Shehu unvanıyla anılan Batı Türk kağanlarının bir listesi için bk. Chavannes 1941: 312, 98
(Index).
17 Pulleyblank’ın yeni teklifi ise xip-γəԝ şeklindedir. Bk. n. 10.
18
 Kuzey-batı Hindistan’da Gandhara ve Taksila bölgelerindeki ilk Saka hükümdarı olarak Maues,
dönemi ve saltanat yılları hakkında bk. Cöhce 2002: 816; Chaurasia 2008: 141.
312* TAED 48 Mehmet TEZCAN
biliniyor.19 Maues ise sikkelerinde Grekçe olarak Basileos Mauou ve Basileos
Basileon Megalou Mauou, Hintçe olarak ise Kharosthi yazısıyla önceki unvanın
tercümesi şeklinde rajatiraja mahatasa Moasa (Krallar Kralı Büyük Maues)
unvanını kullanmıştır (Chopra vd. 2003: 116-117). M.S. I. yy.ın ilk çeyreği
içerisinde yine Taksila bölgesinde hüküm süren Yuvaraja Khara(y)osta’nın
Mathura ‚arslanlı başkent‛ kitabelerindeki unvanı da, yabgu ile alakalı olduğu
için ‚yabgu-kral‛ (yaguramna) olarak çevriliyor (Bühler 1894: 530, 534, 536;
Konow 1969: 48-49; Neelis 2011: 122-123 ve dn. 167).20
5. ‚HERAUS‛un Paralarında Yabgu Unvanı
Kuşanların ilk yabgusu ve daha sonra gelen hükümdarların seleflerinden
biri kabul edilen ve bilhassa Tacikistan sahasında çok sayıda gümüş para
bastıran kişi de, muhtemelen bir Yuezhi veya Saka idarecisi idi ve ilim âleminde
genellikle ‚Heraus‛ olarak isimlendirilmektedir. Bunun gümüş
tetradrahmalarında ve bakır obollerinde yabgu unvanı görülmektedir. Ön
yüzünde bir hükümdar tasviri, arka yüzünde ise sağa doğru giden bir atlı
resminin etrafında: TYPANNOUNTOS HIAOY / HPAOY [SANABOY] KOPPANOY
Hüküm süren Kuşan yabgusu [Sanab]nun‛ yazısı okunabiliyor (Cribb 1993: 118,
124-130; Frye 1996: 456; Narain 2000: 50; Falk 2010: 77).
21 Sikkeler üzerinde
yabgu‛ karşılığı olan kelime, Grek harfleriyle HPAOY / HEPAOV (veya
*HÞAOY
22
) şeklindedir. Daha eski çalışmalarda ise HPAOY kelimesi, MIAOV
(Miaus) olarak teklif edilmişti. Bu imlanın, ‚yabgu‛ kelimesinin Grek diline
uyarlanmış bozuk bir şekli olduğu bugün için genel olarak kabul edilmekle
birlikte tam olarak ne şekilde okunması gerektiği, XIX. yy.dan beri tartışılmakta

19 Patika, Taksila’da bir Saka satrapı idi; onun bir bakır levhasında da bu unvan karşımıza
çıkmaktadır. Bk. Narain 1982: 184, n. 18. Ayrıca bk. Konow 1969; Tezcan 1996: 354. Maues ve
Saka Patika hakkında bk. Tripathi 1992: 212-215.
20 Bk. Fleet 1904: 703-704.
21 ‚Heraus‛un bu tip sikkelerinde, standart Grek alfabesinde -ş- harfi olmadığı için, onun yerine
iki defa Grekçe –rho- harfi kullanılmıştır. ‚Heraus‛ tipi sikkelerin güzel bir tasviri ve üzerindeki
yazılar hakkında mesela bk. Davidoviç 1979: 17-32, 437-438; Cribb 1993: 125-131.
22 Bu son okunuş şeklinde, muhtemel bir Þ (ş) harfi ile birlikte, daha sonra Kuşan, Alhon / Hun,
Eftalit ve Toharistan Türk yabguluklarında da rastlanan ÞAO (Şao) ve Šāhi (Şāhī) unvanı
görülebilir. Bu gibi hanedanların sikkelerinde, şao unvanı Brahmi harfleriyle yabgu’nun
muhtelif versiyonları (Šāhi javukha, Šāhi jaükha, Šāhi javūkha) ile birlikte geçer. Bk. Göbl 1967:
64, 65, 70, 80, 92, 101. Unvanlarında şâhî kelimesini kullandıkları ve Türk aslından geldikleri
için ‚Türk-şâhîler‛ olarak da isimlendirilen Kâbil-şâhîlerin Kuzey Hindistan’daki hakimiyet
dönemleri hakkında bk. Harmatta – Litvinsky 1996: 375-383; Konukçu 2002: 846.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 313
idi. ‚Heraus‛ paralarının arka yüzünde bu unvanın Grekçeye bir tür tercüme
edilmiş şekli ve aynı anlamda TYRANNOUNTOS (hüküm süren) yazısı vardır.
23
Çincedeki xihou kelimesinin, bu bozuk imlalı ‚yabgu‛ unvanının Çince
şekli olduğu sanılıyor. ‚Heraus‛un kimliği konusunda ise, bunun ayrı bir
hükümdar (yabgu) olduğu gibi, ilk Kuşan hükümdarı ve ‚Kuşan‛ ismiyle de
anılan Kujula Kadphises’in yabguluk döneminde çıkardığı paralarında kullandığı
unvanı olduğu (Cribb 1993: 133; Loeschner 2008: 11) şeklinde farklı görüşler
mevcuttur.
24 Fakat buradaki HIAOY / HPAOY / HÞAOY unvanından, Kujula’nın
sikke ve kitabelerinde de kullanılan ZAOOY’ya doğru bir geçiş olduğu da
görülüyor. Bu da belki bizi, Çin kaynaklarında bir Soğd aristokrat ailesi olarak
rastlanan ve bizim daha sonra aşağıda ele alacağımız Zhaowu ismine götürebilir
(Loeschner 2008: 11).
6. Kuşan Hükümdarlarının Sikke ve Kitabelerindeki ZAOOU ve YAVUGA
Unvanları
Kuşan paralarında ve kitabelerindeki Kujula Kadphises (Çin kaynaklarında
Qiujiuque), ilk Kuşan kralı olarak zikredilmektedir. Muhtelif varyantlarıyla
birlikte Kujula, paralarında, gerek Kharosthi, gerekse Grek harfleriyle: Kujulakasa
Kusana yavugasa, ΚOΖOΥΛΟ ΚΑΔΦΙΖOΥ ΚOPΣNA / ΚOΖOΛA ΚΑΔΑΦΕΣ
XOPANΣΥ ZAOOY gibi ifadeler kullanmıştır (Marquart 1898: 69-70; Konukçu
1973: 17; Shrava 1985: 15-17; Thierry 2005: 471).
25 Yabguluktan krallığa geçiş
döneminden ve büyük fetih faaliyetlerinden sonra Kujula, MAHARAJA (Büyük
Kral), RAJATİRAJA (Krallar Kralı) ve DEVAPUTRA (Göğün Oğlu) gibi büyük
unvanlar kullanmıştır (Konow 1969: lxiv; Shrava 1985: 15-17; Shrava 1993: 170,
171-172; Falk 2010: 76-78). Ancak onun ilk dönemlerine ait gerek paralarında ve
gerekse kitabelerinde yabgu unvanına da rastlanmaktadır: Paralarının arka
yüzlerinde XOPANCY ZAOOY (Kuşan yabgu’su), tarihsiz olan ve Kharosthi yazısı
ile yazılmış kitabelerinde ise KUSHANA YAVUGA (Kuşan yabgu’su) yazısı vardır
(Marquart 1898: 70; Shrava 1985: 15; Shrava 1993: 137). Vaktiyle Cunningham’ın
belirttiği gibi, ‚Yabgu‛ anlamındaki ZAOOY veya Zavu ifadesi, Çin yıllıklarında
geçen ve daha sonra bahsedeceğimiz Zhaowu kelimesinin Grekçeleşmiş bir şekli
de olabilir (Loeschner 2008: 11-12). Öyle anlaşılıyor ki karyerine yabgu unvanı ile

23 ‚Heraus‛ ve sikkeleri üzerindeki yazılar hakkında bk. Davidovich 1980: 156-166; Cribb 1993:
127-133.
24 ‚Heraus‛ için önerilen muhtemel bir tarihleme, onu M.Ö. 10 - M.S. 20 / 30 tarihlerine, eğer
ondan farklı bir hükümdar idiyse Kujula’yı da 20 / 30-60 / 78 arasına koymaktadır (bk.
Loeschner 2008: 26-27).
25 Kujula Kadphises’in sikkelerinde gözüken Zaoou, Grekçe *zaoos veya *zaoēs kelimelerinin
genitive hâlidir. Bk. Bosworth 2007, ‚JABḠUYA‛, EnIr, available at www.iranica.com
314* TAED 48 Mehmet TEZCAN
başlayan Kujula’da, Hindistan bölgesindeki büyük çaplı fetihlerinden sonra
yavuga / yaüa / yabgu unvanından, maharaja ve rajatiraja, hatta devaputra
(Tanrının oğlu) gibi diğer daha büyük unvanlara bir geçiş olmuştur (Konow
1925-26: 277-279; Konow 1969: lxv; Narain 2002: 273; Thierry 2005: 472).
26
7. Eftalitlerde Yabgu Unvanı
Kuşanlardan sonra M.S. V. yy. ortalarından itibaren Bactria, Sogdiana ve
Kuzey Hindistan’a ve Doğu Türkistan’ın da bir bölümüne hâkim olan Eftalitler,
VI. yy.ın ortalarında Türk Kağanlığı döneminde onlar tarafından yenilmekle
beraber bazı beylikler halinde bilhassa Amu Derya’nın kuzeyindeki sahalarda ve
Çaganiyan’da Türk hakimiyeti altında, onlara vergi vererek VIII. yy.da bile
varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kuşanların dil ve alfabe mirasını devam ettiren
Eftalitler, sikkelerinde ve kendi dönemlerine aid bazı belgelerde, Kuşanların
kullandıkları tegin ve yabgu gibi bazı unvanlara yer vermişler, mahallî
hükümdarların ismiyle Sasani tipinde paralar çıkarmışlardır.
Kuşan menşei üzerinde durduğumuz yabgu unvanı, onların siyasi
bakımdan devamı olan Eftalitlerde de görülmektedir (Pritsak 1952: 88). Eftalit
sikkelerinden biri üzerinde, vaktiyle Junker’in yayınlamış olduğu bir sikkeye
nazaran Pehlevi harfleriyle ypgu (Grekçe ίοπγο) kelimesinin mevcut olduğuna
dair gerek Ghirshman, gerekse Altheim vaktiyle bazı fikirler beyan etmişlerdi.
Ghirshman, CPI IAΠΓV ŠAHO şeklinde gösterdiği bu metni VII. yy. ortalarına
ait Batı Türkleri’nden bir idarecinin parası olarak yorumlarken (Ghirshman 1948:
50-51, fig.53; Clauson 1972: 873), Altheim’a göre ise, bunu yabgu veya yaβago
şekillerinde de okumak mümkündür (1959: 255; 1962: 310; Frye 1962b: 357).
Konuyu daha sonra yeniden ele alan Göbl, burada Junker’in ve Ghirshman’ın
dediği şekilde bir yazı ve yabgu kelimesi okumanın mümkün olmadığını
söyleyerek bunun yerine Baktria yazısıyla: CPI TOΓINI ÞOYO (Sri togini şono)
ve Brahmi yazısıyla: ŚRĪMĀ DIVE/PARE ŚRĪ (srima dive/pare sri) okunuşunu
önermiştir (Göbl 1967: 140-141).
Bu münasebetle, yabgu unvanının muhtelif versiyonlarıyla Tegin-şahiler
sülalesinde de kullanıldığını söylemeliyiz. Tegin-şâhîler sülalesi, Barha Tegin’in
oğlu olup 719 yılından beri Kabil ve Gandhara bölgesini idare eden Teginşah

26 Kujula’nın Keşmir’de öküz ve deve tasvirli sikkelerinde gözüken bu devaputra unvanı, H.
Falk’ın görüşüne göre, Roma İmparatoru Augustus tarafından kullanılan divi filius unvanının
doğrudan bir adaptasyonudur, çünkü Kujula, bazı bakır paralarında Roma İmparatoru
Augustus’un resmini de taklit etmişti: Bu şekilde Augustus, M.Ö. II. yy.da Mithradates
sülalesinden beri İran hükümdarlarınca kullanılan theopatōr sıfatına bir misilleme yapmak
istemiş olabilirdi (Falk 2010: 77-78).
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 315
tarafından kurulmuştur. Çince kaynaklarda ve Bactria dilindeki bazı kitabelere
göre, Tegin (tagino) ve Şâh (sha, şano) gibi unvanların yanısıra bunların
bulundukları bölgedeki bazı yer isimleri, şahıs isimleri / unvanlarda (*Jaguda <
Javula, Ziivyl, Jibul < *Zibil) yabgu kelimesini çağrıştıran kelimeler vardır (bk.
Esin 1978: 244, n. 37; Harmatta – Litvinsky 1996: 375-379). Yukarıda bahsedilen
sikke üzerinde bulunan yazıdaki ilk okuyuşu Harmatta, sri tagino rano (şano)
şeklinde değiştirerek ‚Yüce Tegin, Kral‛ olarak anlamlandırmıştır (Harmatta –
Litvinsky 1996: 377; Babayar 2007: 209-210).27 Fakat Göbl, Sasani hükümdarı I.
Husrev’in 5. saltanat yılında çıkardığı başka bir Sasani tipindeki sikke üzerinde
Pehlevi harfleriyle ybgw bhlk’n, yani ‚bhlkan (Boxlo, Belh) yabgusu‛ ifadesini
okumuştur (Göbl 1967: 182-183). Yine Eftalit asıllı bir Çaganiyan hükümdarının
VIII. yy.ın ilk çeyreğine ait parası üzerinde yabgu unvanı görülmektedir
(Litvinsky – Zamir Safi 1996: 177).
Yeni zamanlarda ise Eftalit sikkeleri üzerinde yapılan çalışmalar ve
yayınlar, Kuşan sikkelerindeki yavuga’ya benzer şekilde bunlarda da javukha
(yavuha > yabgu) unvanının kullanıldığını daha açık olarak ortaya koymuştur.
Göbl’ün Eftalit hükümdarı Khingila (M.S. 440-490?28)’ya atfettiği bazı paralar
üzerinde mahārāja javukha (büyük yabgu) unvanı görüldüğü gibi, Brahmi yazılı
ve hükümdar büstlü gümüş drachmalar üzerinde de ṣāhi javūkha/jaükha (yabgu
şah) unvanı okunabilmektedir (bk. Alram 2007: 180, fig. 10, 182). Alhon’lara
(Alhunlar, veya son zamanlarda okunduğu şekilde: ‚Alhano‛, ‚Alhonno‛, bk. Bivar
2005: 321; Alram 2007: 179-180, 183) veya Eftalitlere atfedilen bu tip sikkelere
javukha sikkeleri‛ adı verilmektedir. Aynı hükümdara atfedilen ama Bactria
yazılı diğer sikkeler ise šao zaboho (zabocho) ifadesini taşımaktadır ki bu
zaboho’nun javukha, yani yabgu unvanı ile benzerliği ortadadır. Nitekim bazı
araştırıcılar, Bactria dilindeki zaboho’nun Brahmice javukha ile aynı isim
olduğunu kabul etmektedirler. Ama bu unvanları taşıyan iki sikke tipi
birbirlerinden bazı bakımlardan farklıdır (Bk. Vondrovec 2008: 28, 38-39; Alram
Pfister 2010: 20-21, 23-24; Errington 2010: 151-153).
Daha yeni zamanlarda N. Sims-Williams, tarihsiz olmakla beraber, diğer
benzer belgelere nazaran VI. yy. ilk çeyreği civarına tarihlenebilecek, üzerinde
Eftalit yabgusu‛ (ηβοδαλο ιαβγο) okunabilen üç yeni belge yayınlamıştır.
Khalili Collection’a ait olan bu belgelerde geçen ifadelerden hareketle SimsWilliams,
bu hükümdarın bir Eftalit olmayıp, muhtemelen, onlara tâbiiyetin bir
sonucu olarak bu gibi gösterişli unvanları almış mahallî bir sülale mensubu

27 Tegin-şâhîler hakkında ayrıca bk. Esin 1978: 241-246, n. 37.
28 Eftalit hükümdarı Khingila için bu tarihleme, Alram’a göredir. Göbl, 430-440, Harmatta ise
460-466, Callieri ise 400-440 tarihlerini vermektedir. Bk. Bivar 2005: 321; Alram 2007: 180.
316* TAED 48 Mehmet TEZCAN
olduğu‛ sonucuna varmıştır (Sims-Williams 1999: 255; Sims-Williams 2007: 122-
123, 124-125, 126-127; Kurbanov 2010: 22-227,http://www.diss.fuberlin.de/diss/servlets/MCRFileNodeServlet/FUDISS_
derivate_ 00000000 7165/01_Text
.pdf? hosts=).
8. Batı (Gök-) Türkleri ve Toharistan Türk Yabgulukları Devrinde Yabgu
Unvanı
Eftalitlerden sonra 552 yılında kurulan Türk Kağanlığı’nın Batı bölümünü
idare eden Batı (Gök-) Türk Kağanlığı zamanında 588-589 tarihlerinde Türk
orduları Bactria / Toharistan bölgelerini ele geçirerek Herat’a ulaştılar (Taşağıl
2012: 87). Bilhassa Toharistan bölgesine hakim ve Doğu Türk Kağanlarına tâbi
olarak Batı Türk kağanları, Çin kaynaklarında da geçtiği üzere yabgu (shehu,
yehu) unvanını kullanmışlardır.29 VII. yy.da ve VIII. yy.ın ilk çeyreğinde ‚ṣāhī‛
veya ‚mlk’n mlk’ (melikler meliki, şahlar şahı)‛ gibi unvanlar kullanan Türk
yabgulukları devrinde30 onların paralarında da yabgu / žabgu (cabgu) ve bunun
muhtelif versiyonları olan unvanları görebiliyoruz (bk. Harmatta – Litvinsky
1996: 369-378).
Gerek Çin, gerek Bizans, gerekse bazı Ermeni kaynaklarında, İstemi
Kağan’dan sonra Türklerin Batı kolundaki bazı hükümdarların, Doğu Türk
kağanlarından farklı şekilde Shehu, Yehu, Silziboulos, Sinjibu, Sinjebuk, Ziebel,
Jembukhu ve Jebu gibi unvanlar kullandıkları zaten ifade edilmiştir. Batı Türk
kağanlarından Tong Yabgu Kağan (618-630), onun oğlu Sı / Lu Yehu Kagan (Sır
Yabgu, 631-632) ve Shabolue Yabgu Kagan (Işbara Yabgu, 640-641) bunlardan
bazılarıdır (bk. Babayar 2007: 19-23). Ancak, bu gibi unvanları taşıyanlardan
bazılarının tam olarak kim oldukları ve hangi tarihlerde hüküm sürdükleri
konusunda yeterli delil bulmak zordu. Fakat Batı Türk sahasında bulunan ve
üzerinde Soğd harfleriyle yabgu’yu çağrıştıran unvanlar bulunan sikkeler, buna
bir ölçüde cevap vermektedir. Çin kaynaklarındaki bilgilere paralel olarak, Batı
Türk sahasında bulunan paralarda, hem de damgalı olarak, ‚cabgu kagan‛ unvanı
geçmektedir. Mesela Tong Yabgu Kağan’a ait olduğu tahmin edilen paralarda,
Soğd harfleriyle ‚twn cpγw γ’γ’n‛ (Tun Cabgu / Yabgu Kagan) veya ‚twn cpγw
γ’γ’n pny‛ (Tun Cabgu / Yabgu Kagan’ın parası) ifadeleri yer alır. Bazı İslam
kaynakları, Batı Türk Kağanlığı idaresindeki Taşkent’e yakın bir bölgede
Cabguket / Cabgukes‛ (yabgu kenti) diye anılan bir yerden bahsederler ki

29 Tongtian 197: ‚Batı Gök-Türkleri aslen kuzey Gök-Türkleri ile aynı atadan gelirler, öteki
unvanları yabgu, şad’dır. Bunlar kağanın kardeşi oğlu veya kendi ailesine mensup biridir. Ayrıca
İ-chin (erkin), Ch’ü-li-ch’o (Kül çor), Yen-han-ta, Hsieh-li-fa (ilteber), t’u-tun ve benzeri
unvanlar kendi makamlarında irsîdir‛ (Taşağıl 2012: 114).
30 Türk Kağanlığı döneminde Toharistan Türk yabguları, bölgedeki siyasî ve kültürel faaliyetleri,
çıkardıkları paralar hakkında bk. Harmatta 1996: 475-476.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 317
burasının Tong Yabgu’nun kışlık başkenti olduğu bilinmektedir. Muhtemelen bu
şehir, Batı Türkleri tarafından başkent olarak inşa edilmişti (Babayar 2007: 22-
23). Bu kağanın bazı paralarında ise kağan ve hatun için iki ayrı portre
bulunmaktadır. Batı Türklerine ait paralarda eski Türkçedeki yabgu kelimesi,
belki Soğdcanın bir özelliği olarak, belki de bir telaffuz farkı sebebiyle, cbγw
veya cβγw şekillerinde görülür (Babayar 2007: 21-22). ‚Cbγu γaγan‛ (Yabgu
Kagan) unvanlı sikkelerde ise isim bu şekilde olmakla beraber, kimliğini tesbit
etmek zordur; fakat onun Tong Yabgu sülalesine mensup olduğunu göstermek
üzere paralarda aynı damga yer almaktadır (bk. Babayar 2007: 20, 22).
31
Çinlilerin bölgeyi tanımaya başladığı M.Ö. II. yy.ın sonlarından itibaren
Daxia, M.S. IV. yy.dan itibaren ise Tuhuolo, Batı kaynaklarında Bactria diye
anılan bölge, İslam kaynaklarında Toharistan diye anılmakta olup Amu Derya’nın
kuzey ve Hindukuş Dağlarına kadar olan güney sahalarını ihtiva etmekte idi.
Türk kağanlığı kuruluncaya kadar Eftalit Devleti idaresinde olan bölge, 560’lı
yıllardan sonra Türk idaresine geçti, ama yine Eftalit soylu kişiler tarafından
yönetilmeye devam etti. VII. yy. ilk çeyreğinde ise buradaki Eftalit beyliklerinin
hakimiyetine son veren Batı Türk Kağanı Tong Yabgu zamanında yönetim (Gök)
Türk soyundan gelen Yabgulara geçti. Onların topraklarına daha sonra
Zabulistan, Kabulistan, Gandhara, Kibin, Sind ve Horasan bölgeleri de dahil
edilerek Tong Yabgu’nun oğlu Tardu Şad zamanında Toharistan Yabguluğu
kuruldu. Tong Yabgu, bu bölgeyi oğlu Tardu vasıtasıyla idare ediyordu; bu
sebepten onlara ‚Toharistan Yabguları‛ adı verilmektedir. Merkezleri Kunduz ve
Belh idi (bk. Esin 1978: 122; Harmatta - Litvinsky 1996: 371; Taşağıl 2012: 93).
İslam tarihçisi Taberî’nin belirttiğine göre, Sind bölgesinden Herat’a kadar bütün
beyler kendilerini Toharistan Yabgusu’nun hizmetçileri addediyorlardı (Esin 1973:
131). Çin, İslam ve Soğd kaynaklarında bunlar, Tuhuolo Shehu, Cabguye etTuhari
ve tγwr’k’ MLK (Tohar Meliki / Yabgusu) adlarıyla anılmaktadır. Çin
kaynağı TS’da, Toharistan yabgularının Türk Ashina sülalesine mensup oldukları
açıkça ifade edilmektedir. 630 tarihlerinde bölgeye gelerek Tardu Şad ile görüşen
meşhur Çinli Budist seyyah Xuanzang, Tardu’nun, ‚Tohar yabgusu‛ olmakla
öğündüğünü belirtmektedir
32 ki bu da bölge idarecilerinin hep ‚Toharistan
yabgusu‛ diye anıla geldiğinin bir göstergesidir (bk. Babayar 2007: 40-41).
Toharistan bölgesini VIII. yy. ortalarına kadar (630-758) bu ‚yabgu‛lar idare
ettiler. Toharistan bölgesinin Demirkapı’nın güneyine düşen kısmını ve
Maveraünnehir’in bir bölümünü yöneten idareci de ‚Tuhuolo / Toharistan

31 Gerek Tong Yabgu, gerekse Yabgu Kagan’ın para örnekleri ve ‚cbγw yrcrdnk‛ (Yabgu İlÇirdanak?)
yazan paralar için bk. Babayar 2007: 54-61, 62-63, 66-70.
32 ‚... bu tıldagın yavgu kagannıng ulug ...l oglı kagan birle körüşdi tohrı yavgu ... men tip öz
etözin agıtu (?) sözledi ordusınga iltdi bir ay anta turdı tohrı yavgu samtso açarıg satıgçılar
birle katıp ...‛ (Tuguşeva 1991: 68).
318* TAED 48 Mehmet TEZCAN
yabgusu‛ adıyla anılıyordu. Enoki, bu yabgu’nun adının ‚Gudulu Jiedadu‛
şeklinde verildiğini kaydediyor (bk. Enoki 1959: 33-34).
Toharistan yabguları, başta Herat ve Belh olmak üzere birçok şehirlerde
paralar bastırmışlardır; bunların üzerlerinde kendi sülale damgalarının yanısıra
hangi bölgenin / şehrin yabgusu oldukları da belirtilmektedir. 645-653
tarihlerinde Toharistan yabgusu olan Işbara Yabgu’nun adı Pehlevi harfleriyle
şb’lk’ yyp [gu] MLK‛ (Işbara Yabgu Melik), merkezin Belh olduğu VIII. yy.da ise
yabgunun adı yine Pehlevi yazısıyla ‚ybgw bhlk’n‛ (Belh Yabgusu) şeklinde
geçmektedir (Babayar 2007: 189-192). Toharistan yabguları, Kuteybe bin Müslim
idaresindeki İslam ordularının VIII. yy.ın ilk çeyreğinde bölgeye gelmesiyle uzun
yıllar savaşmışlar, onlara karşı yardım almak için 759 tarihlerine kadar Çin’e
elçiler göndermişlerdi. Belh artık elden çıktığı için karargah olarak Kunduz veya
Bedahşan bölgesini seçen Toharistan Yabguları, sonunda onlara tâbi olmuşlardır
(Esin 1973: 132-133).
33 Onlardan boşalan yeri ise yine Taberî’ye göre, ‚Karluk
yabgusu‛ unvanını taşıyan Karlukların doldurdukları anlaşılıyor.
9. Zhaowu (< Jamūk? / Camûk) İsmi / Unvanı ve Yabgu ile Alâkası
Zhaowu 昭武 ismi Çin kaynaklarında, Camûk ise Buhara bölgesi
münasebetiyle İslâm kaynaklarında geçer. VI. ve VII. yy.larda Sogdiana’da kraliyet
ailesinin bu unvanı taşıdığı, Sogdiana hakkında çalışmaları ile tanınan K. Enoki
tarafından ileri sürülmüştür (1955: 59). Zhaowu ilk olarak, tıpkı M.Ö. II. yy.ın
başlarında Yuezhi’ların Xiongnu’lar tarafından Kansu bölgesinden Batıya
sürülmelerinden önce verilen bilgilerde olduğu gibi, Qilianshan’ın kuzeyinde
yaşadıkları bir yerin adı olarak geçer.34 Onlar da Xiongnular gibi Batıya
sürülmüşler ve daha sonra Kangju olarak isimlendirilecek olan bugünkü Taşkent
ve civarına gelerek burada M.Ö. II. yy.ın son çeyreğinde, yine tıpkı Beş Yuezhi
Beyliği gibi beş küçük krallık kurmuşlardır35 ki burada bazı eski ve yeni bilgilerin
muhtemelen karıştığı anlaşılıyor.
Kuşanların M.S. III. yy.ın ilk yarısında zayıflaması ve Sasaniler tarafından
İran’a sınır olan topraklarının önemli bir bölümünün (Kuşanşahr) ele
geçirilmesinin ardından Sogdiana’da hakimiyet IV. yy.ın ortalarına doğru
Kionitlere (Hūna’lar) geçti. Onlardan sonra ise V. yy.ın ikinci yarısına doğru

33 Bu konuda bk. Babayar 2007: 44.
34 TS’ya göre Kansu bölgesinde Kangju’ler, Zhaowu ailesi ve Zhaowu şehrinin bulunduğu yer
hakkında bk. Marquart 1898: 65-72 (Marquart burada, bunları Yuezhi’ların zhaowu ailesi
olarak ele almıştır); Chavannes 1941: 132-134; Malyavkin 1989: 257; Yoshida 2003: 57-58.
35 Kangju’lerin beş krallığı hakkında bk. Marquart 1898: 57-58; Hulsewé 1979: 130-131; Akbulut
1984: 48-50.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 319
bölgede yeni bir sülale olarak, Çin’in Tang Sülâlesi kayıtlarında, Kangju’lerin
zhaowu hanedanı olarak ifade edilen yeni bir ‚Beylikler Dönemi‛ görüyoruz.
Bunlar dokuz tane idi ve hepsi de Batı Türkistan (Sogdiana) sahasında, eski
Kangju bölgesinde yer alıyordu.
36 En tanınmışları, Çaç (Taşkent), Fergana ve
Soğd (Buhara, Semerkand ve Kuşaniye gibi şehirler) bölgelerinde olup hepsi de
sözde ‚Soğd asıllı‛ aristokrat bir aileden geliyorlardı; bu bakımdan araştırıcıların
çoğu bu zhaowu ismini, bir Soğd aile adı olarak kabul ederler (Hansen 2005:
287).
37 Bu Zhaowu beylikleri, gerek kendi zamanlarında, gerekse Türk hakimiyeti
döneminde Soğdca sikkeler de bastırmışlardır.38
Zhaowu isminin de, İran dilinden alınmış ve Kuşanların önceki sikke ve
kitabelerinden tanıdığımız yabgu unvanının Çinceye uyarlanmış şekli olan
xihou’nun bu dönemdeki yeni karşılığı olduğu vaktiyle ileri sürülmüştü. Başta
Cunningham olmak üzere konu hakkında ilk araştırma yapan bilginlerin büyük
bir bölümü, zhaowu ile, yukarıda yabgu için kullanılan Grekçe ZAOOY (ξαοου)
ve Eftalit hükümdarı Toramana’nın Kharosthice bir kitabesindeki yauvla (yabgu)
kelimesi arasında bir münasebet görerek, zhaowu’nun da yabgu ile alakası
üzerinde durmuşlardır (çünkü aynı kelime, Kuşanların Kharosthi alfabesiyle
Prakrit dilinde yazılmış kitabelerinde ve sikkelerinde yavuga / yaüa / yauvla
karşılığıdır). Frye da zhaowu (< camuk)’nun yabgu ile muhtemel ilişkisi ve İran
dilindeki *jawu(g), *žawu(g) ve *yawu(g) ihtimalleri üzerinde durarak bunun
yabgu anlamında *yavug şekliyle Prakrit diline geçtiğini, Grekçe ZAOOY
ifadesinin de bunların bir ‚reproduksiyonu‛ olabileceğini varsaymıştır (1962a:
201-281, n. 84; 1962b: 357; Yoshida 2003: 45, 47).
Daha yeni çalışmalarda, Çince zhaowu ifadesinin yabgu kelimesinin değil,
Soğdca kraliyet unvanı olduğu ileri sürülen Jamūk karşılığı olduğu belirtilmiştir.
Fakat Soğd dilinde bu jamūk / camûk kelimesine benzer bir karşılık
bulunamadığı için39 menşei de başka dillerde aranmıştır. Zhaowu, Orta Çincede

36 Zhaowu krallıkları hakkında bk. Marquart 1898: 58-65; Akbulut 1984: 91-95; Akbulut 2002:
281-282.
37 Hatta Soğd bölgesinde bulunan ve Orhon kitabelerinde Altı Çub Sogdak olarak geçen ifadeyi
de Çincede Zhaowu jiuxing olarak geçen bu Zhaowu ile birleştiren bilginler vardır. Halbuki bu
ifade, Batı Türk sahasına değil, Doğu Türk sahasına aiddir ve Çincede liuzhou hu (Altı Bölge
Soğdluları) şeklinde geçmektedir. Bunlar VII. yy.da Çinliler tarafından Ordos bölgesine
yerleştirilmişlerdi. Bu konudaki görüş ve tartışmalar hakkında bk. Klyaştornıy 1964: 93-98;
Malyavkin 1989: 258-261; Yoshida 2003: 43.
38 Bu sikkeler hakkında mesela bk. Babayar 2007: 131-144,151-156, 157-169, 175-179, 181-185.
39 Jamuk’a Soğd dilinde karşılık arayışları için bk. Yoshida 2003: 53, n. 32.
320* TAED 48 Mehmet TEZCAN
*tśiäu miu şeklinde telaffuz edilmekte idi.40 Narşâhî’nin Târîh-i Buhâra isimli
eserinde, Buhara bölgesindeki baskıdan kaçarak Türkistan’a giden bir grup
Soğdlu dihkân ve tüccardan bahsedilirken, onların, gittikleri yerde Camûket adlı
bir kasaba inşa ettikleri; Buhara dilinde camûk’un ‚gevher, inci‛, ket’in ise ‚şehir
demek olduğu belirtilmektedir. Narşâhî’de Yedisu (Semireçye) bölgesi Soğd
kolonileri hakkında bilgi verilirken bunların, ‚kesinlikle soylu Soğd aristokrat
ailesinin başlatıcıları olduğu üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla o, Camûket
şehrinin kuruluşunu da politik bir sebeple açıklamaktadır (Narşahî 1351: 9; De La
Vaissière 2011, ‚Sogdiana iii. History and Archaeology‛, EnIr, available at
http://www.iranica.com).
41
Camûk kelimesinin anlamıyla ilgili bu bilgi, Kuşan asıllı kişilerden ve
Camûkiyîn ailesinden42 söz edilirken başta Taberî olmak üzere başka kaynaklar
tarafından da teyid edildiğine göre bunlar, onların Türk soylularından idiler
(Frye 1951: 143; Yoshida 2003: 52-53). Camûk, kelime anlamı olarak, Karluk
yabgusu Jinzhu shehu’nun isminde de görüldüğü üzere [jinzhu (tsien tsie) >
*çinçü > cincü > yincü > inci] ‚inci‛ demektir. Târîh-i Buhâra’da geçen yer ismi
Camûket" de ‚İnci kenti‛ demektir (Narşahî 1351: 9; Frye 1951: 143-144). Yine
aynı yerde biyâgû / yabâgû / beygû kelimesi geçer ki bunun yabgu’nun bozuk
şekli olduğu anlaşılmaktadır (Narşahî 1351: 9, 157). Buradaki yabgu için söylenen
ifade, Yinçü Yabgu’nun Çince karşılığıdır ve aynı zamanda Sir Yabgu, yani ‚SırDerya
yabgusu‛ anlamınadır (Pritsak 1951: 277 ve n. 2); nitekim Kâşgarlı
Mahmûd’da da isim, cencü olarak geçmektedir. Orta Asya’daki Türk tüccarlara
ve Soğdlulara da Çin’den ve Çinceden (eski Çincedeki muhtemel telaffuzu: tsien
tsiu) geçmiştir. Kelime, inci anlamıyla Sır-Derya (Çince: Yosha) ırmağının Grek
dilindeki adı Yaksartes (*yakşa-arta: ‘gerçek inci’) ve Türkçe adı olan Yinçü-ögüz
(‘İnci nehri’) ile de uygunluk arzetmektedir.43

40 Zhaowu: ‚tsiegi-miu‛ > jamuk (Yoshida 2003: 57, 61; http://www.silk-road.com/newsletter/
december /new_discoveries.htm) (bu konuda açıklayıcı bilgi vermek lütfunda bulunan E. De La
Vaissière’e teşekkür borçluyum).Yoshida’nın kabul ettiği bu Çince transkripsiyon, Karlgren’e
aittir, Pulleyblank ise tsiaw muə şeklinde göstermektedir. Bk. Pulleyblank 1991: 399.326;
Yoshida 2003: 47, n. 23; 57. Baxter-Sagaster ise OC: *taw *maʔ, EMC: tsyew mjuX okuyuşlarını
kabul etmiştir (Baxter-Sagaster 2011: 103,123).
41 Bu yerin Taraz, Çimkent veya Koş-Tübe olduğu hakkındaki görüşler için bk. Narşahî 1351: 156-
157; Yoshida 2003: 53.
42 Camûkiyîn, Batı Türk Kağanlığı’nın 10 boyundan biri olan Çumukun ile ilgili olmalıdır. Bk.
Yoshida 2003: 55-56. Çumukun’lar, Tarbagatay bölgesinde yaşayan ve Türgişlerin Dulo
grubunu oluşturan beş boydan biri idiler. Bu konuda Çin kaynaklarındaki teferuatlı bilgi için
bk. Chavannes 2007: 59 ve n. 66, 64 vd., 93 vd.; Taşağıl 2004: 119 (bu eseri bana temin eden
yazara teşekkür ederim).
43 Sır-Derya’nın adı ve gerek Türk, gerekse Grek kaynaklarındaki durumu hakkında mesela bk.
Kljaštornij 1961.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 321
İster Kuşanların, ister Soğdluların, isterse, daha sonra Yoshida’nın tahmin
ettiği gibi Eftalitlerin soyluları burada kastedilmiş olsun, işte buradaki ifade
sebebiyle onlar arasındaki Yabgu sülalesi ile camuk kelimesi arasında bir irtibat
kurulmuştur. Soğd metinleri üzerindeki eserleri ile tanıdığımız Smirnova da,
başlangıçtaki fikrini terkederek müteakip çalışmalarında bu kelimeyi Târîh-i
Buhâra’daki cmuk / camuk sözü ile mukayese etmiş, bunun Çin kroniklerinde bir
kasaba ismi olan Zhaowu ile aynı olduğu teklifini getirmiştir (1963: 26-27 ve n.
67; Yoshida 2003: 46, 57). Konuyu ele alan Marquart ise kelimeyi hem yabgu ile,
hem de Ermenice kaynaklarda geçen ve ‚jebu‛ lakabı ile anılan Batıdaki Türk
hükümdarı Tong Yabgu Kağan’a44 karşılık olan Çembuh ile birleştirmiştir.45 Bu
görüşü makul bulan Yoshida, İslâm orduları Buhara bölgesine geldiklerinde
orada camûk unvanının hâlâ mevcudiyetine işaret etmektedir; ancak bu kelime,
Eski Çincede ‚yabgu‛ kelimesinden farklı transkribe edilmekte idi. Sonuç olarak,

44 Batı Türk hükümdarı Tong Yabgu Kağan ve 630 yılından önceki faaliyetleri münasebetiyle
farklı dillerde yazılmış kaynaklarda bilgi verilmektedir: Moses Dashurantsi (Kalankatuatsi), onu
Yabgu veya Cebu (Gürcü kaynaklarında: Jibal / Jibla) Hagan olarak isimlendiriyor ve Şat (Şad)
denen oğlunun da ona refakat ettiğini belirtirken Theophanes ise Ζιέβηλ olarak kaydederek
bunun bir hükümdar değil, ‚hakan’dan sonra ikinci sırada gelen‛, bir general olduğunu
söylüyor [Movses Kalankatuatsi 1984: 78, 81, 88, 89, 93, 201; Moses 2006: 145, 150, 168-169,
179; Theophanes 1997: 447-448 ve n. 5; ayrıca bk. Bombaci 1970: 7-8, 12-14, 20-21; Ludwig
1982: 348-354; Sinor 1990: 308-309; Artamonov 2004: 195, 197, 199 (Artamonov bunu Ziyevil
olarak kaydediyor); Dunlop 2008: 43-46] (=Jebu Xakan / Yabgu Kağan = Tong Yabgu Kağan).
Bu Grekçe Ziebel kelimesine benzer bir şekli Afganistan’daki Hun sikkelerinde Ξαοβλ olarak
da görüyoruz (Humbach 1966: 28). 625 tarihlerinde Kuzey-batı Hindistan ve Afganistan
sahasında Türk hakimiyetini kuran Tong Yabgu Kağan [Ermenice: Jebu / Çembuh(u) Hagan,
Gürcüce: Jibga (general), 618-630)] adına Toharistan’ı idare eden bir Türk prensi (Tardu şad?)
yyp MLK’’n MLK’‛ (Yabgu Krallar Kralı) (yyp / jeb= yabgu) unvanını, bir diğeri ‚spr yyb MLK’‛
[Işbara Jeb (=Yabgu) Şah], diğer birisi de ‚sym yyp MLK’‛ [Sēm Jeb (=Yabgu) Şah] unvanını
kullanıyordu. Bunlardan Işbara Yabgu, Tong Yabgu Kağan’ın oğlu ve bölgede para bastıran ilk
Türk hükümdarı idi. Bk. Donuk 1988: 56; Harmatta 1996: 476; Ecsedy – Harmatta 1996: 477.
Jebu kelimesini, ‚Yabgu‛ anlamında bu Türk hükümdarının isminde de görüyoruz. Bizans
İmparatoru Heraklios’un, Batı Türklerinin yardımıyla yaptığı Tiflis’i kuşatması (627/28)
münasebetiyle Gürcü Kroniği, Djibghou (Cibgu) diye birinden bahsediyor ki Brosset, bu
Cibgu’nun, Movses Kalankatuatsi’deki Cebu Hakan (ve Theophanes’deki Ζιέβηλ) ile aynı kişi
olduğunu ifade ediyor (Brosset 1849: 228 ve n. 1). Marquart da Cibgu’nun Yabgu Hakan
olduğunu söyleyerek bu kişinin, o zamanki Batı Türklerinin hakanı Tong Yabgu Hakan
olduğunu belirtiyor (Bu hususta ve sözkonusu Cebu Hakan’ın kimliği, bölgedeki siyasî
hadiselerin kaynaklara yansıması hakkında bk. Marquart 1903: 394, 430; Bombaci 1970: 7-24;
Ludwig 1982: 348-354; Greatrex - Lieu 2002: 208-213). 630 tarihlerinde Türklerin ve Tong
Yabgu Kağan’ın durumu, Cebu Hakan ile aynı kişi olmadığı görüşü hakkında ayrıca bk.
Bombaci 1970: 11; Artamonov 2004: 207-208 (aynı fikre Gumilev de katılmıştır).
45 Çembuh / Çembuhu kelimesi münasebetiyle yabgu, xihou ve buna yakın benzer kelimeler
arasındaki ilişkiler için bk. Marquart 1901: 66, 247. Marquart, Çembuh’u Batı Türk Kağanı
Tong Yehu Kohan (Tung Cebu / Yabgu / Ziebel Kağan) olarak kabul etmektedir. Çembuhu ve
yabgu ile alâkası hakkında bk. Artamonov 2004: 192.
322* TAED 48 Mehmet TEZCAN
Soğd vaha devletlerinin kraliyet sülalesinde Zhaowu diye bir aile ismi yoktu; bu,
Çinliler tarafından onlara Sui ve Tang sülaleleri gibi dönemlerde daha sonra
verilmiş bir addır. Golden, bunu Türkçe bir kelime olarak görürken, Yoshida’ya
göre ise, belki de Eftalit menşeli bir kelime / unvandı (2003: 59, 38, n.6; Golden
2006: 222).
46
10. Yabgu Kelimesi: Menşei ve Anlamı
VI. yy. ortalarında kurulan Türk Kağanlığı zamanından itibaren Türk
hükümdarları, kağan unvanından başka, başta tigin, yabgu, şad olmak üzere bazı
üst rütbeli unvanlar kullanmışlardır; bu tür unvanları almak Orta Asya’daki
birçok göçebe kavimler için umumi bir gelenektir. Kullandıkları unvanların bir
kısmının menşei konusunda hâlâ tartışmalar olmakla beraber yukarıda zikredilen
son üç unvan dahil, büyük kısmının, tıpkı Kuşanlarda olduğu gibi İran dilinden
(belki Sakalar, daha sonra ise Soğdlar vasıtasıyla) alınmış olduğu görülüyor
(Aalto 1971: 34). İran menşei üzerinde duranların başında gelen Frye, bunun
Yuezhi’lardaki xihou ve Kuşanlarda görülen yavuga / yaüa ve *yabγu / *yαβγu
şekillerine temas ederek, yine İran menşeli olarak Parthlardan alındığı üzerinde
durmuştur. Frye, Parth dilinde ymg / *yamag, Orta Farsça žmyγ kelimesinden
hareketle, Farsçada başta hem y- hem z- şekliyle kelimelerin gözükmesinin
mutad olduğunu, bunun da muhtemel bir yam- (‚tutmak, yönetmek, kontrol
etmek‛) kökünden geldiğini, nitekim Buhara dilinde aynı kelimeye camuk (soylu,
lider) şeklinde rastlandığını belirtmiştir (Frye 1962a: 201-202, 281; Frye 1962b:
356-357; Frye 1984: 265). Gabain ve Aalto da aynı şekilde, İranistlerin,
yavuga’nın, yam- (yönetmek, idare etmek) kökünden (-uka ekinin ilavesiyle)
türetildiği tezini desteklemişlerdir (Aalto 1971: 34; Gabain 1983: 622; ayrıca bk.
Donuk 1988: 60).
Ancak Frye, kelime başında j- (c) / y- harfinin bulunduğu juva (cuva)
(Hotan Saka dilinde) kelimesi münasebetiyle Saka dilinden gelme ihtimalini de
ihmal etmemiştir. Māhrnāmag isimli eserde bu unvan, Orta İran diliyle yβγω ~
žβγω olarak iki şekilde yer almaktadır ki bu da İran dilinden alınmış olma
ihtimalini destekleyen bir diğer örnektir (Aalto 1971: 34). Batı Türk Kağanlığı
üzerinde çalışmış ve kelimenin gerek Çince, gerekse Türkçe şekillerini eserinin
birçok yerinde zikretmiş olan Chavannes vaktiyle, yabgu kelimesinin bir Türk
unvanı olduğunu belirtmekle yetinmişti (1941: 332). Çünkü XX. yy.ın başlarında
Chavannes zamanında Parth, Sasani, Kuşan, Huna, Kionit, Kidarit, Eftalit, Soğd
ve Türk paraları hakkında yeterli araştırma bulunmuyordu, H. Humbach,

46 Öyle anlaşılıyor ki İslâmî dönemde bunların fonksiyonları da oldukça değişmiş, Golden’in
ifadesiyle, ‚müstahkem hisarlarda yaşayan toprak ağaları olan dihqanlar sınıfı içinde, eşitler
arasında ilk‛ olmuşlardı.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 323
Baktrische Sprachdenkmäler isimli eserini 1966’da yayınlayıncaya kadar ise
Bactria dili‛ (Grek harfleriyle ve İran diliyle) diye bir dil bilinmiyordu. 1960’lı
tarihlerden itibaren Kuşan, Eftalit, Hun sikkeleri ve üzerlerindeki yazılar üzerinde
çalışan Göbl, bu unvanın bir Türk değil İran mirası olduğunu (1967: 141,183); eski
Türk metinlerini yeniden ele alan Gabain ise İran menşeli olma ihtimalini
belirtmişlerdir (1988: 307).
Eski Türkçede ‚yabgu‛ kelimesi, hem Birinci Türk Kağanlığı ve İstemi
Kağan’ın Batıdaki faaliyetleri, hem de İkinci Türk Kağanlığı döneminde İlteriş
Kağan’ın ve Bilge Kağan’ın Batıdaki Tölis, Tarduş ve Türgiş gibi Türk boylarına
yaptıkları seferler münasebetiyle Ongin (O 4), Kül Tigin (KT Doğu 14) ve Bilge
Kağan (BK Doğu 12, 28) kitâbelerinde geçer: ‚[Babam (İlteriş) Hakan on yedi
adamla başkaldırmış. .. Tölis ve Tarduş halklarını o vakit düzenlemiş, Yabgu’yu
(ve) Şad’ı o vakit (onlara) vermiş... Türgiş halkını uykuda bastım. ...Bolçu’da
savaştık, (Türgiş’lerin) hakanını, Yabgu’sunu (ve) şad’ını orada öldürdüm,
devletini zaptettim]‛ (Radloff 1895: 248-249; Orkun 1987: 128-129; Tekin 1988:
12-13, 40-41, 46-47).
Eftalit Devleti’nin Türk Kağanlığı tarafından yıkılmasına rağmen bölgede
VII. yy.da bile hâlâ, Türk Kağanlığına tâbi olmakla beraber beyliklerini devam
ettiren Eftalit beylerinin ve Kuşan soylularının olduğunu İslâm kaynakları
belirtiyorlar. Belki de, Göbl’ün dediği gibi, yüksek Türk hakimiyeti altında olan
İranî (veya onların kültürel tesiri altında bulunan) hükümdarlar / beyler, böyle
bir unvan kullanmaya devam ediyorlardı (Göbl 1967: 183). Bu haliyle yabgu
kelimesinin ilk olarak Orhon kitabelerinde zikredilmekle birlikte değişik
şekillerde (yavuga, zaoou vs.) ilk olarak Kuşanlarda görüldüğü ve bunun Çinceye
de xihou olarak geçtiği yukarıda kaydedilmişti. Yabgu kelimesi, Uygurlar
döneminde IX. yy.a ait Maniheist bir dua metninde Parvan (Aksu, Doğu
Türkistan) hükümdarının unvanı olarak ve Žabgū şeklinde geçmektedir.47
Kelimenin her durumda bir soyluluk unvanı olduğu açıktır. Frye, İslâm
kaynaklarındaki bîgû / biyâgû kelimesi48 münasebetiyle de yine bu yabgu /
yavuga ve Çince xihou kelimelerine işaret eder (Frye 1954: 7, 107-108, n. 27;
Doerfer 1966: 129).
Yabgu’nun menşei ve anlamı hususunda vaktiyle tam bir açıklık ve fikir
birliği yoktu. Mesela Ramstedt, 1939’larda bunu, menşei açık olmayan Türkçe

47 Müller’in verdiği bu bilgi için bk. Golden 1980: 189; Bosworth 2007, ‚JABḠUYA‛, EnIr, available
at www.iranica.com
48 Yabgu kelimesinin İslâm kaynaklarındaki muhtelif şekilleri: biyâgû / yabâgû, cebbûye /
cebgûye / cebû, yabgûy / yafgû ve yabgû hakkında bk. Bang-Marquart 1914: 37, n.3; Markwart
1938: 147, n. 3; Golden 1980: 189-190.
324* TAED 48 Mehmet TEZCAN
unvanlardan biri olarak izah etmiş, anlamını da ‚genel vali‛ (‘Statthalter’) olarak
vermişti (1939: 78). Çincede xihou, shehu, yehu gibi farklı şekillerde ifade edilse
de yabgu unvanının, çok eskiden beri Orta Asya’da mesela Xiongnu’lar arasında
(bilhassa Batı kısmında) yaygın olarak kullanıldığı; hem kelime, hem de terim
olarak Orta İran dilinden alındığı ve Kuzey Hindistan sahasında Kuşan
İmparatorluğu’nun kurulmasından itibaren yaygınlık kazandığı bilinen bir
gerçektir.49 Anlamının da yaua- kökünden alınma olarak ‚hüküm sürmek, idare
etmek‛ manasında olduğu konusunda genel bir kanaat vardır. İlk olarak
gözüktüğü Kuşan hükümdarı Kujula Kadphises’in kitabelerinde bu kelimeyi ya
doğrudan ‚yavuga‛ şeklinde, ya da bu imlaya benzer şekilde yauva / zauva, yuva,
paralarda ise zaoou biçiminde buluyoruz (Konow 1969: xxxiv-xxxvi, l). Bailey
bunun, iki ayrı etimoloji denemesiyle İran dilinden alınmış olduğu görüşünü
savunmuştur: Önce *yam-uka (‚lider, önder‛), sonra ise *yavuka- (‚müfreze
komutanı‛) şeklinde bir teklif sunan Bailey’e fonetik bakımdan itiraz edenler
olmuştur (Narain 2000: 55, n. 19).
50 Hint Prakrit dilinde de yavuga ve yaüa-,
kitabelerde jaüva- (jaüvanae), Kuşanların kullandığı Baktria dilinde ise zaooo /
zaooi şekillerinde okunabilen unvanın çok sonraki dönemlerde Türklere yabgu
olarak geçtiği açıktır.
Kelimenin İranî menşeden değil de Altay menşeinden geldiği tezi üzerinde
duranlardan biri de O. Pritsak’dır. Pritsak, Kuşanlardan ve Eftalitlerden beri
bilinen bu unvanın, Eski Türkçede yabgu şeklinde görüldüğünü, bunun Eski
Türk kitabelerinde yab + gu olarak görüldüğünü, oradan da Grek kaynaklarına
Ziebel (= ziäbē + l) ve Silziboulos (= *Sir Žibū + l) > Sir yabgu) olarak geçtiğini
söylemiştir. Burada Pritsak, gu + l ekli Altayca unvanın, büyük sayı menşeine
dayandığını, bu menşenin ise Pelliot ve Bang’ın çalışmalarına rağmen şimdiye
kadar açıklanmadan kaldığını kaydetmiştir (1952: 88-89). Altay teorisini
geliştiren Clauson ise, muhtemel bir davgu kelimesi üzerinde durarak bunun,
çok eski bir geçmişe sahip olan yabgu’nun VIII. yy. öncesindeki şekli olduğunu
savunmuştur. Ona göre, VIII. yy.da ‚sadece çok yüksek bir mevki‛ işgal eden
*davgu’nun mertebesi, kağan tarafından düşürülmüşse de ancak X. yy.a kadar
Aral Gölü çevresindeki Oğuzlar’da (Oğuz Yabgu Devleti) ve XI. yy.da bile Tokuz
Oğuz’larda hâlâ en yüksek idareci unvanı idi (Clauson 1960: 115; Frye 1962a: 281,
84; Clauson 1972: 873). Clauson, daha sonraki çalışmalarında, bu kelimenin

49 Kelimenin farklı yazılışları ve çok çeşitli materyaller üzerindeki görünüşleri hakkında bk.
Bosworth 2007, ‚JABḠUYA‛, EnIr, available at www.iranica.com Türklerin bunu İran dilinden
almış olabilecekleri, ama ‚Irano-Turcica‛ (İranî kavimlere mal olmuş Türkçe bir kelime)
müşterek bir unvan olduğu görüşü için bk. Ögel 1971: 365.
50 Bk. H. W. Bailey, ‚Languages of the Saka‛, B. Spuler (ed.), HdO, 1. Abteilung der Nahe und
mittlere Osten, IV. Band: Iranistik, 1. Abschnitt: Linguistik, Leiden- Köln, s. 131-154. Ayrıca bk.
Bosworth 2007, ‚JABḠUYA‛, EnIr, available at www.iranica.com
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 325
Yuezhi’lardaki yabgu kelimesine kadar geri gittiğini söylemekle beraber artık
*davgu kelimesinden bahsetmediğine göre, Altay teorisi fikrinden vazgeçmiş
görünüyor. Zaten Frye da böyle bir Altay menşe teorisinin kabul edilebilir
gözükmediğini belirtmişti.
Yabgu kelimesini Türk menşeinden getiren bilginler ise oldukça fazladır ve
bunlar daha çok Türkçe ‚yabgu‛ kelimesinden hareket etmişlerdir. Ramstedt ve
Poppe gibi Mongolistler, Moğolca daga- (kurmak, emretmek) kökünden
hareketle bu kelimenin ‚emîr, lider‛ anlamındaki Moğolca *da’amal kelimesine
uygun olarak Türkçe yabgu olduğunu savunmuşlardır (Frye 1962b: 358).
Thomsen, Orhun ve Ongin kitabelerinde de geçen kelimenin Türkçe yap(‚yapmak,
düzenlemek, inşa etmek‛) kökünden gelme ihtimali üzerinde durarak,
yabgug’u da fiilden isim yapan +gu eki ile onun yükleme hali olarak (çok sayıda
Türkçe kelimede örnekleri vardır) belirtmiştir (1993: 175, n. 21. Ayrıca bk. Donuk
1988: 62). Thomsen’den sonra birçok sinolog ve türkolog da onun yolunu takip
ederek Türkçe olma ihtimali üzerinde durmuşlardır (bk. Donuk 1988: 62, n.
493). Ancak bu bilginlerin çoğu, Türk kitabelerinden yüzyıllar önce yabgu
kelimesinin yavuga / yavgu ve yapgu / yabgu şekillerinde Kuşanlarda görülmesi
üzerinde fazla durmamışlardır. Yeni araştırmaları ve Kuşanlar konusundaki
çalışmaları da dikkate alarak yabgu unvanının menşeini ele alan Donuk ise İranî
menşe görüşüne yaptığı eleştiride, yavuga kelimesinde ileri sürülen *yam
kökünün asıl anlamı ile yabgu teriminin birbirinden tamamen farklı olduğunu
savunmuştur (1988: 60).
Beg ve tigin gibi biçok Türkçe unvanı da ele almış olan Altheim, önce
1953’de R. Stiehl ile birlikte çıkardığı eserinde, sonra ise 1959’daki müstakil
Geschichte der Hunnen (‘Hunların Tarihi’) külliyatında, Yabgu kelimesini
Şumnu’daki Proto-Bulgarca kitabelerde rastlanan Yab(ä)g (<*ya-bagu) şeklinden
hareketle ‚Yayçekenlerin / yaycıların (okçu) sahibi‛ anlamında, aslen Doğu İran
dilinden alınmış bir kelime olarak görmüştür. Bununla beraber Altheim, bu
yabgu kelimesinin zamanla Soğdcanın tesiriyle yafgu’ya dönüştüğünü ve
Türkçeye ‚yay-beği‛ anlamıyla geçerek Türkçeleştiğini ileri sürmüştür (Bk. Ögel
1959: 271-272; Altheim 1959: 215; 1962: 310; Donuk 1988: 59-60). Ancak Pelliot,
herhangi bir etimoloji belirtmeksizin her iki Mongolistin bu Türkçe tezini
reddederek, sadece İran dilinden Türkçeye ödünçlenmiş olması gerektiğini
belirtmiş; Pritsak ve başka Türkologlar da bu şekildeki bir İranî menşe görüşünü
kabul etmişlerdir (Frye 1962b: 358).
Altheim’ın görüşlerini ele alan Ögel, yabgu unvanının menşeine ayırdığı
bölümde Altheim’ın ‚ya-bagu‛ yorumunu reddetmekle beraber, Türklerde olduğu
gibi Sasani döneminde İranlı kavimlerin de yay ve oku hakimiyet alameti olarak
kullandıklarını kabul ederek, kelimenin ikinci kısmındaki bagu (bago > Tanrı, beg
326* TAED 48 Mehmet TEZCAN
/ hükümdar) kelimesinin Eski İran dilinden olduğunu, y(a)pg(v)u kelimesinin de
Pehlevice yani Orta İran dilinden alınmış olduğunu söylemiştir. Asya Hunlarında
gözüken yabgu unvanının, ‚İrano-Kuşan-Hint‛ kültürü ve devlet idaresi
vasıtasıyla girmiş olduğunu kabul eden Ögel, Türklerle İrani kavimlerin en eski
tarihi ve kültürel ilişkilerine hasrettiği başka bir çalışmasında ise konuyu biraz
geniş olarak ele almış ve daha çok Soğd kültür çevresinin doğudaki göçebe
kültürlere tesiri üzerinde durmuştur (1971: 365):
Aslında ise Yabgu unvanı, bütün Hun İmparatorluğunda yaygın bir
memuriyetti. Fakat Kuşan devleti ile İran kültürüne mal olan
Ortaasya’nın yabgu unvanı, Büyük Hun Devleti yıkılıp gittikten
sonra bile, Batı Türkistan’daki Soğd bölgesi ile Toharistan’da da
kullanılageldi. ... Unutmayalım ki yabgu unvanı M.S. 552’de, yalnız
Batı Türklerinde değil; ‚İrano-Soğd‛ kültürde de kullanılan ‚IranoTurcica‛
ve müşterek bir unvandı.
Pulleyblank, esas itibariyle Batıda ortaya çıkan bu kelimenin, vaktiyle
Kuşan İmparatorluğu elinde bulunduğu için onlardan tevarüs eden Afganistan
taraflarına Türklerin hâkim olmasıyla birlikte oradan alınmış olduğu görüşünü
ortaya atarak Tohar menşei üzerinde durmuştur. Ona göre bu kelimenin, Tohar
A ve Tohar B gruplarında fiil olarak değil de isim olarak Tohar A ype ve Tohar B
yapoy (‚toprak, ülke‛) köküyle bir irtibatı olabilir (Pulleyblank 1966: 28; Narain
2000: 54, n. 19; Bosworth 2007, ‚JABḠUYA‛, EnIr, available at www.iranica.com).
Ona göre bu görüşün haklı sebebi de şu olabilir: bu bilgi, Çin kaynağı HS’nun, o
sıralarda (M.S. 74-75) Batı Bölgeleri (Xiyu) komutanı Ban Chao’nun verdiği
raporlar doğrultusunda kardeşi Ban Gu’nun hazırladığı Batı Bölgeleri
bölümündeki ilgili rapora dayanmaktadır. Demek ki yabgu kelimesinin Çinceye
bu şekliyle geçmesi Batıdaki bir dille ve bölgeyle alâkalıdır ve bu da, Toharcanın
o dönemde hâlâ etkin olduğu şimdiki Doğu Türkistan (Xinjiang) olabilir (bk.
Hulsewé 1979: 121, n. 288).
Yukarıda işaret edildiği gibi, muhtelif dil ve yazılarla ve farklı imlalarla
yabgu kelimesinin ilk görüldüğü siyasî teşekkül olan Kuşanların menşei
konusunda bir araştırma yapan ve onların dilinin İranî bir dil olduğu görüşünü
kifayetsiz bulan Yü Taishan, gerek Kuşanlarda, gerekse ondan sonraki devletlerde
bazı ortak unvanların kullanılmış olması, bu arada Yuezhi veya Kuşanların Türk
menşei üzerinde de durulması münasebetiyle konuya başka bir açıdan
yaklaşmıştır. Gerek Çin kaynaklarına, gerekse bazı isim ve unvanların muhtemel
eski telaffuzlarına dayanarak Yu Taishan, Yuezhi veya Kuşanların ortak bir Saka
menşeinden geldiklerini; Türklerin de Zhoushu 50’ye göre atalarının Suo
devletine dayanması ve bu kelimenin de ‚Saka‛ sözünün muhtemelen bir Çince
transkripsiyonu [sheak] olduğunu belirtip, dolayısıyla Türklerin atalarının Saka
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 327
menşeli olmasının ihtimal dahilinde olduğuna dikkati çekerek, ‚eğer bu gerçek
ise, Yuezhi veya Kuşanlarla ilgili bazı kelime ve [yabgu gibi] unvanların niçin
Türkçe ile açıklanabileceğini anlamanın zor olmayacağını‛ belirtmiştir (2011: 15).
Çünkü Ona göre ‚kılık-kıyafet gibi âdetler, din ya da resmî unvanlar ve başka
türlü karakteristik hususiyetler; yayılma, değişme veya ödünç alınma özelliğine
sahip oldukları için bunlara dayanarak bir halkın milliyeti konusunda karar
verme konusunda yardımcı olamazlar.‛ (2011: 13). Özetle, Kuşanlar da Sakaların
bir kolu olduğuna göre, yabgu gibi unvanlar da pekala aynı akrabaların dillerinde
ortak olabilir veya birbirlerinden ödünç alınmış olabilir.
Gerek anlam, gerekse teşkilat olarak yabgu’nun menşei, yukarıdaki uzun
geçmişinden hareketle, bizim görüşümüze göre, Asya’nın doğusundan ziyade
batısında ve İran’ın kültürel etki alanına giren Batı Türkistan ve Kuzey Hindistan
coğrafyasında, yani bir zamanlar Sakaların hüküm sürdükleri yerlerde
aranmalıdır.51 Kuşanlarla birlikte daha sonraki göçebe asıllı devletlerin idarî
yapısını da etkiledikten sonra buı kelime, Türk kağanlıklarının Batı sahalarında ve
İslâmî Türk devletlerinde, yine İran’a yakın olan bölgelerde kendisini yabgu
şekliyle yeniden göstermiştir. ‚Yönetmek, idare etmek, hüküm sürmek‛
anlamlarıyla, ilgili olduğu devletin müstakil veya yarı-müstakil statüsüne göre
zamanla farklı manâlarda da kullanılmış, bazan merkeze doğrudan bağlı tâbi bir
hükümdarı, bazan da yeni istiklâlini kazanmaya çalışan ve serbest hareket eden
bir hükümdarı nitelemiştir.
11. Yabgu’nun İdarî Mevkii Hakkında
Yabgu unvanının idarî mekanizmadaki yeri, mertebesi hususunda, İslâm
öncesi durumu hakkında açık bilgi yoktur, bu konuda sadece yorumlar
yapılabilir. VI-VII. yy.lardaki I. Türk Kağanlığı ve VIII. yy.daki II. Türk Kağanlığı
dönemleri hakkında bilgi veren Çin ve Türk kaynaklarından bazı malumata
sahibiz. Türk Kağanlığı 552 yılında daha kurulmadan önce Bumın Kağan’ın
Nodulu Sha ve Axian Sha gibi atalarının çok eskiden şad (Çince: sha) unvanı ile
büyük babasının ise Da Shehu (Büyük Yabgu) diye anıldığı Çin kaynaklarında
geçiyor (Ögel 1971: 364-365). Ögel’in görüşüne göre, Şad unvanı taşıyan Türk
beyleri, güçlerini biraz daha arttırınca, yabgu unvanını alıyorlardı; tabiatiyle
yabgu, şad’dan daha yüksek bir unvandı.
52

51 Kuşanların menşei, bu münasebetle onlarda kullanılan muhtelif unvanlar, yabgu unvanı ve
Kuşanların Sakalarla irtibatı hakkında bizim görüşlerimiz hususunda bk. Tezcan 2002: 794-
796, 802-804.
52 Eski Türklerde Şad unvanı konusunda bir çalışması bulunan Ögel, bunun zaten Farsça şah
(veya şahi) kelimesinden alındığının âşikâr olduğundan bahisle (1963: 27), bunun ‚Türkçe ile
pek fazla uyuşan bir söz‛ olmadığını ve bizim de yukarıda zikrettiğimiz gibi İran’dan alınma
328* TAED 48 Mehmet TEZCAN
Yabgu unvanı, Orhon kitabelerinde genellikle Şad (< Şao) ile birlikte geçer.
Eski Türk metinlerini de yayınlamış olan Radloff, bu unvanı (yabgug / yabgu),
Orhon kitabeleri hakkındaki eserinde sadece ‚bir unvan‛, başka bir eserinde
Tegin (tigin)’den sonra en yüksek unvan‛, Uygurlar dönemi için ise (yapgu)
yüksek bir unvan‛ diye açıklamıştı (1895: 118; 1897: 172; Golden 1980: 189-190).
53
DTS’da yabgu, ‚Batı Türklerinin yüksek hükümdarlık unvanı‛, şad ise, ‚Türk ve
Uygur Kağanlıklarında en yüksek askerî-idarî unvanlardan biri‛ olarak
açıklanırken örnekler iki kelime bir arada ve özenle seçilmiştir: ‚kağan’ını,
yabgu’sunu ve şad’ını orada öldürdüm‛, ‚yabgu’yu ve şad’ı orada verdi‛, ‚iki
oğluma yabgu ve şad unvanlarını verdim‛ (DTS 1969: 222, 519). H. N. Orkun ise
Orhon kitabelerindeki yabgu kelimesinin anlamını, örnekleri kitabelerden almakla
beraber manâsını tamamen Kâşgarlı Mahmûd’a göre vermiştir (1987: 128-129).
Türk devletlerinin hiyerarşisinde yabguluğun önemli bir yere sahip olması
daha çok Batı Türkleriyle meydana gelmiştir; öyle ki onlarda yabgu, hem bir
isim, hem de bir unvan olabiliyordu. Kağanlık kurulduktan sonra yabgu unvanını
Doğu Türklerinde fazla görmüyoruz, çünkü onun yerinde akrabalıkta kağana
daha yakın olan şad vardır. Türk kağanlıklarında kağan’dan sonra, onun çok
yakını ve akrabası olarak şad’lar gelirdi. Nitekim Radloff da şad kelimesini,
han’dan sonraki en yüksek bir unvan‛ şeklinde açıklamıştır (1895: 136). Normal
olarak bu şad’lar, kağan’a bağlı devletlerin herhangi bir bölümünün idaresinden
sorumlu olup aynı zamanda birer ordu komutanı idiler (Clauson 1972: 873). Bazı
tarihçiler, Türk Kağanlığı’nda, yabgu’nun kağan / hakan / han’dan sonraki en
yüksek mertebe, unvan olduğunu belirtiyorlar (mesela bk. Ögel 1971: 365; Wink
1997: 65).
54 Halbuki II. Türk Kağanlığı’nda, örneklerden de anlaşılabildiği gibi,
hiyerarşide kağan’dan sonra şad geliyordu. Gerek İlteriş Kağan, gerekse kağan
olmadan önce kendisi de şad unvanı taşıyan Bilge Kağan, devletin her iki
kanadına, yönetmek üzere en yakın akrabası -oğlu veya kardeşi- olan kişileri şad
tayin ediyorlardı. Zaman zaman aynı yere hem yabgu’nun, hem şad’ın tayin
edildiği durumlarda bile yabgu’nun şad’ın üstünde olduğunu görmüyoruz. Bu
bakımdan Clauson’un dediği gibi, kitabelerde zaman zaman yabgu, şad’dan önce

(oradan alınarak ilk olarak Kuşanlara ve sonraki devletlere şao veya şahi şekillerinde geçmişti)
bir unvan olduğu üzerinde durmuştur (1971: 365).
53 Tegin kelimesini ise Radloff, ‚Prens, Han’ın en yakın akrabası‛ olarak açıklamıştır (1895: 126).
54 Mesela Türklerin Batı kanadını oluşturan On-Ok’larda on boyun her birinin başında bir şad
bulunuyordu, ama bütün On-Ok’lar bir yabgu tarafından idare ediliyordu. Bu örneğe göre
yabgu’nun hiyerarşide kağan’dan sonra, ama şad’dan önce gelmesi gerekirdi, yani şad’ın 3.
sırada olması lazımdı. Bk. Donuk 1988: 34. A. Wink, yabgu’nun ikinci derecede olduğunu
belirtmekle beraber burada, daha sonra temas edeceğimiz bir ‚çifte hükümdarlık‛ anlayışını da
görmektedir. Ona göre, ‚yabgu, teoride her zaman için kağan’ın kardeşi idi; kağan ile
yabgu’nun faaliyet alanları açık olarak gösterilmemiş ise de her ikisinin durumu da prensip
olarak irsi idi, ancak kabile aristokrasisince teyit edilmeye ihtiyacı vardı‛.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 329
zikredilmekle beraber şad’dan yukarıda değil aşağı seviyede bulunuyordu;
görevleri kaynaklarda fazla açıklanmayan yabgu da daha çok şad gibi bir şeydi
(1972: 873).
Öyle anlaşılıyor ki Türk Kağanlıklarının ilk kuruluştan önceki dönemleri ile
devletin kurulması ve iyice oturmasından sonraki idarî yapılanma ve unvanların
verilmesi aşamasında bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Yabgu genellikle, Batı
Türkleri örneğinde görüldüğü gibi, kağanlığın ayrı bir bölümünü veya ayrı bir
kabilesini idare eden bir kişi idi ve ancak bu durumda hanedan soyundan
(Ashina / ‚Kök-Türk‛)) geliyordu (Golden 1980: 190). Mesela, Büyük Türk
Kağanlığı’na bağlı olan Batı Türk Kağanlığı’nın başında, Türklere tâbi olan ve
Türk Kağanlığını unvanlar (kağan, yabgu, şad) bakımından da bazı konularda
taklit etmiş olan Hazarların (Bombaci 1970: 9) başında Ashina kraliyet soyundan
gelen bir yabgu vardı ve bu, haliyle kağandan sonraki en yüksek görevli kişi
olarak orada bulunuyordu. Halbuki Türk Kağanlığı’nın merkez yapısında, devletin
idarî mekanizmasında kağan’dan sonra şad’lar geliyordu ve bunlar hanedana
mensup olup devlet idaresinde de kağan’ın en yakını idiler. Fakat çoğu zaman,
devlet tarafından itaat altına alınmış ve genellikle de merkezden uzak olan
bölgelerde yer alan boyların veya kuruluşların hükümdarları bu yabgu unvanı ile
anılıyorlardı, bunlar ise hanedan üyesi değillerdi.55
İşte bu aşamada, XI. yy.da Kâşgarlı Mahmûd’un Dîvânü Lugâti’t-Türk
(DLT) adlı eserinde, hanedan üyesi olmayan, yani halktan olan kişilere yabgu
unvanının verildiği ve bunların hakan’dan iki derece aşağı oldukları hakkındaki
bilgisi gelmektedir ki doğrudur. Çünkü kağan’dan sonra bunların üstünde
merkezde önceleri şad, sonraları ise - artık şad’lık makamı XI. yy.da ortadan
kaybolduğu için- yuğruş yani baş vezir yer almaktadır ve yuğruş’un mevkii
yabgu’dan daha üstündür (Clauson 1972: 873; Donuk 1988: 64).
İslâmî dönemde, Kimekler,56 bilhassa Karluklar ve sonraki dönemlerde,
mesela X. yy.a kadar Aral Gölü çevresi ve Sır Derya boylarındaki Oğuz

55 II. Türk Kağanlığı’nın yıkıldığı tarihlerde (741-742) Türklerde kağan-şad-yabgu ilişkisi, tayinler
ve aralarındaki akrabalık ve yabgu’nun kağan olması... hakkında güzel bir örnek olarak bk.
Chang 1968: 200-201.
56 ‚İmek / Yimek‛ olarak da kaynaklarda geçen Kimeklerde Boylar Birliğinin başkanı her ne kadar
baygu‛ unvanı taşıyorsa da çoğu araştırıcılar bunun ‚yabgu‛dan muharref olduğunu kabul
etmişlerdir. S. Agadjanov ise, hem baygu, hem de yabgu unvanının eş zamanlı olarak
kullanıldığını belirterek, baygu’nun yabgu’ya göre daha düşük ve daha az öneme sahip bir
unvan olduğu görüşündedir. Kimek Kağanlığı’nın oluşumundan sonra ise devletin en yüksek
mevkiinde, Kâşgarlı Mahmûd’un yabgu’dan iki derece daha yukarıda olduğunu belirttiği Hakan
bulunuyordu. Vaktiyle P. M. Melioranskiy, Orhon âbideleri metinlerinden hareketle, Töles ve
Tarduşlarda idarecilerin yabgu ve şad unvanı taşımaları, hatta zaman zaman yabgu’nun şad da
sayılması örneklerine göre şad’ı ‚küçük şad‛, yabgu’yu ‚uluğ şad‛ olarak isimlendirerek daha
330* TAED 48 Mehmet TEZCAN
Devleti’nde yabgu unvanının bulunduğu hakkında kısmen bilgi sahibiyiz (Bang
ve Marquart 1914: 37)57; ama maalesef kaynaklarımız Türkçe değildir, onun için
de yorum yapmak zordur (Clauson 1972: 873).
58 Bu bilgilerimizin çoğu ise İbn
Hordâdbih’in eseri ve Hudûdü’l-Âlem gibi İslâm kaynaklarının yanısıra XI. yy.ın
ikinci yarısında Karahanlı döneminde Yûsuf Hâss Hâcib’in Kutadgu Bilig ve
Kâşgarlı Mahmûd’un DLT adlı eserlerine dayanmaktadır. İlk iki kaynak, (eski
günlerde) Karlukların hükümdarlarının unvanından bahsederken, bunu cabgûye
ve yabgû şekillerinde verirler (Minorsky 1937: 97-98; Bang ve Marquart 1914: 37;
Golden 1980: 189).
59 Karluk, Kimek, Oğuz Yabgu Devleti ve Selçukluların devlet
olmadan önceki ilk dönemleri örneklerinde olduğu gibi, yabgu unvanını taşıyan
teşekküllerde yabgu genellikle bir devlet başkanı / hükümdar olarak karşımıza
çıkmaktadır ki (Donuk 1988: 58) bunda devletin, diğer bir üst devlete zımnen de
olsa tâbi olduğu anlayışı yatmaktadır.
Kâşgarlı Mahmûd yabgu kelimesini yafgu şeklinde verirken, muhtemelen
kendi zamanında, yani XI. yy.daki durumu kastederek, yafgu’nun, ‚Hakan’dan iki
seviye aşağıda bulunan ve halktan olan kişilere verilen unvan‛ olduğunu zikreder.
Ayrıca o, Yabâgû isimli bir Türk boyundan da bahseder ki araştırıcılar, yabgu ile
bu kabile isminin farklı olduğunu özenle belirtirler (bk. Minorsky 1937: 288;
Narşahî 1351: 157).
60 Kâşgarlı’nın belirttiğine göre, Barsgan yakınında bir kent de

sonra kiçig kagan ve ulug kagan mertebelerini sıralamıştı. Bk. Melioranskiy 1899: 109-110;
Kumekov 1972: 114-116. Kimeklerde yabgu’nun unvanı Imek-yabgû veya Kimek-yabgûy (Kimekbeygûr’dan
düzeltme ile) şekillerinde isimlendirilmekte idi. Bk. Bang ve Marquart 1914: 95, 100.
57 Sır Derya boyundaki Oğuz Yabgu Devleti’nde, yabgu unvanı yanısıra muhtelif kaynaklarda
beygu / peygu şekli de geçmektedir. Marquart ve Minorsky gibi birçok araştırıcı, bunu
yabgu’nun bozuk şekli olarak kabul etmişlerdir (bk. Bang ve Marquart 1914: 37, n. 3; 42, n. 5;
Minorsky 1937: 288). Oğuz Yabgu Devleti hakkındaki ilk çalışması ile tanınan Pritsak, bu
konuya temas etmeksizin hükümdarlarının tıpkı Karluklar gibi cabbûye (=yabgu) diye
anıldığına ve ikili idare tarzını çağrıştrır şekilde, Türklerdeki sol yabgu ve sağ yabgu’luğa temas
ediyor (Pritsak 1953: 403). Yabgu ve beygu konusunda Agacanov, aynı dönemlerde kullanılan
her iki unvanın da birbirinden biraz farklı olduğunu, ‚Oğuz asilzadeleri de dahil olmak üzere
Türkçe konuşan boyların yönetici aristokratlarına bu unvanların verildiği‛, fakat ‚paygu –
baygu unvanının, muhtemelen yabgu – cabgu’ya göre önemi ve saygınlığı‛nın daha düşük
olduğu görüşünü savunmaktadır (bk. 2002: 207-210).
58 Karahanlıların ilk zamanlarında Karluklar döneminde yabgu’nun durumu hakkında bk.
Minorsky 1937: 287-289; Pritsak 1951: 273-287.
59 Bartol’d, Taberî’den naklen, bunun VII. yy.daki Toharistan Türklerinde ve muhtemelen
Oğuzlarda da bu şekilde görüldüğüne vaktiyle işaret etmiş (1897a: 16); ayrıca, Marquart’ın eski
Türk kitabeleri hakkındaki çalışmasına atıfta bulunarak bu unvanın, Çin kaynaklarındaki
Zhaowu, sikkelerdeki ZAOOY, Orhon kitabelerindeki [Altı] Çub [Sogdak] ile olan bağlantısı
üzerinde de durmuştu. Bk. Barthold 1897b: 16-17; Melioranskiy 1899: 109; Bartol’d 1963: 36,
559.
60 Halbuki, daha önce kaydettiğimiz gibi, İstemi Kağan’ın başında bulunduğu Batı Türkleri,
kaynaklarda bazan ‚Yabgu Türkleri‛ şeklinde de isimlendirilmekteydi.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 331
o zaman Yabgû olarak isimlendirilmekte imiş (DLT 2005: 675; Aalto 1971: 34;
Golden 1980: 190).
61 Agacanov da C. Brockelmann’a dayanarak, yabgu’nun
durumunu yine Kâşgarlı Mahmûd’a göre şöyle açıklıyor: ‚Yabgu (yafgu)
unvanını, devlet haline gelememiş halkların başında duran, fakat hakana nisbetle
iki derece aşağıda bulunan Türk asılzadeleri de kullanıyorlardı‛ (Agacanov 2002:
208). Demek ki gerek Kuşanlardan, gerekse onlardan intikal etmek suretiyle
daha sonraki göçebe menşeli devletlerden beri yabgu ve benzer kelimeler,
hükümdar (şao / kağan / hakan)’dan bir veya iki derece aşağıda bir mertebeye
karşılık idi.
12. İkili İdare Sistemi (‚Çifte Krallık‛) Hakkında
Yabgu ve yabguluk mevkii, Türklerin Batıya gelmesi ile onlar arasında
görülmeye başlayan ve İslâmî dönemle birlikte yeniden ortaya çıkan İranî ve
Türk kavimlerindeki ‚Çifte Krallık‛ mevzuu ile de ilgili görülmüştür. Oysaki bu
daha çok, Türklerdeki ikili yapı ile ilgilidir ve yukarıda belirtildiği üzere,
Türklerde yabgu, eskiden olduğu ve İslâmî dönemde de görüldüğü gibi çoğu
durumda hanedandan da gelmiyordu. VI. yy.daki Türk Kağanlığı dönemine kadar
Türklerde böyle bir ‚çifte krallık‛ özelliği açıkça sezilmiyor. Ancak ilk kuruluş
döneminden itibaren bu devletin politik yapısında ikili bir sistemin mevcut
olduğu; metbu devletin başında bulunan ve Doğuda oturan ‚kağan‛ unvanlı
metbu hükümdara, ‚yabgu‛ unvanlı ve Batıda oturan tâbi hükümdarın bağlı
olduğu, bu sistemin ise Türklere İran etkisi yoluyla geçtiği vaktiyle Alföldi ve
ondan sonra başka bilginler tarafından da dile getirilmiştir (Alföldi 1943: 507-
519).
62 Türklerde daha önce olmamakla beraber ikili bir idare tarzının, onların
bölgeye gelişi ile idarî yapısında da oluştuğunu kabul eden araştırıcılar, her ikisi
de ‚kağan‛ unvanını taşımakla beraber, Bumın Kağan’ın üst hükümdar olarak
Doğuyu idare ettiğini, İstemi Kağan’ın ise ‚yabgu‛ (Silziboulos) unvanıyla Batı
kaynaklarında zikredildiğini ve tâbi hükümdar olarak İmparatorluğun Batı
bölümünü yönettiğini, idarî sıralamada da kağan’dan sonra ikinci sırada geldiğini
belirtiyorlar.63 Onlara göre, Türk Kağanlığı’nda böylece ikili bir yapılanma

61 R. Genç, Kâşgarlı Mahmûd’un verdiği bilgilere nazaran Karahanlı, Karluk dönemlerinde ve
yakın çevredeki aristokratik yapılanmayı şöyle özetliyor: 1. Hakan – Han – Terken – Sultan
(Selçuklularda), 2. Yuğruş (Selçuklularda: Vezir) – Tigin – Bekeç – Tarım (hanedana mensup
şehzadeler), 3. Yafgu [Kâşgarlı, bunun halktan olduğunu söylüyor] – Köl İrkin – Sagun – Çuwı
Öge, 4. Öge tegit – Tüksin, 5. İnal, 6. Tarhan (Genç 1997: 91).
62 Alföldi’nin bu nazariyesine vaktiyle çok kısa bir tenkit yazmış olan Ögel, burada sadece
Wusun’lardaki Büyük ve Küçük Kun-mi [Gunmo] münasebetiyle durmuş, Türk devletlerine
temas etmemiştir. Bk. Ögel 1948: 359-360.
63 İkili yapı ve ‚Çifte Krallık‛ görüşünün tenkidi için bk. Kafesoğlu 1983: 262-266.
332* TAED 48 Mehmet TEZCAN
sergilenmektedir ki, bu özellik daha sonraki Türgişler64 ve Karluklar65 gibi Batı
Türkistan’da oturan ve İranî kültür tesirine açık olan devlet ve sülalelerin idarî
yapısında, ayrıca Hazarlar arasında da görülmektedir.66
Bumın Kağan ve kardeşi İstemi Kağan örneği ile vurgulanmaya çalışılan bu
görüşün Kuşanlardaki durumu açık değildir. Fakat devletin yapısında, belki de
İranî kültürün tesiri ile, ikili yapıya benzer bir sistemin olduğu, mesela idarî
yapıda, impratorluğun farklı birimlerini idare eden mahāksatrapa ve
ksatrapa’ların, yine, askerî ve sivil hizmetleri yerine getiren mahādandanāyaka ve
dandanāyaka gibi resmî memuriyetlerin olduğu Kuşan kitabelerinden biliniyor.
Bunlar arasındaki ilişki açık değilse de, yerli unvanlar olan mahādandanāyaka ve
dandanāyaka’ların daha çok polis şefi veya kontrolör gibi çalışarak asayiş ve
düzeni sağlama, yargı ve suç işleme durumları ile uğraştıkları anlaşılıyor.
İmparatorlukta idarî makamda bulunan bütün görevlilerin, İranî unvan olan
mahāksatrapa ve ksatrapa’ların ise, bunların yabancılar olduğu göz önüne
alındığında, dandanāyaka’lardan kesinlikle daha üst seviyede oldukları sonucu
çıkarılabilir (Puri 1994: 262-263). Frye, İran’ın doğusunda görülen şāh (shao)
unvanını Hint alt-kıtasındaki ksatrapa’nın İmparatorluğun batısındaki bir karşılığı
olarak yorumluyor (1984: 265). Narain, Kuşanlarda görülen bu ikili yapıda, Jain
kaynaklarında gözüktüğü gibi bir ‚çifte-krallık‛ değil (bk. 1981: 265) bilakis,
İran’daki satraplık sistemi (ksatrapa) ile, Hindistan’daki Greklerin (Indo-Grek)
strategos’luk sisteminin bir kombinasyonunu görmektedir: ksatrapa’lar, Kuşan
İmparatorluğu’nun daha doğudaki bölgelerinde ve daha büyük araziler üzerinde
birden fazla olabiliyorlardı. Geniş imparatorluk arazisinde güçlü bir askerî
otoriteye ihtiyaç olduğu için eyalet satrapları üzerinde devlet otoritesini

64 Türgişlerin VII. yy. sonlarında ve VIII. yy.ın ilk çeyreğinde kağanlıklarını ilan ettikleri dönemde
başlarında bazan bir kağan’ın, kağandan sonra da yabgu ve şad unvanlı hanedandan kişilerin
(genellikle oğulları) bulunduğunu görmekteyiz. Muhtemelen bu, kendilerine Türk Kağanlığını
örnek almış olan Türgişlerin, iki ayrı grup halinde On boydan meydana geldikleri için her
grubun başında da yabgu ve şad bulunmasıyla ilgilidir. Hatta Doğu Türkistan’da böyle bir
Türgiş yabgu’sunun VIII. yy. da müstakil bir hükümdar gibi hareket ettiği anlaşılıyor. VIII. yy.ın
ikinci yarısında, yani Türk Kağanlığı’nın yıkılıp yerine Uygurların hakim olduğu, boy sayılarının
artıp devletleşmeye başladıkları dönemlerde idarî teşkilatlarında kağan’dan sonra gelen yönetici
olarak yabgu’nun da adı geçmektedir. Yine, VIII. yy.ın ilk yarısı sonlarında Üç Kabile’nin
başında bir Türgiş yabgusu bulunuyordu. Bk. Salman 1998: 95-96, 101; 2004-119-126.
65 Hudûdü’l-Âlem’in verdiği bilgilere göre, Karluk idarecilerine eskiden ‚yabgu‛ veya ‚cabguy‛
denilmekte idi. Gerçekten gerek Türk kitabelerine, gerekse Çin kaynaklarına göre, VIII. yy.da II.
Türk Kağanlığı döneminde ve ‚Üç Karluk Bodun‛ başında bir yabgu bulunuyordu. Karluklar,
Basmıl hakimiyetinde ‚Sağ yabguluk‛, Uygurlar’ın kuruluş devresinde ise yeni kurulan devlette
en önemli mevkiyi alarak ‚Sol yabguluk‛ makamını elde etmişlerdi. Bk. Taşağıl 2004: 67-72.
66 Hazarlardaki muhtemel ‚ikili yapı‛ (‚Döppelkönigtum‛), Büyük Kağan’dan sonra Şad (Īşā /
Īşād)’ın ikinci sırada yer alması ve Şad’ın önemini yitirmesi ile Beg (Kagan Beh)’in o mertebeye
yükselmesi konularında bk. Ludwig 1982: 167-191; Golden 1990: 270.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 333
sağlamak ise İmparatorlukta önemli görevler ifa eden mahādandanāyaka ve
dandanāyaka’ların askerî hiyerarşisine tevdi edilmişti. Bu ikili yapıyı Narain şöyle
özetliyor (2002: 274):
Öyle anlaşılıyor ki en azından büyük, önemli toprak parçalarında,
aynı derecede bağlı ve doğrudan hükümdara karşı sorumlu olan biri
sivil, diğeri askerî iki paralel memurlar hiyerarşisi ile karşı
karşıyayız. Daha küçük toprak parçaları ise aynı şekilde biri sivil,
diğeri askerî olmak üzere iki paralel fonksiyonel güç tarafından
yönetiliyordu. Üstelik günümüze kadar isimleri bize ulaşabilen
Mahāksatrapa, Mahādandanāyaka, Ksatrapa veya Dandanāyaka’ların
hiçbiri Hind menşeli değildir, yani yabancı asıllıdır.
Kuşanların ilk yabgusu olduğunda şüphe bulunmayan ‚Heraus‛un
sikkelerindeki Grekçe TYPANNOUNTOS (turannountos) unvanı, ‚hüküm süren‛
anlamına gelmekle beraber, hukukî bakımdan o kişiye sınırsız yetkilere sahip
olma hakkı tanıyor muydu, bu belli değildir; ancak ona mutlak bir hükümdar /
tiran (tyran) özelliği kazandırdığı anlaşılıyor. Bu unvan da zaten tyran’dan
bozmadır. Çünkü ‚Hearus‛a yardımcı bir statü verecek ve onu Xiongnu’lardaki
shanyu gibi daha üstün bir otoriteye tâbi kılacak siyasî bilgiye bugün için sahip
değiliz. Tıpkı Xiongnu shanyu’leri gibi ‚Heraus‛un da bağımsız olarak hareket
ettiği, ama bunu açıkça ifade etmeyecek kadar zeki olduğu düşünülebilir.
Heraus‛un sikkeleri, onun Yuezhi merkezî otoritesine karşı tutumunu ve kendi
otoritesi için mahallî halktan meşruluk arayışını göstermektedir (Narain 2000:
50-51).
Yuezhi’ların Bactria bölgesini fethetmesinden sonra bölgeyi beş xihou /
yabgu’luğa ayırdıkları Çin kaynaklarında ifade edilmekle beraber, bu
yabgu’lukların Yuezhi’lar oraya gelmeden önce de zaten mevcut olduğu görüşleri
de vardır. Nitekim Batı Türkistan sahasında bulunan bu döneme ait para
örneklerine bakarsak, sayıları beş kadar olduğu tesbit edilen mahallî idareciler /
yabgu (xihou)’lar, gerçek birer hükümdar olarak sikkeler de bastırmışlardı. İşte,
bu yabgu’lardan olup (belki ‚Heraus‛ unvanıyla da anılan kişi?) ilk Kuşan
yabgu’su kabul edilen Qiujiuque (Kujula Kadphises), diğer dört xihou / yabgu’ya
saldırarak onları ortadan kaldırmış, kendisini onların üzerinde kral (basileos /
maharaja) ilân ederek tek bir ‚idareci grup‛ oluşturmuştu. Kujula, yabgulukları
ortadan kaldırmış ve onları tek bir devlet çatısı altında toplamış olmakla beraber,
devleti bir çok kabileden oluşan bir yapıda idare ediyordu. Kendisini ilk başlarda
yine ‚yabgu‛ olarak isimlendirmeye devam eden Kujula, güneyde yeni sahaları
krallığına ilhak ettikten sonra daha büyük unvanlar (mahārāja, rājātirāja ve
devaputra gibi) kullanmağa başladı. Böylece Narain’in ifadesiyle ‚yabguluk
334* TAED 48 Mehmet TEZCAN
otoritesi ve gücü, büyük unvanlarla donatılmış bir krallığın otoritesine dönüşmüş
oldu‛ (1981: 253, 263-264; 2002: 272-273; Frye 1984: 250).
Kuşanların ilk hükümdarı olarak sikke ve kitabelerinde zikredilen Kujula
Kadphises’in kullandığı unvanlar, en alt seviyeden en üst seviyeye kadar sistemli
olarak yükselen bir grafik halindedir: yavuga > basileus / raja > maharaja >
basileus basileon / rajatiraja. ‚Heraus‛un ayrı bir hükümdar değil de Cribb’in
teklif ettiği gibi Kujula’nın ilk dönemdeki yabgu’luk adı olduğu görüşü kabul
edilecek olursa, o halde ‚Heraus‛ adıyla o geçiş devresinden sonra Kujula’nın, Çin
kaynağına göre önce, Büyük Gondophares’in ölümünü takiben Anxi (Arşak /
Indo-Parth / Pahlava Krallığı)’yi fethettiği ve bütün Da Yuezhi topraklarını
hakimiyet altına aldığı; Bactria ve Kuzey Hindistan’daki büyük ve sistemli
fetihleri takiben de ‚Heraus‛luktan (HPAOY: Yabgu) Krallığa, oradan Büyük Kral
ve Krallar Kralı makamlarına yükseldiği tahmin edilebilir.
Eğer Kujula, saltanatının ilk dönemlerinde ‚Heraus‛ (yabgu) idi ise o halde
onu ‚yabgu‛yu, yani ikinci derece bir unvanı kullanmaya iten başka bir önemli
sebep var mı idi? Bu soruya araştırıcılar, Kujula’nın asıl fetihlerine M.S. 45
tarihinden sonra başlamış olduğu, çünkü o tarihe kadar Hindukuş bölgesinde
Indo-Parth hükümdarı Gondophares’in hayatta olduğu cevabını veriyorlar.
Kujula’nın, Gondophares’in çağdaşı olduğunu biliyoruz. Hatta onun
Gondophares’in sarayında yaşayan bir prens olduğu şeklinde görüşler de vardır
(Puri 1994: 248). Gerçekten de Kujula’nın Gondophares’in üstünlüğünü zımnen
tanır şekilde daha sade unvanlar kullandığı, hatta onunla ortak sikkeler
çıkardığı67 ve ancak, onun M.S. 45 tarihindeki ölümünden sonra bölgede aktif
olarak siyasî rol oynamağa başladığı ve fetihlerine hız verdiği bilinmektedir. Bu
da ‚Heraus‛un niye Grekçe olarak TYPANNOUNTOS (tyran) veya HPAOY
(yabgu) gibi ikinci dereceden bir unvan kullanmış olduğunu açıklamaktadır.
Sonuç olarak, M.Ö. II. yy.ın ikinci yarısından itibaren Yuezhi / Kuşanlar,
Wusunlar ve Kangju’lerin Soğdiana ve Bactria bölgesine gelmeleri ve buralarda
M.Ö. II. Binin ortalarından beri bulunduğu bilinen Sakaların İranî bir kültür
tesiri almaları ile beraber yabgu ve ona benzer şekillerde ifade edilen kelimeler
(yavuga, cebgu(ye), zhaowu) Doğudan gelen sonraki kavim ve devletler
tarafından da alınıp kullanılmıştır. İranî tesirler gerek Pers, Parth ve Sasanilerin
siyasî etkilerinde, gerekse Ahura-Mazda dininin çok erken devirlerden itibaren
Moğolistan içlerine ve göçebe kavimlere kadar nüfuzlarında daha açık olarak

67 Narain’in de belirttiği gibi Kuzey Hindistan’da Indo-Grek, Indo-Parth ve Sakalar arasında, ortak
veya tâbi hükümdarların bu tip ortak sikkeler çıkarmaları uygulaması gayet yaygındı ve bu da
o kralın izni olsun veya olmasın, bağımsızlığın da bir tür ifadesi olmaktaydı. Bk. Narain 2000:
58, n. 61.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 335
görülmektedir. Bu unvanın Türk devletlerinde olduğu farzedilen ‚Çifte-Krallık‛
anlayışından ziyade, Türklerde Xiongnu’lar zamanından beri görülen ikili teşkilat
ile doğrudan bir alâkası olmalıdır; ancak bunun da yine İran tesiriyle, bilhassa
idarî teşkilatta görüldüğü, devlet yapısının henüz oluşmadığı veya hükümdarların
kendilerini tam bağımsız hissetmedikleri dönemlerde ve durumlarda kullanıldığı
anlaşılmaktadır. Askerî bir yapı arzeden Türk devletlerinde yabguluk, daha
ziyade İran kültür coğrafyasına yakın olan bölgelerde görülmektedir ve askerî
olmaktan ziyade idarî bir hususiyete sahiptir. Askerî yapıda, kağandan sonra şad
veya ona mümasil, ama doğrudan hükümdarın yakın akrabaları olan kişiler
devlette söz sahibi idiler; idarî bakımdan ise İslâmî dönemde görüldüğü üzere
İranî etki ile sivil kişiler ve bu arada vezir de etkili olmaya başlamıştır. İslâmî
dönemde de bu özelliklerin devam ettiği anlaşılıyor. Kuşanlarda ilk dönemlerde,
henüz devletin tam olarak oturmadığı zamanlarda görülen yabgu unvanı,
imparatorluk dönemlerinde kaybolmakta, arkadan gelen yeni göçebe gruplarda
yeniden ortaya çıkmaktadır. Bunun Kuşanlardaki ikili yapıyla da alâkası vardır ve
daha çok idarî mekanizma ile ilgilidir. Belki, İranî kültürün tesiri ile daha sonraki
bütün Türk devletlerinde de kendini gösterecek olan vezirlik geleneği ile de
bağlantılı olabilir. Kuşanlardaki durumu aydınlatabilmek için erken dönemi
hakkında elimizde yeterince daha çeşitli kaynaklar olmalıdır. Ama sonraki
dönemler, daha erken tarihlerdeki Kuşanların da siyasî ve idarî yapısını anlamada
bize yol gösterebilirler. Yabgu kelimesinin menşeine gelince, daha sonraki bütün
Türk devletlerinde gözüken unvanların çoğunun İran menşeli olması (tigin, şad,
beg) ve bunların ilk defa Kuşanlar zamanından itibaren kullanılmaya başlaması,
bizi İranî ve Kuşan menşeine götürüyor. Kuşanların ise bir zamanlar iddia
edildiği gibi ‚Türk‛ değil İranî kültürden çok etkilenmiş, ama asıl olarak göçebe
ve muhtemelen Sakalara dayanan bir kavim olduğu anlaşılıyor.
KAYNAKÇA
Kısaltmalar:
AAASH – Acta Antiqua Academiae Scientiarum Hungaricae, Budapest.
Afghanistan - Afghanistan. Ancien Carrefour entre l’Est et l’Ouest. Indicopleustoi archaeologies
of the Indian ocean 3. Actes du Colloque International, organisé par C. Landes et O.
Bopearachchi au Musée archéologique Henri-Prades-Lattes du 5 au 7 mai 2003, Édité par O.
Bopearachchi & M.-F. Bouusac: Brepols Publishers 2005.
AIM – W. Radloff, Die Alttürkischen Inschriften der Mongolei, Neue Folge, St.-Pétersbourg 1897;
Zweite Folge, St.-Pétersbourg, 1899.
AKGWG – Abhandlungen der Königlichen Gesellschaft der Wissenschaften zu Göttingen.
AKDTYK – Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu.
AKGWG – Abhandlungen der Königlichen Gesellschaft der Wissenschaften zu Göttingen.
Philologisch-historische Klasse.
AM - Asia Major.
AN SSSR İV -
BUFM – Beiträge zur Ur- und Frühgeschichte Mitteleuropas.
336* TAED 48 Mehmet TEZCAN
CII – Corpus Inscriptionum Iranicarum.
Coins, Art and Chronology - Coins, Art and Chronology [I]. Essays on the pre-Islamic History of
the Indo-Iranian Borderlands, Michael Alram and Deborah E. Klimburg-Salter (eds.), Verlag
der ÖAW, Wien (1999); Coins, Art and Chronology II. The First Millennium C.E. in the IndoIranian
Borderlands, Edited by M. Alram vd., Wien: Verlag der ÖAW 2010).
CAJ – Central Asiatic Journal.
CHEIA – Cambridge History of Early Inner Asia, edited by D. Sinor, Cambridge University Press,
1990.
CHI – Cambridge History of Iran, vol. 3 (1) and (2). The Seleucid, Parthian and Sasanian Periods,
edited by E. Yarshater, Cambridge University Press, 1983.
DTCFD – Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi.
DTS - Drevnetyurkskiy Slovar’.
EFEO – École française d’Extrême-Orient.
EI – Epigraphia Indica.
HCCA – History of Civilizations of Central Asia.
HdO – Handbuch der Orientalistik.
HH – History of Humanity. Vol. III: From the Seventh Century BC to the Seventh Century AD,
Edited by J. Herrmann and E. Zürcher,UNESCO, 1996.
HHS – Hou Hanshu.
HS – Hanshu.
JA – Journal Asiatique.
JES – Journal of Eurasian Studies.
JRAS GBI – Journal of the Royal Asiatic Society. Great Britain & Ireland.
MRDTB – Memoirs of the Research Department of the Toyo Bunko.
MSFOu - Memoires de la Société finno-ougrienne, Helsinki.
ÖAW – Österreichische Akademie der Wissenschaften.
PDK – Papers on the Date of Kaniska, submitted to the Conference on the Date of Kaniska,
London, 20-22 April, 1960, Edited by A. L. Basham, Australian National University Centre of
Oriental Studies, Oriental Monograph Series, Leiden: E. J. Brill, 1968.
SJ – Shiji.
SPb. – Sankt-Peterburg.
SPP - Sino-Platonic Papers. University of Pennsylvania, Philadelphia.
TDK – Türk Dil Kurumu.
TS – Tangshu.
TTK – Türk Tarih Kurumu.
UAJb. – Ural-Altaische Jahrbücher.
UJb. – Ungarische Jahrbücher.
AALTO, P. ‚Iranian Contacts of the Turks in Pre-Islamic Times‛, Studia Turcica, 1971, 29-37.
AGACANOV, S. G. Oğuzlar, (Rusçadan çevirenler: E. N. Necef / A. Annaberdiyev), İstanbul:
Selenge Yayınları, 2002.
AKBULUT, D. A., Arap Fütuhatına Kadar Maveraünnehir ve Horasan’da Türkler (M.Ö. II – M.S.
VII. yy.), Atatürk Üniversitesi, Erzuırum (Basılmamış Doktora Tezi), 1984.
_________,‚Turks in Mawara’al-Nahr and Khorasan during the Chionite / Hyon and Hephthalite
Era‛, The Turks I, (Eds. H. C. Güzel, C. Cem Oğuz, O. Karatay), Ankara, 2002, 277-289.
ALFÖLDİ, A. ‚Türklerde Çift Krallık‛, İkinci Türk Tarih Kongresi, İstanbul, 20-25 Eylül 1937,
Kongrenin Çalışmaları, Kongreye Sunulan Tebliğler, İstanbul: Kenan Matbaası, 1943, 507-519.
ALRAM, M. ‚Three Hunnic Bullaefrom Northwest India‛, BAI, 17 (2003), 2007, 177-184.
ALRAM, M. ve M. Phisterer. ‚Alkhan and Hephthalite Coinage‛, Coins, Art and Chronology II,
2010, 13-38.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 337
ALTHEİM, F. Geschichte der Hunnen: Niedergang und Nachfolge, Berlin: Walter de Gruyter &
Co. Bd. I. 1959, Bd. V. 1962.
ARTAMONOV, M. İ. Hazar Tarihi. Türkler, Yahudiler, Ruslar, L. N. Gumilëv’in Tashih ve
Notlarıyla, (Rusçadan Çeviren: D. A. Batur), İstanbul: Selenge Yayınları, 2004.
BABAYAR, Gaybullah. Köktürk Kağanlığı Sikkeleri Kataloğu. The Catalogue of the Coins of
Turkic Qaghanate, TİKA Türk İşbirliği ve Kalkuınma İdaresi Başkanlığı: Ankara 2007.
BANG, W. ve J. Marquart. Osttürkische Dialektstudien, AKGWG, Philologisch-Historische Klasse,
N.F. Bd. XIII / 1, Berlin: Weidmannsche Buchhandlung. 1914.
BARTHOLD, W. W. ‚Die Historische Bedeutung der Alttürkischen Inschriften‛, AIM, 1897, 1-36.
_________, ‚Die Alttürkischen Inschriften und die Arabischen Quellen‛, AIM, 1899, 1-29.
BARTOL’D, V. V. Soçineniya II (1). Obşçie Rabotı po İstorii Sredney Azii. Rabotı po İstorii
Kavkaza i Vostoçnoy Evropı, Moskva: İzd-vo Vostoçnoy Literaturı,1963.
BAXTER, W. H. and L. Sagart. Baxter-Sagart Old Chinese by MC final, initial, and tone, version
of 20 February 2011, 2011.
BİVAR, A. D. H. ‚Gondophares and the Indo-Parthians‛, The Age of the Parthia (Edited by V. S.
Curtis and S. Stewart), The Idea of Iran, vol. 2, London Middle East Institute: I. B. Tauris &
Co Ltd. 2007, 26-36.
BİVAR, D. ‚The Jewel of Khingila: A Memento of the Great Buddha of Bamiyan‛, Afghanistan,
Brepols 2005, 319-329.
BOMBACİ, A. ‚Qui était Jebu Xak’an?‛, Turcica. RET, II, 1970, 7-24.
BOSWORTH, C. Edmund. ‚JABḠUYA‛, EnIr, Vol. XIV, Fasc. 3, 2007, 314-317, available at
www.iranica.com
BROSSET, M. (trad.) Histoire de la Géorgie, depuis l’Antiquité jusqu’au XIXe Siècle, 1
re Partie.
Histoire ancienne, jusqu’en 1469 de J.-C., S.-Pétersbourg: Imprimerie de l’Académie Impériale
des Sciences, 1849.
BÜHLER, G. ‚Art. XVII.- Dr. Bhagvânlâl Indrâjî’s Interpretation of the Mathura Lion Pillar
Inscriptions‛, JRAS, 26 / 3, July 1894, 525-540.
Chang Jên-t‘ang. T‘ang Devrindeki Doğu Göktürkleri Hakkında Yeni Belgeler (-Tsê-fu-yüan-kuei
ve Tzŭ-chih t‘ung-chien’e göre – 618-745), Doktora Çalışması, Taipei, 1968.
CHAURASİA, Radhey Shyam. History of Ancient India: Earliest Times to 1000 A. D. Atlantic
Publishers & Distirbutors Ltd.: New Delhi 2008.
CHAVANNES, Eduard. Documents sur les Tou-kiue (Turcs) Occidentaux. Recueillis et
Commentés suivis de Notes Additonnelles, Librairie d’Amérique et d’Orient, Paris: AdrienMaisonneuve,1941.
_________,(Önceki eserin Türkçe terc.), Çin Kaynaklarına Göre Batı Türkleri. (Çeviri: M. Koç).
İstanbul: Selenge Yayınları, 2007.
CHOPRA, P. N. vd. A Comprehensive History of India. Ancient India, Sterling Publishers Private
Limited: New Delhi, 2003.
CHRİSTİAN, D. A History of Russia, Central Asia and Mongolia. Vol. I. Inner Eurasia from
Prehistory to the Mongol Empire, The Blackwell History of the World: Blackwell Publishing,
1998.
CLAUSON, G. ‚Turk, Mongol, Tungus, AM, 8 / 1, 1960, 105-123.
_________, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century, Oxford: At The Clarendon Press,
1972.
CÖHCE, S. ‚Hindistan’da İlk Türk Hakimiyeti: Kuşanlar ve Akhunlar‛, Türkler, C. I, Editörler: H.
C. Güzel vd., Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, 816-821.
CRİBB, J. ‚The ‘Heraus’ coins: their attribution to the Kushan king Kujula Kadphises, c. AD 30-
80‛, Essays in Honour of Robert Carson and Kenneth Jenkins, (Edited by M. Price, A. Burnett
and R. Bland), London: Spinks, 1993, 197-134.
338* TAED 48 Mehmet TEZCAN
CSORNAİ, K. ‚Where Huns’ Blood Drew‛, JES, Vol. I, Issue 3, (July-September 2009), 28-42.
DAVARY, G. Djelani. Baktrisch. Ein Wörterbuch auf Grund der Inschriften, Handschriften,
Münzen und Sigelsteine, Julius Groos Verlag, 1982.
DAVİDOVİÇ, E. A. Kladı Drevnih i Srednevekovıh Monet Tadjikistana, AN SSSR, İnstitut
Vostokovedeniya, Moskva: İzd-vo ‚Nauka‛, 1979.
_________, ‚The First Hoard of Tetradrachmas of the Kusana ‘Heraios’‛, AAASH, XXVIII, 1980, 147-
178.
DE LA VAİSSİÈRE, É. Histoire de Marchands Sogdiens, Bibliothèque de l’Institut des Haute
Etudes Chinoises, vol. XXXII, Collége de France, Paris, 2002.
De La Vaissière, É. ‚Sogdiana iii. History and Archeology‛, EnIr, 2011, available at
http://www.iranica.com
DLT. Kâşgarlı Mahmûd, Dîvânü Lugâti’t-Türk. (Çeviri, Uyarlama, Düzenleme: S. Erdi, S. T.
Yurteser), KabalcıYayınevi, 2005.
DOERFER, G. Türkische und mongolische Elemente im neupersischen, Bnd. IV: Türkische
Elemente im Neupersischen (Schluss) und Register zur Gesamtarbeit, Wiesbaden: Franz
Steiner Verlag GmbH, 1975.
DONUK, A. Eski Türk Devletlerinde İdarî – Askerî Unvan ve Terimler, Türk Dünyası
Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1988.
DTS. Drevnetyurkskiy Slovar’, (Redaktorı: V. M. Nadelyaev, D. M. Nasilov, E. R. Tenişev, A. M.
Şçerbak), AN SSSR, İnstitut Yazıkoznaniya, Leningrad: İzd-vo ‚Nauka‛, 1969.
DUNLOP, D. M. Hazar Yahudi Tarihi. (İngilizceden Çeviren: Z. Ay), İstanbul: Selenge Yayınları,
2008.
ECSEDY, I. and W. Sundermann. ‚The Rise of the Türk Power‛, HH, 1996, 477-479.
ENOKI, K. ‚Sogdiana and the Hsiung-nu‛, CAJ I, 1955, 43-62.
_________, ‚On the Nationality of the Ephthalites‛, MRDTB, XVIII, 1959, 1-58.
ENOKI, K. vd. ‚The Yüeh-chih and their migrations‛, HCCA, Vol. II. The development of
sedentary and nomadic civilizations: 700 B.C. to A.D. 250, (Edited by J. Harmatta), 1994, 171-
190.
ERRINGTON, E. ‚Differences in the Patterns of Kidarite and Alkhon Coin Distribution at Begram
and Kashmir Smast‛, Coins, Art and Chronology II, 2010, 147-168.
ESIN, E. ‚Tabari’s Report on the Warfare with the Türgis and the Testimony of Eighth Century
Central Asian Art‛, CAJ XVII / 1-4, 1973, 1-4.
_________, İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Târîhi ve İslâma Giriş (Türk Kültürü El-Kitabı, II, Cild
I/b’den Ayrı Basım), Edebiyat Fakültesi Matbaası: İstanbul 1978.
FALK, H. ‚Names and Titles from Kuṣāṇa Times to the Hūṇas. The Indian Material‛, Coins, Art
and Chronology II, 2010, 73-89.
FLEET, J. F. ‚A Note on one of the Inscriptions on the Mathura Lion-Capital‛, JRAS GBI 1904,
703-709.
FRYE, R. N. ‚Jamūk, Sogdian ‘pearl’?‛, JAOS, 71 / 2, s. April-June 1951, 142-145.
_________, The History of Bukhara. Translated from a Persian Abridgment of the Arabic Original
by Narshakhi, The Mediaeval Academy of America, Cambridge, Massachusetts, 1954.
_________, The Heritage of Persia, Weidenfeld and Nicolson, 1962a.
_________, ‚Some Early Iranian Titles‛, Oriens, 15, 1962b, 352-359,
_________, The History of Ancient Iran, München: C. H. Beck’sche Verlagsbuchhandlung, 1984.
_________, ‚The Rise of the Kushan Empire‛, HH, 1996, 456-460.
GABAIN, A. von. ‚Irano-Turkish Relations in the Late Sasanian Period‛, CHI, 3(1), 1983, 613-624.
_________, Eski Türkçenin Grameri. (Çeviren: M. Akalın), AKDTYK, TDK Yayınları, Ankara: TTK
Basımevi, 1988.
GENÇ, R. Kaşgarlı Mahmud’a Göre XI. Yüzyılda Türk Dünyası, Ankara: TAKE Yayınları, 1997.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 339
GHIRSHMAN, R. Les Chionites–Hephthalites, Ministére de l’Education Nationale, Le Cairo,
Imprimerie de l’Institut Français d’Archéologie Orientale, 1948.
GOLDEN, P. B. Khazar Studies. An Historico-Philological Inquiry into the Origins of the Khazars,
Vol. 1, Budapest: Akadémiai Kiadó, 1980.
_________, ‚The peoples of the south Russian steppes‛, CHEIA, 1990, 256-284.
_________, Türk Halkları Tarihine Giriş. Ortaçağ ve Erken Yeniçağ’da Avrasya ve Ortadoğu’da Etnik
Yapı ve Devlet Oluşumu, 2. Baskı, (Çev.: O. Karatay), Çorum: KaraM, 2006.
GÖBL, R. Dokumente zur Geschichte der iranischen Hunnen in Baktrien und Indien, Bd. I,
Wiesbaden: Otto Harrassowitz, 1967.
GREATREX, G. and S. N. C. Lieu (edited and compiled). The Roman Eastern Frontier and The
Persian Wars, Part II. AD 363-630. A narrative sourcebook, London and New York:
Routledge, 2002.
GRENET, F. ‚Nouvelles données sur la Localisation des Cinq yabghus des Yuezhi. L’Arrière Plan
politique de l’Itinéraire des Marchands de Maès Titianos‛, JA, 294(2), 2006, 325-341.
HANSEN, V. ‚The Impact of the Silk Road Trade on a Local Community: The Turfan Oasis, 500-
800‛, Les Sogdiens en Chine, (Ed. É. De La Vaissière et E. Trombert), Études thématiques 17,
EFEO, Paris, 2005, 283-310.
HARMATTA, J. ‚Annexation of the Hephthalite Vassal Kingdoms by the Western Turks‛, HH,
1996, 475-476.
HARMATTA, J. and B. A. Litvinsky. ‚Tokharistan and Gandhara under Western Türk Rule (650-
750)‛, HCCA, vol. III: The Crossroads of civilizations: A.D. 250 to 750, (Ed. B. A. Litvinsky),
UNESCO Publishing, 1996, 367-401.
HILL, J. E. (terc.) ‚The Western Regions according to the Hou Hanshu. The Xiyu juan ‘Chapter
on the Western Regions’ from Hou Hanshu 88 Second Edition (Extensively revised with
additional notes and appendices)‛, 2003 (web adresi:
http://depts.washington.edu/silkroad/texts/hhshu/hou_han_shu.html)
HULSEWÉ, A. F. P. China in Central Asia. The Early Stage: 125 B.C.- A.D. 23, An Annotated
translation of chapters 61 and 96 of the History of The Former Han Dynasty, with an
introduction by M. A. L. Loewe, Leiden: E. J. Brill, 1979.
HUMBACH, H. Baktrische Sprachdenkmäler, Teil I-II, Mit Beiträgen von A. Grohmann,
Wiesbaden: Otto Harrassowitz, 1966.
İbn Hordadbeh. Kniga Putey I Stran. (Perevod s Arabskogo, Kommentariy, İssledovanie, Ukazateli
i Kartı: N. Velihanova), AN Azerbaydjanskoy SSR, İnstitut Vostokovedeniya, Baku: ‚Elm‛,
1986.
KAFESOĞLU, İ. Türk Milli Kültürü, İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1983.
KLJAŠTORNIJ, S. G. ‚ΙΑΞΑΡΤΗΣ = SÏR-DARJA‛, CAJ, VI / 1, 1961, 24-26.
_________, Drenvetyurkskie Runiçeskie Pamyatniki kak İstoçnik po İstorii Sredney Azii, AN SSSR,
Moskva: İzd-vo ‚Nauka‛, 1964.
KONOW, S. ‚So-called Takht-i-Bahi Inscription of the Year 103‛, EI, XVIII, 1925-26, 277.
_________, (Ed.) Kharoshthi Inscriptions with the Exception of those of Aśoka, Corpvs
Inscriptionvm Indicarvm vol. II, part I, Varanasi: Indological Book House, 1969.
KONUKÇU, E. Kuşan ve Akhunlar Tarihi. Atatürk Üniversitesi Yayınları: Sevinç Matbaası, Ankara
1973.
_________, ‚Akhunların Kalıntısı Olarak Kalaçlar (Halaçlar)‛, Türkler, C. I, Editörler: H. C. Güzel vd.,
Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, 846-853.
KUMEKOV, B. E. Gosudarstvo Kimakov IX-XI vv. po Arabskim İstoçnikam, AN Kazahskoy SSR,
İnstitut İstorii, Arheologii i Etnografii im. Ç.Ç. Valihanova, Alma-Ata: İzd-vo ‚Nauka‛
Kazahskoy SSR, 1972.
340* TAED 48 Mehmet TEZCAN
KURBANOV, A. The Hephthalites: Archaeological and Historical Analysis. PhD thesis submitted
to the Department of History and Cultural Studies of the Free University, Berlin, 2010.
(http://www.diss.fuberlin.de/diss/servlets/MCRFileNodeServlet/FUDISS_derivate_000000007165/01
_Text.pdf?hosts=)
LITVINSKY, B. A. and M. H. Zamir Safi. ‚The Later Hephthalites in Central Asia‛, HCCA, vol. III:
The Crossroads of civilizations: A.D. 250 to 750, (Ed. B. A. Litvinsky), UNESCO Publishing,
1996, 176-183.
Liu Xinru. The Silk Road in World History, The New Oxford World History: Oxford University
Press, 2010.
LOESCHNER, H. ‚Notes on the Yuezhi – Kushan Relationship and Kushan Chronology‛, 2008,
(http://www.onsnumis.org/publications/Yuezhi-Kushan_Hans-Loeschner_2008-04-15.pdf)
LUDWIG, D. Osteuropäische Geschichte. Struktur und Gesellschaft des Chazaren-Reiches im
Licht der schriftlichen Quellen, Inaugural-Dissertation zur Erlangung des Doktorgrades der
Philosophischen Fakultät der Westfälischen Wilhelms-Universität zu Münster (Westf.), 1982.
MALYAVKIN, A. G. Tanskie Hroniki o Gosudarstvah Tsentral’noy Azii. Tekstı i İssledovaniya,
(Otvetstvennıy red.: Yu. M. Butin), AN SSSR, Sibirskoe Otdelenie, Novosibirsk, 1989.
MARKWART, J. ‚Kultur- und sprachgeschichtliche Analekten‛, UJb., IX, 1929, 69-103.
Markwart, J. Wehrot und Arang. Untersuchungen zur mythischen und geschichtlichen
Landeskunde von Ostiran, (hrsg. von H. H. Schaeder), Leiden: E. J. Brill, 1938.
MARQUART, J. Die Chronologie der Alttürkischen Inschriften, Leipzig, 1898.
_________, Ērānšahr nach der Geographie des Ps. Moses Xorenac‘i. Mit historisch-kritischem
Kommentar und historischen und topographischen Excursen. AKGWG, Berlin: Weidmannsche
Buchhandlung, 1901.
_________, Osteuropäische und ostasiatische Streifzüge. Ethnologische und historischtopographische
Studien zur Geschichte des 9. und 10. Jahrhunderts (ca. 840-940), Leipzig:
Dieterich’sche Verlagsbuchhandlung, 1903.
MELIORANSKIY, P. M. Pamyatnik v Çest’ Kyul’ Tegina. S dvumya tablitsami nadpisey, S.-
Peterburg: Tipografiya İmperatorskoy Akademii Nauk, 1899.
MINORSKY, V. Hudūd al-‘Ālam. ‘The Regions of the World’, A Persian Geography, 372 A.H.–982
A.D., (Translated and Explaned by V. Minorsky, with the Preface by V. V. Barthold,
translated from the Russian), Oxford: University Press, 1937.
MORAVCSIK, Gyula. Byzantinoturcica II. Sprachreste der Türkvölker in den byzantinischen
Quellen, Leiden: E. J. Brill, 1983.
Moses. Kalankatlı Moses, alban tarihi ve alban salnamesi Mhitar Koş. (Rusça ve İngilizce
Nüshaları Karşılaştırarak Azerbaycan Türkçesine Çeviren: Prof. Z. Bünyadov, Türkiye
Türkçesi: Dr. Y. Gedikli), Selenge Yayınları, İstanbul, 2006.
Movses Kalankatuatsi. İstoriya Stranı Aluank, Perevod s drevnearmyanskogo, Predislovie i
Kommentariy: Ş. V. Smbatyan, Matenadaran, İnstitut Drevnih Rukopisey im. Maştotsa pri
Sovete Ministrov Armyanskoy SSR, Erevan: İzd-vo AN Armyanskoy SSR, 1984.
NARAIN, A. K. ‚The Kushāṇa State: A Preliminary Study‛, Study of the State, (Edited by H.
Claessen and P. Skalnik), New York, 1981, 251-273.
_________, ‚The Five Yabgus of the Yüeh-chih‛, India. History and Thought. Essays in Honour of A.
L. Basham, (Edited by S. N. Mukherjee), Subarnarekha, Calcutta, 1982, 174-185.
_________, ‚Indo-Europeans in Inner Asia‛, CHEIA, 1990, 151-176.
_________, The Tokharians. A History without Nation-State Boundaries, North-Eastern Hill
University Publications, Shillong, 2000.
_________, ‚The Kushan State and its Ideology‛, The Turks I, Ed. H. C. Güzel vd., Ankara, 2002,
271-276.
Yabgu Unvanı ve Kullanımı
TAED 48* 341
Narşahî. Tâ’rîh-i Buhârâ, Te’lîf-i Ebû Bekr Muhammed bin Ca’fer En-Narşahî 286-347, Tercüme-i
Ebû’n-Nasr Ahmed bin Muhammed Nasru’l-Kubâvî, Telhîs: Muhammed bin Züfer bin Ömer,
Tashîh ve Tahşiye: Müderris Rızavî, Teheran, İntişârât-ı Bünyâd-ı Ferheng-ı İrân, 1351.
NEELIS, J. Early Buddhist Transmission and Trade Networks. Mobility and Exchange within and
beyond the Northwestern Borderlands of South Asia, Koninklijke Brill NV: Leiden: 2011.
ORKUN, H. N. Eski Türk Yazıtları, AKDTYK, TDK Yayınları, Ankara: TTK Basımevi, 1987.
ÖGEL, B. ‚Prof. Alföldi’nin ‘Türklerde Çifte Krallık’ Nazariyesi Hakkında Tenkidi Notlar‛, DTCFD,
6 / 4, 1948, 359-360.
_________, ‚Ortaasya Türk Tarihi Hakkında Bazı Yeni Araştırmaların Tenkîdi‛, DTCFD, 17 /1-2,
1959, 261-273.
_________, ‚Über die alttürkische Schad (Sü-Baschi)-Würde‛, CAJ, VIII, 1963, 27-42.
_________, ‚Eski Türk - İran Kültür İlişkileri Hakkında Notlar‛, İran Şehinşahlığı’nın 2500. Kuruluş
Yıldönümüne Armağan, T. C. Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, İstanbul, 1971, 351-366.
PRİTSAK, O. ‚Von den Karluk zu den Karachaniden‛, ZDMG, 101, 1951, 270-300.
_________, ‚Stammesnamen und Titulaturen der Altaischen Völker‛, UAJb., XXIV / 1-2, 1952, 49-104.
_________, ‚Der Untergang des Reiches des ogusischen Yabgu‛, 60. Doğum yılı münasebetiyle Fuad
Köprülü Armağanı. Mélanges Fuad Köprülü, DTCF, İstanbul: Osman Yalçın Matbaası, 1953, 397-
410.
PULLEYBLANK, E. G. ‚The Consonantal System of Old Chinese‛, AM, 1962, 58-144.
_________, ‚Chinese and Indo-Europeans‛, JRAS, (April, 1966), 9-39.
_________, ‚Chinese Evidence for the Date of Kaniska‛, PDK, 1968, 247-258.
_________, ‚The Chinese and Their Neighbors in Prehistoric and Early Historic Times‛, The Origins
of the Chinese Civilization (Edited by D. N. Keightley), Studies on China 1, University of
California Press: Berkeley and Los Angeles 1983, 411-466.
_________, Lexicon of Reconstructed Pronunciation in Early Middle Chinese, Late Middle Chinese,
and Early Mandarin, Vancouver: UBC Press, 1991.
PURI, B. N. ‚The Kushans‛. HCCA, Vol. II. The development of sedentary and nomadic
civilizations: 700 B.C. to A.D. 250, Ed. by J. Harmatta, 1994, 247-264.
RADLOFF, W. Die alttürkischen Inschriften der Mongolei, SPb. 1895-1897.
RAMSTEDT, G. J. ‚Alte türkische und mongolische Titel‛, MSFOu, vol. 55 / 2, 1951, 59-82.
RAY, Haraprasad, Chinese Sources of South Asian History in Translation: The Qin dynasty, the
former and later Han dynasties, the period of the three kingdoms, (Liu) Song, Southern Qi,
the northern, eastern, and western Wei dynasties (3rd century B.C.-6th century A.D.),
Asiatic Society 2004.
SALMAN, H. Türgişler, TC. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1998.
SHRAVA, S. The Kushana Numismatics, New Delhi: Pranava Prakashan, 1985.
_________, The Dated Kushana Inscriptions, New Delhi: Pranava Prakashan, 1993.
SIMS-WILLIAMS, N. ‚From the Kushan-Shahs to the Arabs. New Bactrian documents dated in
the era of Tochi inscriptions‛, Coins, Art and Chronology I, 1999, 245-258.
_________, N. Bactrian Documents from Northern Afghanistan II: Letters and Buddhist Texts,
Studies in the Khalili Collection Vol. III. CII, Part II. Insceriptions of the Seleucid and Parthian
Periods and of Eastern Iran and Central Asia, Vol. III: Bactrian, Published by the Nour
Foundation in association with Azimuth Editions, 2007.
SINOR, D. ‚The Establishment and Dissolution of the Türk Empire‛, CHEIA, 1990, 285-316.
SMIRNOVA, O. İ. Katalog Monet s Gorodişça Pendjikent, Moskva, 1963.
TASKIN, V. S. ‚O Titulah Şanyuy i Kagan‛, Mongolica. Pamyati Akademika Borisa Yakovleviça
Vladimirtsova, 1884-1931, AN SSSR, Moskva: İzd-vo ‚Nauka‛, 1986, 213-218.
TAŞAĞIL, A. Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları (M.Ö. III – M.S. X. asır), AKDTYK, TTK
Yayınları, Ankara: TTK Basımevi, 2004.
342* TAED 48 Mehmet TEZCAN
_________, Gök-Türkler I-II-III, AKDTYK TTK Yayınları: TTK Basımevi, Ankara 2012.
TEKIN, T. Orhon Yazıtları, AKDTYK, Ankara: TDK Yayınları, 1988.
TEZCAN, M. Kuşanlar Tarihi (Yüeh-chih’lardan Kuşanlara). Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Erzurum (Basılmamış Doktora Tezi), 1996.
_________, ‚Kuşanların Menşei‛, Türkler, C. I, Editörler: H. C. Güzel vd., Yeni Türkiye Yayınları,
Ankara, 2002, 789-814.
_________, ‚The Conquest of Sogdiana and Bactria by the Nomads and the Asiani‛, Transoxiana.
Tarix va Madaniyat, Akademiku Edvardu Rtveladze v çest’ 60-letiya – kollegi i uçeniki,Taşkent,
2004, 154-165.
Theophanes. The Chronicle of Theophanes Confessor. Byzantine and Near Eastern History AD
284-813, Translated with Introduction and Commentary by C. Mango and R. Scott with the
assistance of G. Greatrex, Oxford: Clarendon Press, 1997.
THIERRY, F. ‚Yuezhi et Kouchans. Pièges et dangers des sources chinoises‛, Afghanistan, Brepols
2005, 421-539.
TRIPATHI, R. History of Ancient India, Motilal Banarsidass Publishers Private Limited: Delhi
1992.
TUGUŞEVA, L. Yu. Uygurskaya Versiya Biografii Syuan’-tszana. Fragmentı iz Leningradskogo
sobraniya İnstituta Vostokovedeniya AN SSSR, AN SSSR İV, Moskva: Nauka, 1991.
ULVING, T. Dictionary of Old and Middle Chinese. Bernhard Karlgren’s Grammata Serica
Recensa Alphabetical Arranged, Orientalia Gothoburgensia 11, Acta Universitatis
Gothoburgensis, 1997.
VONDROVEC, K. ‚Numismatic Evidence of the Alchon Huns reconsidered‛, BUFM 50, 2008, 25-
56.
WINK, A. Al-Hind. The Making of the Indo-Islamic World. Vol. II. The Slave Kings and the
Islamic Conquest, 11th
-13th Centuries, Koninklijke Brill: Leiden 1997.
YOSHIDA, Y. ‚On the Origin of the Sogdian Surname Zhaowu 昭武 and Related Problems‛, JA,
291 / 1-2, 2003, 35-67.
_________, ‚PERSONAL NAMES, SOGDIAN, i. IN CHINESE SOURCES‛, 2006,
(http://www.iranica.com/newsite/index.isc?Article=http://www.iranica.com/newsite/articles/unicode
/ot_grp10/ot_perssogdchin_20060109.html)
Yu Taishan. ‚A Study of Saka History‛. SPP, Nu. 80, (July, 1998), 1-225.
_________, ‚A Hypothesis about the Source of the Sai Tribes‛. SPP, Nu. 106, (September, 2000) 1-
200.
_________, ‚The Origins of the Kushans‛. SPP, Nu. 212, (July, 2011), 1-22.
Zeimal, E. V. ‚The Political History of Transoxiana‛, CHI, 1983, 232-262.
Web Sayfaları:
Étienne De la Vaissière, ‚Sogdians in China: A Short History and Some New Discoveries‛, The
Silk Road Journal, Vol. 1, Nu. 2, December, s. 23-27, http://www.silkroad.com/newsletter/december/new_discoveries.htm

The Western Regions according to the Hou Hanshu The Xiyu juan ‚Chapter on the Western
Regions‛ from Hou Hanshu 88, Second Edition (Extensively revised with additional notes
and appendices). Translated by John E. Hill, September 2003. Section 13 – The Kingdom of
the Da Yuezhi 大月氏 (the Kushans), http://depts.washington.edu /silkroad /texts /hhshu/
notes13.html
KURBANOV, A. 2010, The Hephthalites: Archaeological and Historical Analysis, PhD thesis submitted to the
Department of History and Cultural Studies of the Free University, Berlin, http://www.diss.fuberlin.de/diss/servlets/MCRFileNodeServlet/FUDISS_derivate_
000000007165/01_Text.pdf?hosts=

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SOĞDCA, TÜRKÇEDEKİ SOĞDCA KELİMELER VE BUNLARIN TÜRKÇEYE UYUMLARI

Soğd Ses Sistemi ve Uygur Alfabesinin Kökeni*

Kençekler ve Kençekçe